escort ankara şişli escort bayan izmir eskort beylikdüzü escort adana escort bayan kadıköy escort ümraniye escort

istanbul escort avcılar escort bahçeşehir escort beşiktaş escort şirinevler escort

the watchmaking workmanship of es.buywatches.is outclass various other brands.

approximately four decades might be replique montre rolex for sale in usa pioneer.

best https://it.buywatches.is review convey a unique style information.

best swiss replica watches review has been licensed by the official accreditation.
RSS / XML
28-07-2021
Bizi Takip Edin!
hacklink,
hacklink al.


15 Temmuzların bir daha olmaması için…

14-07-2021 20:51:27
A+ A-
Bu, ordunun bir darbesi değildir; yabancı istihbarat örgütlerinin aparatı haline gelen ve terör örgütüne dönüşen bir cemaatin darbe girişimidir. O nedenle de önceki darbelerden ya da darbe girişimlerinden tamamen ayrılmaktadır.

Kuşadası Satılık
Ordunun iktidardan memnun olmayıp yönetime müdahalesi Cumhuriyet dönemine özgü bir olgu değildir. Cumhuriyet öncesinde Osmanlı döneminde de ordu, ayaklanırdı. Geleneksel dönemde Yeniçerilerin ayaklanmasının iki temel nedeni vardı. Birincisi askeri teknolojideki ve askeri eğitimdeki yeniliklere isyan ederek direnmekti. İkincisi ise düşen alım gücü (akçenin değer kaybı) nedeniyle memnuniyetsizliklerini isyan ederek göstermekti. Bunlar geleneksel askeri ayaklanmalardı; “istemezük” şeklinde kendini gösterirdi.
 
Yeniçeriliğin kaldırılmasının ve askeri yapılanmada modernleşmenin ardından askeri ayaklanmalar ortadan kalkmadı ama içeriği değişti. Sistemdeki ağırlıklarını korudular ve hatta ordunun sistemdeki ağırlığı daha da arttı. Tarihsel olarak Türk devlet geleneğinde ordunun etkisi bilinen bir gerçektir. Buna ilave olarak modernleşme sürecinin öncüsü ordu olduğu için, modernleşme süreciyle birlikte ordunun etkisinin artması şaşırtıcı değildi.
 
II. Meşrutiyet’in ilanında ve 1913 Babıali Baskını’nda da ordunun, ordunun içindeki İttihatçı kanadın etkisi bilinmektedir. Bunları modern askeri müdahaleler olarak nitelemek ve yeniçerilerin geleneksel askeri muhalefetinden ayırmak gerekir. Aslında modern anlamda Türkiye’deki ilk askeri darbenin 1913 Babıali Baskını olduğu söylenebilir. Bu süreçte ülkede yaşanan İttihatçı-İtilafçı cepheleşmesi orduya da yansıdı. Ordunun siyasetteki etkisi II. Meşrutiyet sonrasına, Kurtuluş Savaşı’nda da sürdü. Ordunun siyasetin dışına çıkması Atatürk sayesinde mümkün olabildi. Ordunun siyasetin dışına çıkarılması, Atatürk’ün 1909’dan beri hayaliydi ve ancak 15 yıl sonra, 1924’te gerçekleşebildi. Bu tarihten 1960 yılına kadar, 36 yıl boyunca ordu siyasetin dışındaydı. Bu tarihimiz boyunca ordunun en uzun süre siyasetin dışında kaldığı dönem oldu.
 
Türkiye, köklü bir tarihe sahip olmakla beraber köklü bir demokrasiye sahip değildir. Ekonomik gelişmişlik düzeyinin yüksekliği, eğitim kültür seviyesinin yüksekliği ve toplumsal örgütlenmişlik düzeyinin yüksekliği demokrasi için güçlü birer altyapı sağlayabilmektedir. Bununla beraber siyasal altyapının (kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, yürütmenin gücünün yasama ve yargı tarafından dengelenmesi, gücün tek merkezde toplanmaması, devlet-toplum dengesinin oluşabilmesi…) zayıflığının yanı sıra demokrasi kültürünün de zayıflığı, demokrasiyi daha da kırılgan kılabilmektedir. Türkiye’nin toplumsal yapısı Batılı anlamda kentli ve katmanlı (ya da sınıfsal) bir yapıya sahip değil. Kapitalistleşememiş. Bunda uygulanan ekonomik modelin üretici değil tüketici temelli olması etkili. Devlet üretimi teşvik etmemiş. Tüketiciyi korumayı öncelikli olarak hedeflemiş. Ama sonuçta uzun vadede bundan tüketici zararlı çıkmış. Değerli İktisat tarihçimiz Mehmet Genç, Osmanlı iktisadi sisteminin üç ayak üzerine oturduğunu anlatır: İaşe (halkın ihtiyaçlarının karşılanmasının öncelikliliği), vergicilik ve gelenekçilik. Buna dördüncü ayak olarak vakıf sistemini de ekler Mehmet Genç hoca… Vergicilik mümkün olan en yüksek vergiyi almaya odaklıdır. Bugün de halen öyle değil midir? 100 bin liraya ithal edilen bir arabayı 300 bin liraya –vergilerle- alabilmek işte fiskalizmdir, vergiciliktir. Dolayısıyla üretmeye gerek yoktur. İthal edilen mala en ağır vergiyi koyarsınız, bundan kazanırsınız. İhracat odaklı değil, ithalat ve ithalatı vergilendirme odaklı bir ekonomik model. Klasik Osmanlı sistemi de böyleydi; bugün içinde bulunduğumuz sistem de böyle. Bunun bir istisnası Atatürk dönemi oldu. Önce ithal ikameci (dışarıdan ithal ettiğimiz malları içeride üretmek) bir ekonomik model benimsendi. Sanayileşme hedeflendi. Bunun bir sonucu da ihracattı. Nitekim son 500 yıllık tarihimizde ithalat-ihracat dengesinin ihracat lehine olduğu tek dönem 1930’lar Türkiye’sidir. Bugün ithalat ile ihracatımız arasında kaç milyar dolar fark var?   
 
Türkiye’nin son yüzyılındaki gelişmeler göstermektedir ki, siyasal cepheleşmeler, devalüasyonlu ekonomik krizlerle beraber demokrasinin kesintiye uğramasına yol açmaktadır. Örneğin 27 Mayıs 1960 askeri darbesi öncesinde 1958 devalüasyonu ve Vatan Cephesi; 12 Mart 1971 askeri darbesi öncesinde yine devalüasyonlu ekonomik kriz ve sağ-sol cepheleşmesi; 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesinde ekonomik kriz, 24 Ocak kararları ve Milliyetçi Cephe; 28 Şubat 1997 askeri darbesi öncesi 5 Nisan kararları (1994) ve Laik-İslamcı cepheleşmesi… Devalüasyonlu ekonomik kriz ve siyasal cepheleşme askeri darbelere ortam yaratmaktadır; ancak, bu iki iç dinamiğe üçüncü bir nokta ilave edilmelidir. O da, askeri darbe için dış destek (ABD/NATO onayı) sağlanmasıdır.  Özetle devalüasyonlu ekonomik kriz ve siyasal cepheleşme askeri darbenin iç dinamiklerini oluşturmaktadır. Bunların tamamlayıcısı olarak dış onay devreye girmektedir. İç ve dış dinamiklerin tam olması, darbenin önünü açmaktadır. Bu noktada 15 Temmuz 2016 darbe girişimini ayrıca ele almak gerekmektedir. Çünkü 15 Temmuz, iç dinamikler oluşmadan ve doğrudan dış güdümlü bir darbe niteliğindedir.
 
Bir dini cemaatin diğer dini cemaatlerden farklılaşarak gücünü ve etkisini arttırıp uluslararası bir aktör haline geldiği, bu süreçte hem içeriden ve hem de dışarıdan destek gördüğü bir gerçektir. Yabancı istihbarat örgütleriyle iç içe geçerek bir terör yapılanmasına dönüşmüş ve darbe ile iktidarı ele geçirmeye çalışmıştır. Bu, ordunun bir darbesi değildir; yabancı istihbarat örgütlerinin aparatı haline gelen ve terör örgütüne dönüşen bir cemaatin darbe girişimidir. O nedenle de önceki darbelerden ya da darbe girişimlerinden tamamen ayrılmaktadır. Cumhuriyetin 100. yılına girerken yurttaş ve birey temelli çağdaş bir demokrasi inşa ederek darbe üretmeyen bir siyasal yapı oluşturmak Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için bir hayati önem taşımaktadır.
 
Darbe üretmeyen bir siyasal yapının toplumsal, ekonomik ve kültürel boyutu olduğu da unutulmamalıdır. Kişi başına düşen yıllık gelirin 8 bin dolar civarında olduğu, 15 yaş üzeri nüfusun neredeyse üçte ikisinin halen lise mezunu bile olmadığı, sivil toplum örgütü deyince aklına cemaat/tarikat ya da terör örgütü gelen bir toplumsal yapıdan bu kadar bir demokrasinin çıkabilmiş olması bile başarıdır. Bu başarının arkasında köklü devlet geleneği, 300 yıllık modernleşme süreci ile Atatürk ve İnönü başta olmak üzere Cumhuriyetin kurucularının demokrasi ideali bulunmaktadır.
 
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Japonya’nın, 1960’dan sonra Güney Kore’nin ihracata dönük izledikleri sanayileşme politikaları bu ülkelerde ciddi bir refah artışı sağladığı gibi, bu ülkelerin demokrasilerinin gelişimine de katkı sağladı. Türkiye gibi sermaye sıkıntısı çeken bir ülkede kaynakların inşaata, taşa/çimentoya gömülmesi gerçekten hazin bir durumdur. İHA, SİHA gibi teknolojik üretimlerin ve bunların ihracatının değeri şüphesiz büyüktür. Ancak bunlar Türkiye gibi 80 milyonluk bir ülke için yeterli değildir. Türkiye’nin en büyük zenginliği genç nüfusudur. Ancak üniversite mezunları arasında genç işsizliğinin % 30’u bulduğu görülmektedir. Cumhuriyetin 100. Yılına girerken siyasal sistemi (başkanlık, güçlendirilmiş parlamenter sistem) tartıştığımız kadar ihracata dönük bir ekonomik modeli, tarımı, sanayiyi tartışmamız da yerinde olacaktır. İşte bu Türkiye’nin sağlıklı ve işleyen bir demokrasi kurmasını sağlayacaktır. Demokratik altyapısını güçlendirmiş bir Türkiye, askeri darbeleri ya da demokrasi dışı uygulamaları geride bırakacaktır.
 
Son olarak seçimle iktidarın değişebildiği ve seçimle iktidar değişikliğinin gelenekleştiği toplumlarda askeri darbeler uzak bir hatıradan ibaret kalmaktadır. 

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer GÜNCEL haberleri









Arşiv Arama
- -

Ana sayfa - sağ alt

Ege Meclisi
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber
Araç kiralama evden eve nakliyat