RSS / XML
23-06-2018
Bizi Takip Edin!

Bu ezmenin 40 yıl hatırı var

24-05-2015 10:25:22
A+ A-
Kemeraltı Veysel Çıkmazı’ndaki acıbadem, fıstık ve ceviz ezmecisi Erhan Cem Harmanda (57), İzmir’in kültür elçiliğini yapıyor. 40 yıldır sürdürdüğü baba mesleğini anlatan Harmanda başarısının sırrını titiz çalışmasına bağlıyor. Fıstığın en güzelini Antep’ten, bademin en güzelini Datça’dan bulup getiren, kattığı suyu bile özenle seçen lezzet ustasıyla keyifli bir söyleşi yaptık

Muğla Satılık

MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - İzmir’in kalbi Kemeraltı çarşısı rengarenk dükkanlarının içinde tadı damaklardan 40 yıl gitmeyecek lezzetler barındırıyor. Dört kuşaktır devam eden baba mesleğini ‘Elgani’ markasıyla süsleyen Erhan Cem Harmanda, yıllardır değişmeyen lezzetin sırrını Ege Meclisi okurlarıyla paylaştı.

KEMERALTI’NA NE ZAMAN GELDİNİZ?

15 yıldan beri buradayım. Çocukluktan beri bu işi yapıyorum. Biz bu işi başka semtlerde, başka illerde de yapabilirdik. Ama önemli olan yer değil, kalite. Önemli olan dört kuşaktır bu işi yapmak da değil. Aynı lezzeti yıllarca koruyabilmek, hatta iyileştirebilmek mühim olan. Badem ezmesi Edirne çıkışlıdır. Ama önemli olan Edirne değil, kimin daha iyi yaptığıdır.

‘TÜRKİYE’DE 1 NUMARAYIM’ DİYOR MUSUNUZ?

Onu bilemem. Bunu söylemem hoş değil. Bunu takdir edecek olan müşterilerdir. Ben sadece bir kulum. İşimi iyi yapmaya çalışıyorum. Alıp da yediğinde ‘çok güzel olmuş usta’ diyorsan, benim için paradan öteye geçer. Ben ne yapacağım bu saatten sonra parayı? Padişah olup saraylar mı yaptıracağım? Benim tek gayem ezmemin her geçen gün daha güzel olması.

BİR İŞ GÜNÜNÜZÜ ANLATIR MISINIZ? NELER YAPIYORSUNUZ?

Öğleye kadar üretim yaparım. Ceviz ayıklarım, badem ayıklarım, Antep fıstığını bile ayıklarım. Siz nasıl pazardan sebzeyi seçerek alıyorsunuz, ben de malzememi aynen öyle seçerim. Fıstığı gidip Antep’ten alıyorum. Bademi Datça’dan alıyorum. Çeşme suyu dahi kullanmam. Su bile önemli. Gerisini sen düşün. Kazan kaynarken alev bile önemlidir. Bizde makine yoktur. Hep elle mermer üzerinde yapılır. Yerimiz küçük, ama bu lezzetler buradan çıkıyor. Belki büyük olsak, bu lezzeti yakalayamayız.

PEK ÇOK BÜYÜK YERDEN SİPARİŞ ALIYORSUNUZ, BUNLARDAN BAHSEDER MİSİNİZ?

Büyük firmalar, bakanlıklar, konsolosluklar, Noterler Birliği bize toplu sipariş verirler. Acil siparişler olduğu zaman eşimi çağırıyorum, birlikte yetiştiriyoruz. Büyük bir titizlikle hazırlar teslim ederiz. Yurt dışında talep inanılır gibi değil. Onlarca kutuyu alıp Dubai’ye götürenler, Amerika’ya numune götürenler var. Japonlar, İngilizler gelip sorar. Üniversiteler burada belgesel çekiyor. Yurt dışında gel diyenler de oldu. Ama benim büyümek gibi bir derdim yok.

SİZDEN SONRA ÇOCUKLARINIZ BU İŞE DEVAM EDECEK Mİ?

Benden sonra bu işe devam edecek yok. Onların yolu farklı ilerliyor. Bu iş sevgi işi. Sevmezsen olmaz. Ben yıllardır mutlu olduğum için bu işi yapabiliyorum. Yoksa olmaz. Olsa da iş güzel olmaz. İnsanın içinde olacak.

 

 

 

MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - Kemeraltı çarşısının kalbi Kızlarağası Hanı’nın içine girdiğinizde burnunuza mis gibi kahve kokusu geliyorsa bilin ki Şükrü Bey’in yakınlarındasınız... 1987’den bu yana tarihi hanın içinde fincanda Türk kahvesi pişiren Şükrü Bertan, daha önce garsonluk, pidecilik yaptı. 25 yıl önce Kemeraltı’nda açtığı küçük çay ocağında servis ettiği kahveleri beğenmeyince, kendisince bir yöntem belirledi. Önce Türk kahvesini kendi damak tadına göre ayarlayıp, fincanda pişirip, denedi. Kahvenin cezvede pişmiş halinden çok daha lezzetli ve keyifli olduğunu gören Şükrü Bey, kahvesine patent de aldı. İşte Şükrü bey ile keyifli sohbetimiz...

Nasıl başladı bu hikaye, kahveye olan bu merak nereden geliyor?

Ben bu hana geleli 30 yılı geçti. Aslen Mardinliyim. Kahve kültürü oradan geliyor. Ailem çok önceden göç ettiği için İzmir’in yerlisi sayılırım. İşimde hırslıyım. Hep değişikliğin, daha iyinin peşindeyim. Kahveyi fincanda pişirme hikayem de böyle başladı. Daha iyisini yapmak istedim, başardım. Yıllar önce yıkık dökükken geldiğim dükkanım şimdi dört şube olarak hizmet veriyor. Patentini aldığım kahvemle Kemeraltı’nı hem Türkiye’ye hem de dünyaya tanıtıyorum. Çünkü fincandan Türk kahvesini ilk ben pişirdim.

Misafirleriniz arasında tanınmış kişiler de var değil mi?

30 yıldır buradan yolu geçmeyen kalmadı. Şarkıcılar, oyuncular, siyasiler İzmir’e geldiklerinde kahvemi içmeden gitmezler. Konuklarım için hazırladığımız hatıra defterleri benim en büyük hazinem. Onların memnuniyeti, ‘eline sağlık usta, içtiğim en güzel kahve’ demesi benim ödülüm.

Son dönemde çok fazla kahveci türedi, bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Bizi zincir halindeki kahvecilerle bir tutmasınlar. 'Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var' derler. Onların kahvesinin hatırı 40 yılsa benim kahvemin hatırı 80 yıldır. Bize gelen sadece kahveye değil, sohbete, güler yüze, dostluğa gelir. Çünkü esnaf olmak bunu gerektirir. Ben müşterilerimi evime gelmiş misafirlerim gibi ağırlarım.

Başka hedefleriniz var mı?

‘Şükrü Bey - Fincanda Pişen Kahve’ artık bir marka. Allah nasip ederse ilerde bulunduğum sokağa bu ismi vermek istiyorum. Burada çok emeğim var. Ömrümün yarısını burası için harcadım.

Peki, sizden sonra bu işi kim devam ettirecek?

İzmir’in ve Kemeraltı’nın markalaşmış değerlerinin kaybolmaması için ustaların eleman yetiştirmesi lazım. Bencil olmamak lazım. Bunu yapmak her yiğidin harcı değil. Ben çok insan yetiştirdim. Esnaflığın çok önemli kuralları var. Güleryüzlü olacaksınız, devamlılığınız olacak, kaliteniz hep aynı olacak. Bunu devam ettirecek evlatlarım var.

ŞÜKRÜ BEY’İN KAHVE TARİFİ;

“Porselen fincanın içine önce bol miktarda dibek kahvesi, ardından da kahvenin istenme hallerine göre şeker konulur. Ilık su eklenerek, fincanın içindeki kahve ve şeker eritilir. Kısık ateşte yanan mangalın üzerine fincan doğrudan konulur. Fincanla ateş arasında başka malzeme bulunmamalı.” Bu tarife göre hazırlanan kahveler, meraklılarına yanlarına iki-üç küçük lokumla birlikte, hızla servis ediliyor. Kahvenin bol konulması, yoğunluk sağladığından normal kahveden daha farklı bir tat alıyorsunuz. Öyle ki, kahvenin köpüğü son yuduma kadar bitmiyor. Köpük, kalın bir tabaka gibi fincanın dibine oturuyor”

 

‘Kemeraltı Klasikleri’ yazı dizimizin bu haftaki durağı Meşhur Hisarönü Şambalicisi. Hisarönü’ne geldiğinizde karşınıza ucu görünmeyen bir kuyruk çıkıyorsa bilin ki 1942’den bu yana hizmet veren şambalicinin çok yakınlarındasınız. Dört kuşaktır devam eden dede mesleğinin yeni temsilcisi 22 yaşındaki Yiğit Muammer Doyurgan ile tarihi lezzetin hikayesini konuştuk

MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - İzmir'in tarihi Kemeraltı Çarşısı'nda bulunan Hisarönü Şambalicisi, iki buçuk metrekarelik bir dükkandan dünyaya şambali satıyor. İşte o eşsiz lezzetin hikayesi.

Bize bu işin tarihini biraz anlatır mısınız?

Bu işi ilk olarak Bulgaristan'dan 1939 yılında İzmir'e göç eden Adem Saatçi başlatmış. Kendisi seyyar olarak İzmir sokaklarında şambali satmış. Bu tatlıyı herkese sevdirmiş. Ölümüne yakın işi dedem Muammer Doyurgan’a devretmiş. Dedem de oğulları Can Doyurgan ve Aşkın Doyurgan’a devrediyor. Şimdi ben onlardan devralıyorum. Kardeşim de yetişiyor. Bizim ailede herkes şambalici olarak doğuyor.

 

 

Peki, bu ilginin sırrı sizce ne?

İşin sırrı, değişmeyen lezzet. 1940’lı yıllarda Adem Usta nasıl yapıyorsa aynı şekilde devam ettirmeye çalışıyoruz. Tatlılar bakır tepsilerde, odun ateşinde pişiyor. Dilimlenmiş servis ediliyor ve sade, kaymaklı, tarçınlı veya Hindistan cevizli yenebiliyor; sade 1 buçuk, kaymaklı 2 TL.

Şube açmayı hiç düşünmediniz mi?

Öyle bir düşüncemiz hiç olmadı. Çünkü fabrikalaşmak istemiyoruz. Bu, lezzeti bozar. Kapının önüne masa sandalye bile koymuyoruz. Bu işin güzelliği elde ayaküstü yemekte. Bizi seven de bu yüzden seviyor. Öğlen aralarında kapının önündeki kuyruk caddeye kadar uzanıyor.

 

 

Yurt içi ve yurt dışında sipariş alıyor musunuz?

Teklifler çok fazla var. Çeşitli AVM'ler talepte bulunuyor. Buraya gelip Türkiye’nin dört bir yanına yollanmak üzere şambali alanlar var. Kemeraltı çarşısına gelen turistler de tadına baktıktan sonra kutu kutu alıp memleketlerine götürüyorlar. Biz tatlının içinde un, yağ, yumurta kullanmadığımız için oda sıcaklığında saklandığında bir ay dayanabilir. Ayrıca internet üzerinden bize ulaşıp özel olarak sipariş verenler de var. Bu ilgiden çok memnunuz.

 

 

 

Kemeraltı'nın özel lezzeti, 35 yıldır Ali Paşa Meydanı'nda

 

Kemeraltı Osmanlı döneminden beri sadece İzmir'in değil, tüm Ege'nin dünyaya açılan kapısıydı. Buradan hareketle çarşıyla özdeşleşen Ege lezetleri de günümüze kadar ulaştı. Bu lezzetlerden biri de Manisa Kebabı. Kemeraltı'nın klasikleşmiş lezzetlerinden Manisa kebabının hikayesini 1970'den beri Ali Paşa Meydanı'nda hizmet veren Nurettin Usta'yla konuştuk.

 MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - Nurettin Bahçıvan, yıllar önce Suriye'den Manisa'ya gelerek kebapçılık yapan ustasının ardından Manisa'da başladığı kebapçılığı İzmir'e taşıma kararı aldı. 1970 yılında Kemeraltı'na gelerek Kebap Salonu açtı. O günden beri hem İzmirlinin, hem de İzmir’e yolu düşen yerli yabancı turistlerin gözdesi...

 

Sizin kebabı diğerlerinden ayıran özelliği ne?

İzmir’de eşi olmayan şişler bende var. Başladığımdan beri krom-çelik şiş kullanıyorum. Bu şişler hem hijyen hem de lezzet açısından çok önemli. İlk dükkanımı 1964'te Hisarönü’nde açtım. Bu dükkana sonradan geçtim. İzmirliler o günden beri bizi yalnız bırakmadı.

 

Malzemede nelere dikkat ediyorsunuz?

Etin kalitesi çok önemli. Ben hayvanın besisini, ne olduğunu hemen anlarım. İzmir’de tanımadığım kasap yoktur. İlla tek yerden alayım demem. Eti beğenmezsem hemen başka kasaptan alırım. Çünkü ben lezzetimi hep korumak zorundayım. O lezzet değişirse müşterim gelmez.

Peki, sizden sonra bu işe kim devam edecek?

Üç çocuğumu da okuttum. Oğlanlar yüksek okul bitirdiler, ama baba mesleğine devam ediyorlar. Şimdi onlar da buradalar. Bu işe başladığımdan beri, daha küçüklükten çok adam yetiştirdim. Şimdi büyüdüler. Çocukları oldu. Onlarda burada çalışıyor. Ben tecrübemi herkesle paylaşıyorum. Bu iş paylaşılırsa devam eder.

 

Gelen her müşteriyle siz ilgileniyorsunuz bu da işin bir parçası mı?

Yaşım ilerledi. Artık ocağı ustaya, çalışmayı çocuklarıma bıraktım. Ama ben her gün ceketimi giyer gelirim, müşterimle ilgilenirim. Onlar beni burada görmeye alışkın. Çoğuyla yıllara dayanan dostluğum var. Arayı açanlara hemen 'Nerelerdesin' diye hesap sorarım. Sağolsun onlar da beni ararlar. Dün kısa şortuyla annesinin yanında gelenler bugün çocuğuyla geliyor. İşinin başında olmazsan yürümez. Ben her şeyi ilk günkü gibi takip ediyorum.

 

LEZZETİN SIRRI NE?

 

Doyuran Manisa Kebabı'nın eti özel. Süt dana etinin sinirleri temizlendikten hiçbir katkı maddesi konmadan hazırlanıyor. Köfte büyüklüğünde hazırlanan kebapların sarıldığı şişler de özel. Paslanmaz çelikten, kebap için imal edilmiş şişler kullanılıyor. Menüde kebap dışında yer alan piyaz, el yapımı yayık ayranı ve dövülmüş ceviz ve tahinli sosuyla Kemalpaşa tatlısı da müşterilerden tam not alıyor.

 

Çarşının vazgeçilmez lezzetinin öyküsü

Ege Meclisi ‘Kemeraltı Klasikleri’ yazı dizisinin bu haftaki konuğu, yaz aylarının vazgeçilmezi ‘Koruk şerbeti’. Mayhoş tadı ve doğallığıyla içenlerinin beğenisini kazanan Koruk şerbetinin mazisini, 30 yıldır itinayla şerbet hazırlayan Ali Usta'dan dinledik

MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - Yaz aylarında Kemeraltı'na gelenler, serinlemek için su, meşrubat ve ayranın yanı sıra geleneksel içecekleri de tercih ediyor. Yıllardır şerbetçileriyle nam salan çarşının en gözde şerbeti ise ‘koruk suyu’. Kemeraltı Çarşısı Hisarönü Küçük Demirhan’da yıllardır doğal koruk suyu satan Ali Özcan, işin sırrının ‘doğallık’ olduğunu söylüyor.

Ne zamandan beri çarşıdasınız?

30 yıldır Kemeraltı’nda esnafız. Çay ocağımızda babadan oğula geçerek çalışmaya devam ediyoruz. Doğal koruk şerbeti ve limonatamızla çarşıda nam saldık. Koruk şerbeti aslında bu müessesede 50 yılı aşkın süredir yapılıyor. Ama biz 30 yıl önce devraldık.

Koruk şerbeti ne zaman tezgaha çıkıyor?

Mayıs ayında başlarız. Eylül’e kadar devam ederiz. İzmir’in çeşitli ilçelerinden koruğu temin ediyoruz. En zor kısım koruğu temin etmek. Ondan sonra tek tek ayıklıyoruz. Tokmağımızla kovanın içinde eziyoruz. Tülbendin içinde şurubun içine yatırıyoruz. Üzerine şekeri koyuyoruz. Ağzını bağlıyoruz. Sabaha kadar bekletiyoruz. Sonra suyunu çıkarıp, soğutup satıyoruz.

Peki özelliği ne?

Tamamen doğal olması. İçtiğimiz tüm içeceklerde katkı maddesi var. Ama bu şerbet doğaldır. Sadece doğal şeker ve koruk var. Başka hiçbir şey yok. Bu yüzden öne çıkıyor.

Fiyatı nasıl?

Üç boy bardağımız var. 1 lira, 1 buçuk lira ve 2 liraya satıyoruz. 1 buçuk litresi 6 lira. İzmir dışında İstanbul ve Bursa’da çok meraklısı var. Son zamanlarda Yunan misafirlerin ilgisini çekiyor. Tadınca litre litre alıp götürüyorlar. Günde ortalama 100 bardak satıyoruz.

KORUK ŞERBETİNİN BİLİNEN FAYDALARI

 

İştahı açar. Göz ağrılarını dindirir. Kurdeşen hastalığının tedavisinde kullanılır. Deride oluşan kızarıkları giderir. Bağırsakları çalıştırır ve kabızlığı önler. Sıcak havalarda toksinlerin dışarı atılmasını sağlar. Vücudu serinletir ve rahatlatıcı etkisi vardır.

Konak Meydanı'ndan, Kemeraltı'na girdiğimizde yaklaşık 200 metre ileride solda gördüğünüz Yeni Şükran Oteli bir asırdır tarihe bekçilik ediyor. İçine girdiğinizde kendinizi eski bir Türk filminde gibi hissettiğiniz yapının işletmecisi İlyas Camtaş, otelin hikayesini anlattı


 

MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - Ege Meclisi ‘Kemeraltı Klasikleri’ yazı dizisinin bu haftaki durağı ‘Yeni Şükran Oteli’. Yüz yaşını çoktan geride bırakmış tarihi otel, bir asır boyunca iş arayan gurbetçileri, İzmir'e çevre illerden hastanelere gidebilmek için gelen yoksulları, öğrencileri, askerleri ve gidecek başka yeri olmayanları misafir etmiş. İzmir'in emektar otelini 1982 yılından bu yana işleten İlyas Camtaş sorularımızı yanıtladı.

Bu otel sizin için neden bu kadar önemli?

Bu oteli ilk devraldığımda iki ağabeyim vardı. Şimdi onlar vefat etti, ben kaldım. Ben ilk geldiğimden günden beri burayı olduğu gibi muhafaza ettim. Tarihi seviyorum. Burası hakikaten tarih kokuyor. Ne İzmir’de ne başka yerde böyle bir yeri bulamam.

Müşteri geliyor mu? Tarihi otele ilgi nasıl?

Otelciler odasına kaydımız var. Kendim de yönetimdeyim. İnternet üzerinden tanıtım yapıyoruz. Hollanda’dan, Avusturya’dan, Belçika’dan arayıp yer ayırtıyorlar. Onlara buranın tarihi bir bina olduğunu, her odada banyo olmadığını, toplu bir banyo kullanıldığını izah ediyorum. Buna rağmen ‘mutlaka gelip, o nostaljiyi yaşamak istiyoruz’ diyorlar.

Peki, ücretler ne kadar?

1 kişi 25 lira, 2 kişi 40 lira, 3 kişi 60 lira.

 

Bu otele gelip uzun yıllar yaşayanlar var. Onlardan bahsedebilir misiniz?

Maalesef üç tanesini kaybettik. Vefat ettiler. Onlardan aydan aya ödeme alıyordum. En uzun kalan 15 sene kaldı. Halen daha kalanlar var. Dönem dönem gidecek yeri olmadığı için gelenler oluyor. Onlara da ücretsiz olarak kapımı açıyorum.

Günümüzün 5 yıldızlı “herşey dahil” otel anlayışının yanında Yeni Şükran Otel’in yerini nasıl görüyorsunuz?

İstediği kadar yıldızları olsun buradaki kokuyu bulamazlar. Bastığınız ahşapta, çıktığınız merdivende, elinizi yıkadığınız muslukta bile tarih var anılar var. Nostaljiyi yaşamak isteyenleri buraya beklerim.

 

Burasıyla ilgili bir hayaliniz var mı?

Bu tarihi otelin korunmasından yanayım. İzmir’e film, dizi çekmeye gelenler bu dokudan faydalanabilirler. Böyle orijinal korunmuş bir yeri arasalar bulamazlar. Dönem dönem tiyatrocu, oyuncu misafirlerim oluyor. Onlar da aynı şeyi söylüyor. Kim bilir belki bir gün olur.

 

 

1905'TEN BERİ

1905 yılında ilk ismi pafta ve tapu kayıtlarında Hacı Hasan olarak adı geçen Yeni Şükran Oteli, 1926 yılı İzmir rehberinde de içinde ünlü Şükran Lokantası'nın bulunduğu Hacı Hasan Oteli olarak yer almış. O dönemde otel, 49 oda ve 80 yatak kapasitesiyle hizmette olup konaklama ücretleri, 75 ve 100 kuruş adasında değişiyormuş.

 

Kemeraltı Klasikleri: Hamza Rüstem

Ege Meclisi ‘Kemeraltı Klasikleri’ yazı dizisinin bu haftaki durağı, bir dönem İzmir’de fotoğraf denilince akıla ilk gelen ‘Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi.' Atatürk’ten İsmet İnönü’ye kadar pek çok önemli kişinin İzmir ziyaretlerini karelerine yansıtan, İzmir kent tarihinin en önemli arşivlerini bünyesinde barındıran fotoğrafhaneyi şimdi Hamza Rüstem’in torunu Mert Rüstem işletiyor.


 

 

MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - 1872 Girit doğumlu Hamza Rüstem’in, zamanın ilk Müslüman türk fotoğrafçılarından Behaeddin Bediz’den devralarak 1925’te İzmir’de açtığı Hamza Rüstem Fotoğrafhanesi, ülkemizin en büyük fotoğraf arşivine sahip. Kemeraltı Anafartalar Caddesi üzerindeki Hamza Rüstem Pasajı içerisinde yer alan fotoğrafhaneyi günümüze taşıyan Mert Rüstem ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
 


Sizin işi devralma süreciniz nasıl gelişti?

Ailemizin fotoğraf macerası 1897’de Girit’te başlıyor. Büyükbabam Hamza Rüstem İzmir’e mübadil olarak gelirken fotoğrafhanesini de getiriyor. Oğulları arasında iş bölümü yapıyor. Fotoğrafçılık işini amcama vermiş. Babam ise ithalat yapmış. Malzeme alıp satmış. Bir de büyük amcam var, ancak erken yaşta vefat etmiş. Babamla amcam uzunca yıllar devam ettiler. Aslında ben makine mühendisiyim. Fakat işler kötüleşince ben de Kemeraltı’na geldim. Amcamın hastalığı ilerleyince bir kısmı tasfiye etti bir kısmı bana devretti. Babamla ağabeyim beraber çalışıyorlardı ama babam da rahatsızlandı. Hepsi gidince ben tek başıma yola devam etmek zorunda kaldım. Hamza Rüstem ismini tescilleterek İzmir’de unutulmaya yüz tutan bir markayı yeniden canlandırdık.
 


Buranın İzmir tarihi açısından önemini anlatır mısınız?

Osmanlı döneminde fotoğraf çeken ilk firma olarak biliniyor. Daha eski bir firma bilgisine rastlamadık. Büyükbabam İzmir’e geldiğinde aslında İzmir’de fotoğrafçılar var. Ama hepsi Levanten. İtalyanlar kaldı, ama Rumlar ve Ermeniler gittiği için İzmir’de çok büyük bir fotoğrafçı açığı ortaya çıkıyor. Hamza Rüstem bu yüzden bir döneme damgasını vuruyor. Yerin Kemeraltı olarak seçilmesi de bilinçli alınmış bir karar. O dönemlerde İzmir’in tek merkezi Kemeraltı’ydı. Ticaret için ya da gezmek için İzmir’e gelen herkes tek bir adreste buluşurdu; Kemeraltı. Bu yüzden büyükbabamın koleksiyonu çok büyük ve kapsamlı.
 


Hamza Rüstem’i bu kadar özel kılan ne?

 

Büyükbabam sıradan bir fotoğrafçı değil. İlk fotoğrafçılar odasını da kuran isim kendisi. O dönemlerde yerel basının kendine ait fotoğrafçısı olmadığı için büyükbabam gibi fotoğafçılar gazeteler için fotoğraf çekermiş. Atatürk olsun, İnönü olsun, İran Şahı olsun hepsinin İzmir ziyaretlerini bizzat fotoğraflamış. Hatta 1931 ziyaretinde Atatürk İzmir’e geliyor. Büyükbabam onun fotoğraflarından hazırladığı albümü kendisine takdim ediyor. Bu albüm şuan Çankaya Köşkü’nde. Araştırmalarımıza göre hala köşkte saklanmaya devam ediliyor.

 

Kemeraltı Klasikleri: Şekerciler

Ege Meclisi ‘Kemeraltı Klasikleri’ yazı dizisinin bu haftaki durağı, Şadırvanaltı'nda bulunan şekerciler çarşısı ve burayla adı adeta özdeşleşen 72 yıllık Kemal Kutucu. Babasından devraldığı mesleği bugünlere taşıyan Kutucu, çarşıdaki tüm şekerlemecilerin ustası olarak kabul ediliyor

MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - İzmir’de bayramlarda, özel günlerde şeker çikolata denilince herkesin aklına Kemeraltı'nın şekerciler çarşısı gelir. 1905 yılına ait haritalarda bile bu bölge, şekerciler çarşısı olarak gösteriliyor. Yani bir asırdan fazladır İzmirliler, bayramlarda ve özel günlerde ağızlarının buradan aldıkları şekerlerle tatlandırıyor. Kemeraltı şekerciler çarşısının emektarı, 72 yıllık markasını günümüze taşıyan Kemal Kutucu ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 Nasıl başladı bu yolculuk?

Kemalpaşa'nın Çınarlı köyünden babam Hasan Kutucu, İkinci Dünya Savaşı'nın şiddetlendiği 1940'lı yılların başında yaşanan yoğun işsizlikte, ne iş olsa yapıyormuş. 1943'te Mezarlıkbaşı semtinde küçük bir şekerci dükkanı açmış. Ancak o yıllarda şeker yokmuş. Kuru üzüm, incir ve cevizi kıyma makinesinden geçirip leblebi tozuyla ezdikten sonra merdaneyle açmış ve küçük kağıtlara sarıp satmaya başlamış. Satışları artırmak için promosyon yapmış, sinema biletleri hediye etmiş. Beş yıl sonra Şadırvanaltı'nda Türkiye'nin ilk toptan satış yerini açmış.
 


 Siz nasıl devraldınız?

Biz üç kardeşiz. İki de kız kardeşim var. Babam yılan sokması sonucunda hayatını kaybedince iş bana düştü. İzmir Türk Koleji'nin ardından Ege Üniversitesi Kimya Mühendisliği'nden mezun oldum. Ancak işsizlik beni baba mesleğine yöneltti. Çocukluğumun geçtiği çikolata dükkanının başına geçtim. Bugünkü yerine taşıdım. Toptancılıktan perakendeye döndüm.

 Bunca yıl bir markayı ayakta tutabilmenin sırrı ne?

Bu işin iki sırrı var; birincisi müşteriyle ilgilenmek ikincisi kaliteli ürünü ucuza satmak. Biz ne olursa olsun kaliteden ödün vermiyoruz. Verseydik bugünlere gelmemiz mümkün değildi.

 Bayramlarda çarşıda eski coşkuyu yaşanıyor mu?

Eskiden bayramlar uzun süre hazırlanılan özel günlerimizdi. Şimdi bunları göremiyoruz. İnsanlar genelde seyahat etmeyi tercih ediyorlar. Eski tat belki kalmadı ama şeker ve çikolata hala önemini koruyor.

 

Bir Kemeraltı Klasiği: Kuyumcular Çarşısı

İzmir’in kalbi Kemeraltı’nın unutulmayan değerlerini yazdığımız ‘Kemeraltı Klasikleri’ yazı dizisi bu hafta ‘Kuyumcular Çarşısı’ ile devam ediyor. Yıllardır birbirinden farklı dükkan ve çeşitle hizmet veren çarşı, bugün hala Kemeraltı’nın gözbebeği. Kuyumcular Çarşısı’nın dününü ve bugününü, mesleğe bir ömür vermiş usta İbrahim Mama, nam-ı diğer “Kasap İbo”dan dinledik.


 

 

MELİS APAYDIN İDE / EGE MECLİSİ - Kemeraltı Kuyumcular Çarşısı neredeyse bir asırdır evlenenlerin, hediye almak isteyenlerin, mücevher meraklılarının uğrak noktası… Emektar çarşıya yıllarını veren ustaların sayısı ise bir elin parmaklarını geçmiyor. Gidenlerin büyük kısmı ya ekonomik krizlere dayanamamış ya da farklı semtlere taşınmış. Çarşıya girdiğimizde hemen herkesin ‘buranın hikayesi ondan dinlenir’ dediği usta İbrahim Mama, yenilerin dürüst çalışmamasından şikayetçi…
 


Ne kadardır bu çarşıdasınız?

İ.Mama: 50 yıldan beri Kuyumcular Çarşısı’ndayım. İmalattan, toptan satışa kadar her türlü işi yapıyorum. Eskiden beri çarşıda olan 10 kişi ya varız ya yokuz. Geri kalanlar hep yeni. Yıllardır bu çarşıya binlerce insan geldi. Çok insan evlendirdik, çok insanın mutluluğuna şahitlik ettik. Şimdi evlenenlerin torunları geliyor.

Mesleğe nasıl başladınız?

İ.Mama: Mesleğe çok küçükken ustamın yanında başladım. Aslında babam kasaptı. Bir dönem ekonomik krizde mesleği bırakıp babama yardım ettim. Oradan tekrar dönünce çarşıdaki adım ‘Kasap İbo’ olarak kaldı. 12 yaşından beri mesleğin içindeyim. Eskiden meslek çıraklıktan başlardı. Dürüstlüğe dayanırdı. Çok güzeldi.
 


Peki, şimdi?

İ.Mama: Şimdi iş üçkağıtçılığa dayanmaya başladı. Yeni yetmelerin hepsi menfeatları doğrultusunda hareket ediyor. Üç kuruşa seni satıyor, başka bir yerden alışveriş yapıyor. Eskiden bizim burada usül, aynı Osmanlı usulüydü. Mesela müşteri benden bilezik isterdi ben de yoksa yandaki komşuma yönlendirirdim. Şimdi öyle bir şey yok. Dostluk kalmadı. Biz kendi aramızda hala o saygıyı sevgiyi koruyoruz. Ben hala ustamı gördüğümde elini öperim.

Meslek olarak kuyumculuğun dününü ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

İ.Mama: Kadınlar var olduğu sürece bizim meslek bitmez. Altın iner çıkar. Krizler gelir geçer ama bu meslek hep ayakta kalır. Batıp gitmemenin tek anahtarı dürüstlük. Bir müşteri bir kez size güvenirse yıllarca hep sizden alışveriş yapar.
 

 


ETİKETLER : elgani erhan cem harmanda badem ezmesi üretim sülale
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer İZMİR haberleri









Arşiv Arama
- -


Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber