RSS / XML
18-11-2018
Bizi Takip Edin!
bodrum escort

Gündoğdu'daki anıtın yaratıcısı Özşen, eserini anlattı

24-05-2015 15:33:51
A+ A-
İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ahmet Piriştina’nın isteğiyle Cumhuriyet’in 80’inci yılı anısına yaptırılan Gündoğdu Meydanı’nındaki Cumhuriyet Ağacı Heykeli’nin tasarımcısı Prof. Dr. Ferit Özşen, heykel ile ilgili bilinmeyenleri Ege Meclisi’ne anlattı

Aydın Satılık

 CENGİZHAN EREN / EGE MECLİSİ - İzmir’in pek çok yerinde heykeller var. Genellikle belediyelerin yaptırdığı bu heykeller, şehre renk katmanın yanı sıra hem ülke tarihini, hem kültürel değerlerimizi anlatması açısından da büyük önem taşıyor. Şehrimizin pek çok noktasında hemen her gün gördüğümüz, yakınından geçtiğimiz bu heykellerin ne amaçla yapıldıklarını ve ne anlattıklarını belki İzmir’de yaşayan pek çok kişi bilmemekte. Bu nedenle Ege Meclisi olarak şehrimizin heykellerini masaya yatırdık. Bu anlamda ilk olarak İzmir’le simgeleşen Cumhuriyet Ağacı Heykeli’ni ele aldık. Heykelin tasarımcısı Prof. Dr. Ferit Özşen, heykelin yapım aşamasından içerdiği anlamlara kadar pek çok konuda önemli açıklamalar yaptı.

ÖNCE MELES ÇAYI ANITI

Cumhuriyet Ağacı Heykeli’ni yapmadan önce dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Bapşkanı Ahmet Piriştina’nın başka bir proje için kendisini İzmir’e davet ettiğini belirten Özşen, “O zamanlar İzmir Körfezi kokuyordu ve pislik içindeydi. Bu nedenle körfezin kıyısına kadar ölü balıklar gelmişti. Piriştina’da benden bunu anlatan bir anıt yapmamı istedi. Ben de İlyada ve Homeros’tan yola çıkarak Meles Çayı Anıt’ını yapmıştım. Piriştina onu çok beğendi ama ‘bu burada kalmasın’ dedi. Daha sonra Cumhuriyetin 80. Yılı anısına bir heykel istedi benden” dedi.

 HEYKELİ ATATÜRK FİGÜRLERİ KURTARDI

Bunun üzerine cumhuriyetin gelişimini ve siyasi dalgalanmalarını anlatan bir maket yaptığını söyleyen Özşen, “Maket ilk başta tam olarak anlaşılmadı. Daha sonra maketi biraz daha ayrıntılı bir şekilde sununca Piriştina çok beğendi ve çalışmalara başladık. Fakat bu sırada hükümet bu heykelin yapılacağı yere bir viyadük yapmak istiyordu. Piriştina ise hem bu bölgeyi korumak, hem de heykel projesini hayata geçirmek için heykelin içinde Atatürk figürleri olmasını istedi benden. Böylece içinde Atatürk figürleri bulunan bir heykeli hükümet yıkamayacaktı” diye konuştu.

 

“YIKILMAMASI İÇİN...”

Heykelin adının “Cumhuriyet Ağacı Heykeli” olduğunu ilk defa bizim aracılığımızla duyduğunu belirten Özşen, heykele ilk olarak 'Cumhuriyet’in Kazanımları Anıtı' adının verildiğini dile getirdi. Heykelin daha sonra bulunduğu yerden yıkılıp kaldırılmaması için de oldukça sağlam bir şekilde zemine monte edildiğini söyleyen Özşen, “Dikkat ettiyseniz heykel, çember bir zeminin üzerine kurulu. Biz aslında bu heykelin çevresine taş ve sütunlardan oluşan bir gölgelik yapmayı düşünüyorduk. Fakat Bayındırlık Bakanlığı buna izin vermedi. Çünkü bu da yapılsaydı çok daha kalıcı bir yapı olacaktı ve arkadlar çok daha geniş bir yer kaplayacaktı” ifadelerini kullandı.

 

YAZILARLA CUMHURİYET TARİHİ

Heykelin üst kısmını Nazım’ın, “Dört nala gelip uzak Asya'dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim” mısralarından esinlenerek oluşturduğunu belirten Özşen, “Heykelin alt tarafında ise cumhuriyet tarihinin önemli gelişmeleri yer alıyor. TBMM’nin açılışı, çok partili hayata geçiş gibi... Zaten heykelin üzerindeki taşlarda da bu olayları anlatıyor” dedi.

 

“PİRİŞTİNA ÖLDÜKTEN SONRA...”

Heykelin üzerinde yazan yazıları sanat tarihçisi Murat Hatoğlu ve İzmir eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’nın yardımcısı Hasan Fehmi Mani’nin de olduğu bir ekip ile birlikte gerçekleştirdiklerini sözlerine ekleyen Ferit Özşen, “Bu heykelin tamamlanmasının ardından maalesef Piriştina hayatını kaybetti. Daha sonraki yönetim ile de bir diyaloğumuz oluşmadı. Fakat heykele gösterilen teveccüh ve ilgi beni çok mutlu etti. Umarım ilerleyen yıllarda başka projelerle yine İzmir’de olurum” diyerek sözlerini sonlandırdı.

 

İZMİRLİLER NELER DÜŞÜNÜYOR?

Cumhuriyet Ağacı Heykeli’nin heykeltıraşı Ferit Özşen ile görüştükten sonra Gündoğdu Meydanı’ndaki bu önemli eser ile ilgili İzmirlilerin düşüncelerini öğrenmek amacıyla yola çıktık. Heykelin hemen yanından geçerken yoldan çevirdiğimiz vatandaşlara, “Bu heykel size neyi çağrıştırıyor” diye sorduk. Aldığımız cevaplar birbirine benzese de heykelin ne zaman ve ne amaçla yapıldığını bilene rastlamadık.

 

“CUMHURİYETİMİZİ TEMSİL EDİYOR”

Gündoğdu Meydanı’nda gezerken ilk soruyu sahilde yürüyüş yaparken yakaladığımız Mehmet Bey’e sorduk. Eserin kendisine neyi çağrıştırdığını sorduğumuz Mehmet Bölge, “Bu heykel bana Kurtuluş Savaşını çağrıştırdı” diye cevap verdi. Kordon’da çimlerin üzerinde kitap keyfi yaparken rastladığımız Yusuf Ozan ise, uzun uzun düşündükten sonra, “Öncelikle ucube bir şey değil bu. Hakikaten sanatsal bir şey... Bakınca ilk olarak savaş halinde olan atlar ve onların üzerindeki insanları görüyorum. Bence bu heykel, şu an zor durumda olan cumhuriyetimizi gayet iyi temsil ediyor diye düşünüyorum” dedi.

 

“SAVAŞI ÇAĞRIŞTIRIYOR”

Yusuf Bey’in cevabı heykelin yapılma amacını gayet iyi özetler nitelikteydi. Gündoğdu Meydanı’nda konuyla ilgili soru sorduğumuz bazı kişiler ise, biraz korkudan biraz da çekingenlikten bize röportaj vermek istemedi, fakat onların önemli bir kısmı da heykelin savaşı çağrıştırdığı kanaatindeydi. Acaba kimse sorumuza bir cevap vermeyecek mi derken karşımıza tam da heykelin önünde fotoğraf çektiren üç hanımefendiyle karşılaştık.

 

“KOLAY KAZANILMAMIŞ ZAFER”

Hanımlar, heykel ile ilgili sorumuzu çok beğendiklerini belirterek, hemen arkalarındaki heykele bir kez daha bakma ihtiyacı hissettiler. Özden Özoğul, “Zafer ve özgürlük” dedi. Emel Soda ise, “Ben muzaffer insanlar görüyorum. Zafer kazanmışlar veya herhangi bir başarıya ulaşmışlar” diye cevap verdi. Merve Hanım ise “Ben mücadele görüyorum. Çok kolay kazanılmamış zafer bu sanki” ifadelerini kullandı.

 

“BİR MİLLETİN YÜKSELİŞİ”

Hanımlara teşekkür ettikten sonra heykelin tam karşısında oturan genç bir arkadaşın yanına gittik. İsminin Tayfun Torçun olduğunu öğrendiğimiz bir beyefendi sorumuza heykele bakarak cevap verdi. Bir süre bekledikten sonra, “Bir milletin yükselişini görüyorum. Türk Milleti’nin yükselişini” dedi. Son olarak iki hanımefendiye daha soru sorduk. Öncelikle Özlem Hanım yanıtladı sorumuzu, “Bence savaşı çağrıştırıyor ama savaştan sonra kazanılmış bir güç ve özgürlük görüyorum” dedi. Songül Hanım ise düşüncelerini “Benim için de savaşı çağrıştırıyor. Fakat zafer kazanılmış bir savaş” sözleriyle ifade etti.

 

 

Burası Karşıyaka sahilinden gökyüzüne uzanan bir yol… Adı İnsan Hakları Anıtı… Heykeltıraşı tarafından sonsuzlukla simgelenmiş İnsan Hakları Anıtı’nı dönemin belediye başkanı Cihan Türsen ile konuştuk. Anıtın hikayesini ilgiyle dinlediğimiz Türsen, İnsan Hakları Anıtı’nın ünlü gazeteci ve yazar Yaşar Kemal’in aracılığıyla Türkiye’ye İnsan Hakları Ödülü kazandıran ilk proje olduğunu söyledi

CENGİZHAN EREN / EGE MECLİSİ - Geçtiğimiz hafta itibariyle “Her eserin bir öyküsü vardır" başlığıyla İzmir'deki heykel ve anıtları irdeleyen haber dizimizin bu haftaki konusu Karşıyaka sahilinde bulunan İnsan Hakları Anıtı oldu. Dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Cihan Türsen'in girişimiyle ünlü heykeltıraş Bihrat Mavitan'ın yaptığı heykel, 1989 yılında başlatılan çalışmaların sonucunda 1992 yılında tamamlandı. Heykelin yapımında Mimar Şükrü Kocabaş'ın desteğini alan Mavitan, konuyla ilgili olarak yaptığımız görüşmeyi, Türkiye'de insanların heykel sanatına ilgisizliğinden dolayı reddetti. Mavitan, “Türkiye'de kimse ilgilenmiyor ki böyle şeylerle. Ne anlatacağım ben” dedi. Dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Cihan Türsen ise ünlü gazeteci yazar Yaşar Kemal'in herkesten habersiz olarak anıtı İnsan Hakları Ödülleri için önerdiğini ve böylece Türkiye'ye ilk İnsan Hakları Ödülü'nü kazandırdığını söyledi ve ekledi: “Karşıyaka’daki İnsan Hakları Anıtı, İzmir’in Gezi Parkı’dır.”

 

BAŞKAN ÇOK DİRAYETLİYDİ

 

Karşıyaka sahilinde bulunan ve pek çok insanın üzerine çıkıp fotoğraf çektirdiği, hatta bazı araç sahiplerinin arabalarıyla üzerine çıkmaya çalıştığı İnsan Hakları Anıtı, yapıldığı dönemden itibaren büyük beğeni topladığı kadar fazla modern olması yönünde yoğun eleştirilere maruz kalmıştı. Aradan geçen 23 senede farklı düzenlemelere uğrayan heykel ile ilgili görüştüğümüz Şükrü Kocagöz, “O dönem Mimarlar Odası başkanı olduğum için gönüllü koordinatörlük yaptım. Bu, Karşıyaka Belediyesi'nin bir projesiydi. Başkan da bu konuda çok dirayetliydi” diye konuştu.

 

 

KARŞIYAKALI BİR HEYKELTRAŞ

Yapım aşamasından heykel ile ilgili bir komite oluşturulduğunu belirterek sözlerini sürdüren Kocagöz, “Kurulan komitede Mümtaz Soysal da vardı. Belediyenin halkla ilişikler uzmanları da bu komitenin içerisindeydiler. O zamanlar yapılan toplantıların ardından anıtı yapacak kişi konusunda komite bir karar aldı. Bu karar, anıtın tamamen Karşıyaka'ya ait olabilmesi için tasarımcısının da Karşıyakalı olması yönündeydi. Bu anlamda da Bihrat Mavitan ismi ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.

 

“BÖYLESİ ANITLARA İHTİYAÇ VAR”

Kendisi tanıdığım ve çok sevdiğim bir arkadaşımdır” diyen Kocagöz şöyle devam etti: “Bihrat Bey, Türkiye'nin en iyi ilk beş heykeltıraşından biridir. Ve işin sonucunda yapılan eser de gayet başarılı ve anlamlı bir eserdi bana göre. Bazıları çok modern buldukları için eleştirdilerse de çağdaş ülkelerde bu gibi anıtlara ve heykellere ihtiyaç var.”

 

“KİMSE İLGİLENMİYOR”

İzmir'in pek çok yerinde heykelleri bulunan Bihrat Mavitan ise İnsanlık Heykeli Anıtı'yla ilgili sorularımızı hem meşguliyeti, hem de moral bozukluğu nedeniyle yanıtlamak istemedi. Yurt dışına çıkmak zorunda olduğunu söyleyen Mavitan, “Türkiye'de kimse ilgilenmiyor ki böyle şeylerle. Ne anlatacağım ben?” dedi.

 

KATILIMCILIK ESASIYLA

Mavitan'ın ardından görüştüğümüz dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Cihan Türsen ise anıtla ilgili önemli ayrıntılara değindi. Anıtın yapılma hikayesini anlatarak sözlerine başlayan Türsen, “Kentler yerel özellikleri kadar ulusal ve uluslararası bir kimliğe de sahip olmalıydı. Karşıyaka bu anlamda çok yönlü bilinirliği olmasına rağmen kültürel anlamda tanımlanamıyordu. 1960’larda 70’lerde artan insan hakları ihlalleri 1980’li yıllarda zirve noktasına gelmişti. Biz bu anlamda uzun yıllar insan hakları ile ilgili kişisel araştırmaları olan birisi olarak Karşıyaka’da İnsan Hakları sembolü oluşturmaya karar verdik. Biz bunun için bir komite oluşturduk. Çünkü sosyal demokrasi, yerel yönetimlerde katılımcılığı esas alır, bilimi esas alır” açıklamasında bulundu.

 

“İTİCİ OLMAMASI ÖNEMLİYDİ”

 Sözlerini sürdüren Türsen, “Bu komitede, Zülfü Livaneli, Alparslan Berktay, Münci Kapani, Mümtaz Soysal, Güney Dinç, İbrahim Armağan, Şükrü Kocagöz gibi isimler vardı. Bu anlamda çok mükemmel bir komite kurduk. Bu komiteyle bir yıl boyunca olayla ilgili hak sahiplerinin katılım ve düşüncelerini almaya karar verdik. Türkiye’deki bütün insan hakları derneklerine, insan haklarına gönül vermiş tüm düşünürlere, yazarlara, konuyla ilgili önerilerini almak için yazı gönderdik. Artı yurt dışına kaçmak zorunda kalan düşünürlere, iş adamlarına, yazarlara mesela Server Tanilli Hoca gibi insanlara da yazılar gönderdik. Daha sonra olağanüstü sayışa öneri geldi, kutlama geldi bize. Ve biz bu anlamda bir anıt yapılmasına ama geçenler tarafından itici olmamasına, asıl amacımızın kültür olduğuna ilişkin bir ilke kararı aldık. Sanatsal ve anıtsal özelliği önemliydi” dedi.

MAJESTİK KÜLTÜRÜ VE ANIT

 

Daha sonra anıt için yer aramaya başladıklarını belirten Türsen, “Bu anlamda muhtelif yer araştırmalarına başladık. Sonunda burayı uygun gördük. Çünkü burası körfezden de görülebilirliği olan, yoldan da görülebilirliği olan bir yerdi. Herkes bu konuda hemfikirdi. Peki nasıl yapılmalıydı? Sipariş usulü mü yapılmalıydı, yarışma usulü yapılmalıydı? Biz Karşıyaka İnsan Hakları Anıtı yapacağımız için bunu yapan sanatçı da Karşıyakalı olmasına karar verdik. Ve Bihrat Mavitan da bu tip anıtsal eserler yapan bir isimdi. Mavitan, Karşıyakalıların çok iyi bildiği ‘majestik’ dediğimiz bilardo salonlarından gelme kültürünü birleştirerek hiçbir detay vermeden bir çalışma yapmasına karar verdik. Bu bir Bihrat Mavitan eseridir” ifadelerini kullandı.

 

“RENKLER PKK’YI ÇAĞRIŞTIRIYOR DİYE…”

 

Anıtla ilgili o dönem yoğun eleştirilerin de olduğunu belirten Türsen, “Fakat İnsan Hakları kültürüyle ilgili azlık, yani kültür azlığı… Artı bu konuda eleştirisel yaklaşma gayretleriyle aslında sanatçıya müdahaleler de oldu. Sanatçıya müdahaleyi hayatımın eksikli yanı olarak söylemek isterim ki ben yaptım. Buradan arabamla geçerken, anıt artık bitmişti ama anıtın boyandığını gördüm. Gökkuşağı değildi görüntü, ama dünya renkleriydi. Her rengi, insan renklerini ve özellikle canlı renklerini ifade ediyordu. Fakat bazı renklerin yan yana gelmesiyle bana telefonlar geldi. Yani işte PKK terör örgütü gibi. Ben de o sabah Bihrat Mavitan’ı aradım ve ‘Bu renkler konusunu bir kez daha düşünür müsünüz?’ diye sordum ve o da renkleri kaldırdı. Şimdi o renklerin olduğunu düşünüyorum. Herhalde daha renkli ve daha güzel olurdu diye düşünüyorum” diye konuştu.

 

“LAZER SİSTEMİ KULLANILACAKTI”

 

“Bu park anlam yüklü. Yani bu yol, insan haklarının sonsuzluğunu gösteren bir yoldur” diyen Türsen, “Ben aslında o dönemler bir lazer boyutu düşünüyordum. Yani oradan sonsuzluğa uzanan bir kırmızı lazerle, hiç olmazsa törensel günlerde de kullanabileceğimiz bir yer olacaktı. Fakat o zamanlar bu teknik çok pahalıydı” ifadesini kullandı.

 

“KARŞIYAKA İNSAN HAKLARINA DUYARLIDIR”

 

Türsen, “Türkiye’de yoğun insan hakları ihlallerinin olduğu dönemde, insan hakları bilgisini ve algısını kentimizde sembolize ederek daha sonra buradaki ulusal insan hakları ödülümüzü, uluslararası insan hakları ödülü boyuta taşıyacak, Karşıyaka’da insan hakları akademisi oluşturacak ve bu anlamda Karşıyaka’yı insan hakları dendiğinde, Türkiye’nin uluslararası itibarını da artıracak merkezi haline getirmek istiyordum. Çünkü Karşıyaka halkı da buna uygundu. Bu benim isteğimdi ama bakın hala Karşıyaka halkı, seçmeni bu anlamdaki duyarlılığını sandığa da yansıtıyor” dedi.

 

“BİRA SATMAK İÇİN YAPMADIK BURAYI”

 

Anıtın park özelliğinin önemine dikkat çeken dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Türsen, “İnsanlar bir parkın içerisine girecek ki o parkta dolu dolu, soluk soluğa insan haklarını hissedecekler. Bir tarafta bir amfi, bir sergi salonu, ön tarafta bir havuz, havuzun içinde bir platform, çocuk hakları bölümünde çocuk haklarını ifade eden kafeler, salonla, sergiler. O kafeteryada çocukların şenliklerini de yapacağı, doğum günlerini de kutlayacağı bir yer olarak düşündük. Biz bira satmak için, adını da dante koymak için yapmadık burayı” diye konuştu.

 

“BURASI KARŞIYAKA’NIN GEZİ PARKI’DIR”

 

Parkın ilk halinde eserlerin üzerinde insan hakları bildirgesi ve çocuk hakları bildirgesinin de bulunduğunu fakat daha sonradan bunların oradan kaldırıldığını belirten Türsen, “Anıt hala ayakta ama maalesef insan haklarına süresiz ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Burası yine 1992 yılında Türkiye’nin en önemli çevre hareketlerinden birine şahitlik etti. Palmiyelerle ilgili eylem. Şu anda buradaki palmiyeler bugün o eylemin sayesinde ayaktadır. On binin üzerinde insan zinciri ile halk katılımcılığını göstermiştir. Bu yüzden İnsan Hakları Anıtı da Karşıyaka’nın Gezi Parkı’dır. Özellikle gençlerin buraya sahip çıkması gerekiyor” dedi.

 

“YIKMAYI AKLINIZDAN BİLE GEÇİRMEYİN”

 

Parkın farklı gerekçelerle bazı yöneticiler tarafından kaldırılmak istendiğini de sözlerine ekleyen Türsen, “Bu konuda biz direncimizi büyük bir kararlılıkla en başından gösterdik. Kısaca, ‘aklınızdan bile geirmeyin’ dedik. Bu yüzden de o hayalleri ortadan kaldırdık. Ama daha sonra, parkı ortadan kaldırarak, ondan sonra ortaya çıkan insan hakları meydanını ortadan kaldırarak, belediyecilikten penguene, işte bisiklet podyumlarından Dante Kafe’ye kadar büyük bir erozyon var. Ama hala anıt ayakta. Uluslararası anlamda da Türkiye’nin iktidarlarını etkileyecek misyon şu an yerinde sayıyor” diyerek bu konudaki sitemini dile getirdi.

 

“YAŞAR KEMAL ARADI VE…”

 Anıtın ödül almasıyla ilgili hikayesini de anlatan Türsen, “Bir gün belediyede çalışırken, sekreterim aradı. ‘Yaşar Kemal sizinle görüşmek istiyor’ dedi. Ben de Karşıyakalı bir Yaşar Bey arıyor zannettim. Fakat telefonda, o davudi sesiyle, ‘Merhaba başkan’ deyince Yaşar Kemal olduğunu anladım. Hiç lafı uzatmadı dedi ki, ‘Haber vermek için aradım. Sizin bir insan hakları anıtı ve parkı yapma çabanız ve özellikle de bu konudaki katılımcı çalışmalarınız, kültürü esas alan cesaretiniz nedeniyle ben sizi Türkiye İnsan Hakları Ödülü’ne aday gösteriyorum. Benden bir aday istediler, ben de sizi aday gösteriyorum. Sizi hiç görmedim ama yaptıklarınız benim için çok heyecan vericiydi’ dedi. Bu zaten yetiyor bütün emeklerinize, kıymetini kadrini bilene” diye konuştu.

 

ÖDÜLÜ AKIN BİRDAL VERDİ

 “3-4 ay sonra İnsan Hakları Derneği aradı” diyerek sözlerine devam eden Türsen, “Bu yıl iki ödül verdiklerini ve insan dışkısı yedirilerek işkence edilen Yeşilyurt Köylüleriyle bize ödül verdiklerini belirttiler. Büyük bir coşkuyla İstanbul’a gittik ve o dönemin İnsan Haklar Derneği Başkanı Akın Birdal ve yönetim kurulu, büyük bir katılım ile köylü muhtar temsilcilikleri ile bize bu ödülü verdiler” dedi.

 

 

 

Mevlana Heykeli'ni yapan sanatçı Okkan, eserini anlattı

Sanat otoriteleri tarafından dünyanın en büyük anıt heykelleri arasında ilk 20 içerisinde gösterilen Buca'daki Mevlana heykelinin heykeltıraşı Eray Okkan, eseriyle ilgili bilinmeyenleri Ege Meclisi'ne anlattı

CENGİZHAN EREN / EGE MECLİSİ - İzmir'in heykel ve anıtlarını ele alan haber dizimizin bu haftaki konusu Buca'nın en yüksek yeri olarak bilinen Tıngırtepe üzerindeki Mevlana Heykeli. Kaidesiyle gaberesi 23 metre olan ve dikildiği tepeyle birlikte yer seviyesinden 73 metre yüksekliğe kavuşan Mevlana Heykeli'nin heykeltıraşı Eray Okkan, heykelin yapım aşamasından, son halini aldığı güne kadar yaşananları ve heykel ile ilgili bilinmeyenleri gazetemize anlattı. Heykelin yapımı bittikten sonra şantiyeden, mevcut bulunduğu yere yolalrdaki elektrik telleri kesilerek taşındığını söyleyen Okkan, “Çok ilginçtir herhangi bir medya yoluyla bir tanıtım yapılmamasına rağmen internet sitelerinde dünyadaki 33 tane büyük anıt arasında 18'inci sıraya sokmuşlar heykeli” ifadelerini kullandı.

ŞEBOY İSTEDİ

Projenin dönemin belediye başkanı Cemil Şeboy ricasıyla başladığını belirten Okkan, “Cemil Bey, 'Bir Mevlana heykeli yapalım ve simgesel bir heykel olsun' dedi. Daha önce bir çok heykeltıraşla görüşmüşler. Yanılmıyorsam Dokuz Eylül Üniversite'sinin heykel bölümüyle bir çalışma yapılmış ama devamı gelmemiş çalışmaların. Daha sonra benimle irtibata geçtiler ve süreç bu şekilde başladı” diye konuştu.

2004 YILINDA BİTTİ

Heykel çalışmalarının nasıl başladığına yönelik ifadelerle sözlerini sürdüren Okkan, “Biz önce heykel ile ilgili bir ilistürasyon çalışması yaptık. Sanki heykel bitmiş gibi. Oradaki ölçek 30 metreye yakın çıktı. Böyle bir şeyi yapabilir miyiz diye düşündüm yapabileceğimize kanaat getirdim. Belediye bize bir şantiye imkanı sağadı ve yedi ay gibi kısa bir sürede bitirdik. Tabi çevre düzenlemelerinin yapılması, oturma alanlarının düzenlenmesi iki yıllık bir süreci aldı. 2002'de başladı, 2004 yılında bitti” dedi.

ÖRNEĞİ ÖZGÜRLÜK HEYKELİ

İnternette heykelin İzmir Konyalılar Derneği tarafından yaptırıldığına yönelik bilgilerin de yanlış olduğunu dile geitren Okkan, “Sadece belediye başkanının girişimiyle yapıldı bu heykel. Görsel bir şölen yapmak istemiş. Aynı Rio'daki Jesus heykeli, Amerika'daki Özgürlük Heykeli gibi şehir simgesi olacak bir heykel düşünmüş. Bunun içinde Mevlana Heykeli'ni uygun görmüş. Örneği New York'taki Özgürlük Anıtı'dır” diye konuştu.

İZMİR'İ TEBRİK ETMEK LAZIM”

Heykelin yapım aşamasından önce Mevlana ve eserleriyle ilgili araştırmalar yaptığını kaydeden Okkan, “Mevlana ile ilgili bilgileri az çok biliyorduk okul zamanlarından, ama bu işin içine girdiğimiz zaman daha derinlemesine bir araştırma yapmamız gerektiğini düşündüm. Ve bütün dünyanın ona sahip çıktığını gördüm. Neden İzmir'de yapılıyor da, Konya'da yapılmıyor diye soranlar olmuştu bana. Araştırmadan sonra Mevlana heykelinin Amerika'da bile yapılabileceğini söyledim. Çünkü Mevlana, bütün dünyanın kabul ettiği bir gönül adamı. İzmir buna öncülük ettiyse İzmir'i tebrik etmek lazım” dedi.

TAŞIMAK İÇİN ELEKTİRİK TELLERİ KESİLDİ

Heykelin yapımı sırasında bir takım sıkıntılar yaşandığını söyleyen Okkan, “Şantiye'den anıtın konulacağı yere taşırken, şehrin belirli bir bölümünün elektriklerini kesmemiz, telleri sökmemiz gerekti. Parçalar halinde tırlara yüklenerek bulunduğu tepeye taşındı heykel. Çünkü yollardan geçtiği zaman elektrik tellerine takılıyordu parçalar. En küçük parçanın da altı metre olduğunu düşünürseniz, bunu yapmak zorundasınız” diye konuştu.

ANA TEMA “İNSAN SEVGİSİ”

“Biz orada sesi, ışığı kısaca bütün ögeleri kullandık. Oradaki asıl amacımız Hak'tan alıp halka vermekti” ifadeleriyle sözlerini sürdüren Okkan, “Sevgiyi içimize sindirip halkla paylaşabilmeyi anlatmak istedik. İnsan sevgisiydi ana temamız. Bunun içinde postnişinden tutun, semazen figürlerine, oradaki müzikten animasyonlara kadar her şeyi bu doğrultu da gerçekleştirdik” dedi.

DEMEK Kİ İYİ BİR ŞEY YAPMIŞIZ”

Projenin başarılı olduğuna inandığını dile getiren Okkan, “Bugüne kadar konuyla ilgili negatif bir eleştiri yapılmadığı gibi çok ilginçtir, herhangi bir medya yoluyla bir tanıtım yapılmamasına rağmen dünyadaki internet sitelerinde dünyadaki 33 tane büyük anıt arasında 18'inci sıraya sokmuşlar heykeli. Hükümetin ya da camianın bununla ilgili bir çalışması olmamasına rağmen bunu başardıysak, demek ki iyi bir şey yapmışız” ifadesini kullandı.

MİMARİDE DİNİ ATIFLAR

Heykelin yapımında bazı göndermelerin olduğunu da belirten Okkan, “Heykelin kaidesinin oturduğu bina, form olarak 12 kenarlıdır. 12 aya ve 12 İmam'a göndermedir. Yani oradaki gördüğünüz her şeyde Mevlana ve Mesnevi düşünüldü. Bir de bir tepenin üzerinde olması ve bütün halkın görmesi, bizim istediğimiz temaya halka sunabildiğimizi düşünüyorum” dedi. Heykelin bulunduğu yerdeki Mevlana'ya ait olan sözlerin, özel bir komisyon tarafından seçildiğini belirten Okkan, “Hangi sözlerini kullanacağımızı itinayle seçtik. 12 tane heykel ve semazen var. 13 tane figür vardı. O 13 heykelin altına sözlerini, gelen turistlerin de okuyabilmesi için İngilizce çevirileriyle birlikte yerleştirdik” dedi.

HATALARI SEVGİYLE ELE ALAN BİR GÖNÜL ERENİ”

Heykelin yapım aşamasında en çok yüz kısmının üzerinde durduğunu belirten Okkan, “Mevlana'nın Mesnevisi'nde Allah'a duyduğu aşk ile ilgili bir hüzün vardır. Sevgisinin temelinde de hüzün vardır. İlahi aşktan dolayı yüz ifadesi de hüzünlü oldu haliyle. Ben tümüyle ele aldım Mevlana'yı ve bunun sonucunda şunu gördüm ki Mevlana, Kur'an-ı Kerim'de insan nasıl tanımlanıyorsa, tanımlanan o insanı analiz eden bir eren. İnsandaki hataları sevgiyle ele alan, onu toplumsal bir pekiştirme içine sokan gönül erenidir” ifadelerini kullandı.

 


 

İzmir kadınının ruhunu simgeleyen eser Montrö Meydanı'nda

İzmir'in Möntrö Meydanı'nda arzı endam eden ve Güvercinli Kız Heykeli olarak da nam salmış Özgür Kız Heykeli'nin yaratıcıları Ali Yaldır, Zafer Dağdeviren ve Derya Ersoy, İzmir kızlarına ithafen yaptıkları eserle ilgili bilinmeyenleri anlattılar

CENGİZHAN EREN / EGE MECLİSİ - “Her eserin bir hikayesi vardır” sloganıyla her hafta İzmir'in çeşitli yerlerindeki heykelleri konu alan haber dizimizin bu haftaki konusu Konak'ta Möntrö Meydanı üzerinde bulunan Özgür Kız Heykeli oldu. Güvercinli Kız heykeli olarak da bilinen heykelin yaratıcıları Ali Yaldır, Zafer Dağdeviren ve Derya Ersoy eserin yapım öncesi ve sonrasındaki yaşananları gazetemize anlattılar. 2004 yılında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina ve Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi tarafından hayata geçirilen eserle ilgili Zafer Dağdeviren ve Ali Yaldır, eserin yeniden gözden geçirilmesi ve bazı bakımlarının yapılması gerektiğini dile getirdi. Eski Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi ise, “Heykel, önünden her geçişimde bana ayrı bir coşku verir” dedi.

 

DALGALARIN ÜZERİNDE BİR ÖZGÜR KIZ

Heykel ile ilgili ilk sözü alan Ali Yaldır, “Özgür Kadın heykeli, çizimleri hazır bir çalışmaydı. İzmir kızının özgürlüğünü anlatan bir çalışmaydı. Heykelde gördüğünüz kızın elindeki güvercinler de bunu temsil ediyor. Ama burada amacımız özellikle İzmir kızının özgürlüğünü yansıtmaktı. Yani o heykeli gidip Manisa'ya koyamayız. Bir de heykel, amazon ruhunun yansımasıdır aslında. Körfez'in İmbat'ı vardır meşhur. Kız da oraya doğru bakar. Rüzgar dalgaları oluşturur ve o kız da oluşan o dalgaların üzerindedir” dedi.

 

İKİ YAKA İKİ KADIN

Sözlerini sürdüren Yaldır, benzer bir projeyi daha önce Karşıyaka'da yaptıklarını belirterek, “Hatta bir başka heykel daha vardır bizim yaptığımız. Karşıyaka'da hergele meydanı diye adlandırılan yerde Karşıyaka Kızları Heykeli vardır. Oraya yaptığımız heykelde de bir hikaye var aslında. Eskiden iskelenin de bulunduğu o yerde kızlar ve erkekler birbirlerine laf attıkları için oraya, “Hergele Meydanı” demişler. Bunu bize Cevat Başkan anlattı. Ve biz oraya, Karşıyaka Kızları Heykeli'ni bu hikaye üzerine yapmıştık. Konak'taki Möntrö Meydanı'na Özgür Kadın Heykeli'ni yaptık. Bunu destekleyen kişi de dönemin belediye başkanı Erdal İzgi'dir. Biz kendisine projelerimizi sunduğumuz da bu çalışmayı hayata geçirmemizi istedi” diye konuştu.

BAKIM YAPMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

“Yapıldıktan sonra da Erdal bey de bu çalışmayı çok beğendi” diyen Zafer Dağdeviren, “Ve konuyu dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Priştina ile de konuşmuş. Heykeli Möntrö Meydanı'na yerleştirmeyi uygun gördüler ve oraya yerleştirdiler. Hem de bir sembol olması açısından. Ama altındaki kaide kısmı çok hoş olmadı. Biraz daha güzel zarif bir kaide olması gerekiyordu. İnşallah bundan sonraki belediye başkanı desteklerse biz bir bakım yapmayı düşünüyoruz” ifadeleriyle mevcut yönetime çağrıda bulundu.

 

ÖZGÜVEN, GÜZELLİK VE ÖZGÜRLÜK

Eseri oluştururken her anlamda İzmir kadınından yola çıktıklarını belirten Ali Yaldır, “Bu şehir eski bir şehir. Bir İyon şehri. Bu anlamda eserimize de tarihten beri süregelen İzmir kadınının özgüveni, özgürlüğüne düşkünlüğü, güzelliği ve lafını sözünü sakınmazlığı yansıdı” dedi.

 

BURHAN ÖZFATURA'YA TEPKİ

Projeyi ilk sunduklarında Büyükşehir Belediye Başkanı'nın Burhan Özfatura olduğunu fakat heykelin hayata geçmesinin Ahmet Piriştina dönemine denk geldiğini belirten Zafer Dağdeviren, “Projeyi ilk konuştuğumuzda Burhan Özfatura vardı fakat daha sonra seçilemedi. O dönemler Burhan Özfatura, Yaşar Kemal için ağır sözler sarf etmişti. Baya haberlere de çıkmıştı. İzmir hoşgörülü bir kenttir, özgür bir kenttir, yazarlara atmaz tutmaz. Daha özgür bir kenttir. Biz de buranın Özgür düşünceli insanların bulunduğu bir yer olduğunu vurgulamak istemiştik bu eserde. O dönemde bu eser bundan dolayı çıkmıştır biraz da” diye konuştu.

 

BULUNACAĞI YERE DİKKAT EDİYORUZ

Yaldır, “İzmir farklı bir duruşu olan bir kenttir. Çünkü Amazon ruhu vardır. Simirna zaten bir kadın. Amazon bir kraliçe. Onun adına kurulmuş bir şehir. Biz de onu ön plana çıkarmak istedik. Onun gücünü ve ön plana çıkmasını yansıtmak istedik” ifadelerini kullandı. Heykellerde insanların kendilerine yakın olan duyguları görmek istediğini belirten Yaldır, “Biz eserlerimizde yapacağımız heykel nerdeyse, onu ön plana çıkaracak hikayeleri ele alıyoruz. Bu anlamda heykelin bulunacağı yere özellikle dikkat ediyoruz” açıklamasını yaptı.

 

İZGİ ÇOK ÇALIŞKAN BİR İNSANDI”

Heykeldeki kızın, özellikle İmbat'a doğru bakmasının içindeki özgürlük ve mücadele arzusundan kaynaklandığını dile getiren Dağdeviren, eserin başka yerlere kopyalandığını belirterek, “Bazı yerlerde bu yaptığımız heykelin bire bir kopyalarını gördük. Bu tabi çok yanlış bir yaklaşım. Herşeyden önce sanatçının emeğine saygısızlık” dedi. Heykelin yapım aşamasında dönemin belediye başkanı Erdal İzgi'nin kendilerini sık sık ziyaret ettiğini belirten Yaldır, İzgi ile anılarını tebessüm ederek anlattı. Yaldır, “Sabah bizden önce atölyeye geliyordu. Geldiğinde bizi göremezse, 'Yahu nerede kaldınız kardeşim. Ben kontrole geldim, çalışıp çalışmıyor musunuz?' derdi. Çok iyi ve çok çalışkan bir insandı” diye konuştu.

TARTIŞTIKÇA KUSUR BULABİLİYORUZ”

Atölye biraz küçük olduğu için çalışmalarının biraz zor yürüdüğünü belirten Yaldır, üç kişi çalışmalarının yanlışı en aza indirgediğini belirtti. Zafer Dağdeviren ise, “Belki başkaları tartışmak istemeyebilir ama biz tartıştıkça kusur bulabiliyoruz. Bu da heykelin daha az kusurlu olmasını sağlıyor. Belki birbirimizi üzüyoruz ama heykel daha olumlu çıkıyor” ifadesini kullandı.

 

Kendi eleştirilerini de yaptıklarını söyleyen Dağdeviren, “Biz heykelin bronz olmasını istiyorduk. Kaidesiyle ilgili problem var. Biraz daha büyük olabilirdi belki. Aslında ilk olarak Varyant'ta düşünmüştük fakat daha sonra yeri değiştirildi. Oraya göre boyutunu yapmıştık. Başkan orada heykelin zayi olacağını düşündü. Herkesin görebileceği bir yerde olsun diye bu gün ki yerini uygun gördü” dedi.

 

Heykeli normalde bir kadeh gibi planladıklarını belirten Yaldır, bazı nedenlerden dolayı bunu gerçekleştiremediklerini söyledi. “Normalde bir kadehten dökülür gibi sular akacaktı. Böylece kız suyun üzerinde yüzüyor gibi olacaktı. Yani bir su bloğu oluşacaktı. Böylece kaide çok daha fazla etkili hale gelecekti. Bu şimdi de yapılabilir fakat belediyenin bu anlamda burayı daha güzel hale getirebileceğini düşünmesi gerekir” diye konuştu.

 

ŞEHİR HEPİMİZİN”

Heykel ile ilgili görüşlerini aldığımız dönemin Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi ise İzmir kadınının farklı olduğunu belirterek, heykelin bunu simgelemesi amacıyla yapıldığını dile getirdi. “İzmir’in çağdaş, laik, hakların savunucusu kadını simgelemesi amacıyla yaptırıldı. İzmirli üç heykeltıraş kardeşim özenle yaptı ve ben güvercinleri çok sevdiğim ve onlar özgürlüğü yansıttığı için uçan güvercini eline koydular” diyen İzgi, “Buranın açılışını Kadın dernekleri ile birlikte yapmıştık. Meydanın sorumluluğu yasa gereği Büyükşehir’indi ama yakın arkadaşım, başkanım rahmetli Ahmet Piriştina’dan özel istekte bulundum, bu heykeli koyacağımı söyledim. 'Şehir hepimizin' dedi, onayladı. Ortadaki havuz yeni baştan yapıldı ve heykel konuldu. Önünden her geçişimde bana ayrı bir coşku verir” ifadelerini kullandı.

 

 

Gezi Direnişi'nden yola çıkılarak yapılan heykel: Denizlerin Dalgası

Narlıdere Demokrasi Meydanı'nda geçtiğimiz yıl “Denizlerin Dalgası” adıyla açılan fakat halk arasında “Gezi Heykeli” olarak bilinen eserin yaratıcısı Ozan Ünal ile anıt heykelin ortaya çıkma öyküsünü konuştuk.

CENGİZHAN EREN/ EGE MECLİSİ- Her eserin bir hikayesi vardır sloganıyla her hafta İzmir'in belirli noktalarındaki heykelleri ele aldığımız haber dizimizin bu haftaki konusu Narlıdere Demokrasi Meydanı'nda yer alan Denizlerin Dalgası oldu. Halk arasında Gezi Heykeli olarak da bilinen heykelin tasarımcısı heykeltıraş Ozan Ünal, heykele dair bilinmeyenleri gazetemize anlattı. Ünal, Bu anıt sonuç olarak Gezi'ye özel olabilir ama toplumsal tepki bakımından incelendiğinde sadece tek bir kesimi anlatan bir şey değil. Bundan 100 yıl sonra da halkın verebileceği tepkiyi de anlatıyor esasındadedi.

 

TEPKİ VERME ŞEKLİMİZ ÜRETMEK

Heykelin yaratım süreci ve anlattıklarıyla ilgili konuştuğumuz Ünal, sözlerine, Biz sonuçta sanat yapmaya çalışan insanlarız. Bizim tepki verme şeklimiz bir şeyler üreterek oluyor. Türkiye'de yaşanan toplumsal bir olayda da buna yöneliyoruz farkında olmadan. Gezi olayları da Türkiye'ye damga vurmuş bir olaydır. İnsan etkileniyor. Böyle bir heykel tasarladım ilk önce. Daha küçük boyutlarda yaptım kendim için. Daha sonra Narlıdere Belediyesi'yle görüştük. Çok beğendiler ve bir anıt heykel olarak kullanmak istediler diyerek başladı.

 

PEK ÇOK GENCİMİZİ, İNSANIMIZI KAYBETTİK

Ünal,  Narlıdere Belediyesi'ne de teşekkür ediyorum. Çünkü bu heykeli koymak için oldukça iyi bir yerdi Narlıdere. Heykeli oraya yerleştirdikten sonra da bölge halkından çok olumlu tepkiler aldık. Ama baktığınız zaman, keşke bu olaylar olmasaydı da bize bu anıtları yapmak zorunda kalmasaydık diyor insan. Çünkü pek çok gencimizi, insanımızı kaybettik. Çok yazık şeklinde konuştu.

 

BİR İNSANI DÖVEREK ÖLDÜRMEK NEDİR?

Gezi Direnişi ile ilgili sözlerini sürdüren Ünal, Anadolu coğraftasının Mevlana gibi, Pir Sultan Abdal gibi büyük insanlara ev sahipliği yaptığını hatırlatan Ünal, Artık ülkemizde insanlar pek çok şeyin farkındalar.  Ve orada küçücük bir parka, 'Siz ne derseniz deyin ben bunu yapacağım' demek yanlıştı. Bir çok gencimiz hayatını kaybetti. Kimisinde kalıcı izler bıraktı. Güvenlik güçlerinden ölen oldu. Hele Ali İsmail'e yapılanlar aklıma geldikçe tüylerim ürperiyor. Bir insanı döverek öldürmek nedir? Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz. İşte tüm bunları düşününce bir anne ağlar, bir baba üzülür arkadaşlarıyla dertleşir. Bir heykeltıraş da bir eser meydana getirir. Denizlerin Dalgası heykeli de böyle ortaya çıktı. Burada güzel olan şey ise Narlıdere Belediyesi'nin bunu düşünüp bu çalışmayı bir meydana anıt heykel olarak kullanması dedi

 

DENİZ'LERDEN GELEN FİKİR

2014 tarihi'nde anıtın yerleştirildiğini belirten Ünal, Heykeli mevcut büyüklüğüne getirmesinin 3- 4 ay içerisinde olduğunu söyledi. Heykelin asıl isminin, Denizlerin dalgasıolduğunu söyleyen Ünal, Heykelin ana formu, denizde bir dalga şeklinde. Yani kıyıya vurmuş köpürmüş bir dalga.  'Denizlerin Dalgası' ismi aynı zamanda Deniz Gezmişlere de bir gönderme yapıyor. Hani onların başlattığı bir dalga olduğunu düşündüğüm için ama orada biraz kelime oyunu da var tabi. Hem denizden gelen bir dalga, hem de Deniz'den gelen bir dalga olarak düşündüm yaparken. Çünkü iyi için, Türkiye için, kardeşlik için Deniz'lerden daha güzel bir fikir benim aklıma gelmiyor. İdam edilmeden önce Türkiye'nin tarım politikasıyla ilgili kitabı alıp sonrasında notlar yazan ve ölmeden önce bile ülkesini düşünen başka bir insan varsa onun adını koyalım dedi.

 

BİR SANATÇI BAŞKA NE İSTER Kİ?

Heykelin Narlıdere'de çok benimsendiğini söyleyen Ünal,  Orada vatandaşlar toplumsal bir tepki gösterecekleri noktada bizim heykelin oraya geliyorlar. Mesela Soma'daki faciadan sonra baktım heykelin üstünde bir sürü kömürleşmiş ekmek bırakmışlardı mesela. Ben bu anıtı bir sanatçı olarak yaptım ama vatandaşı ilgilendiren kısmı genel olarak söylemek istediklerini burada söylüyorlar. Bu beni çok mutlu etti. Bir meydan heykeli yapan sanatçı başka ne ister ki? şeklinde konuştu.

 

DENİZ DAMLALARDAN, TOPLUMLAR İNSANLARDAN OLUŞUYOR

Heykelin ayrıntılarına da değinen Ünal, Yere sıfır başlıyor heykel. Aslında zarar görmeye çok müsait. Ama bu güne kadar çok büyük bir zarar görmedi. Toplumsal bazı deşarjlarda heykelin üzerinde zıplarken ufak tefek şeyler oluyor ama. Ben hiç canımı sıkmadan tamirini yaparım. Ben bu heykeli benimsemiş olmalarından dolayı çok mutluyum. Aslında ben böyle durumlarda çok özel bakmak istemiyorum ama genel olarak söylemek gerekirse, bu heykel çok fazla yüklenilen toplumların kıyıya vurduğu zaman nasıl yükseldiğini gösteriyor. Heykelinde alt kısımlarında daha çok acı çeken insan figürleri var. Ortaya doğru ayağa kalmaya çalışıyorlar ve en sonunda tepkilerinin dile getiriyor. Dalga denizin su damlalarından, toplum ise insanlardan oluşuyor sonuçta açıklamasını yaptı.

GEZİYE ÖZEL BİR HEYKEL AMA...

 Heykeli özellikle cinsiyetsiz yapmaya çalıştığını belirten Ünal,  Çok çok özel olayları heykelin üzerine koymak gibi bir düşüncem olmadı. Aslında Gezi olaylarına bakarken, bir taraftan da genel olara bu tür toplumsal patlamaları düşündüm. Nasıl oluyor bu iş diye. Dünyanın herhangi bir yerindeki bir yönetici, ne zaman acaba bu halk patlayacak diye ne zaman düşünür, ne zaman şaşırır diye düşündüm. Suda böyle bir şeydir. Bir saatten sonra suyu tutamazsın. Su da bir saatten sonra artık engelenemeyecek şekilde gider.  Bu anıt sonuç olarak Gezi'ye özel olabilir ama toplumsal tepki bakımından incelendiğinde sadece tek bir kesimi anlatan bir şey değil. Bundan 100 yıl sonra da halkın verebileceği tepkiyi de anlatıyor aslında ifadelerini kullandı.

 

GENÇLERE EMANET EDİYORUM

 Konuyla ilgili Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur ise, Gezi heykelini, Narlıderede sivil inisiyatifin kalbi olan Demokrasi meydanına, Narlıdere halkı adına diktik. Gezi Parkı olaylarında demokrasi adına verdikleri mücadeleyle, halka mal olmuş direnişçiler Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş ve 269 gün süren yaşam mücadelesini Salı sabahı kaybeden Berkin Elvan, bu heykelle Narlıderede, bu meydanda, aramızda ölümsüzleşti. Bu kahraman direnişçileri içinden çıktığı yere yani halka ve gençlere emanet ediyorum dedi.

 

 

Karşıyaka'da, Girne Caddesi'nin körfezin mavi sularıyla buluştuğu Şehit Diplomat Erdoğan Özen Meydanı'nda bulunan “Uçan Yunuslar Heykeli”, yapıldığı dönemden itibaren kentin simgelerinden biri oldu. Barış, sevgi ve dostluğu simgeleyen Yunuslar'ın oldukça ilginç bir öyküsü var


 

ENGİN TATLIBAL / EGE MECLİSİ - “Her eserin bir öyküsü vardır” diyerek hazırladığımız “İzmir'in Heykelleri” bölümümüzde bu hafta kentin sembol anıtlarından birini sizlere taşıyoruz: Karşıyaka Uçan Yunuslar Heykeli. Halk arasında kısaca “Yunuslar” diye anılan ve bulunduğu konuma adını vermiş olan heykel, 1984 yılında heykeltraş İsmet Erayda tarafından yapılmış. Karşıyaka Belediyesi'nin internet sitesinde yer alan bilgiye göre 6,5 metre yüksekliğindeki heykelin ağırlığı 10 ton. Sanatçı İsmet Erayda, Karşıyaka'nın ve İzmir'in en bilinen heykellerinden biri olan eserini alçı kalıplarla yerinde beton döküp alçıları çıkarttıktan sonra rötüşlayarak ortaya çıkarmış. Yunuslar'ın oldukçta ilginç bir öyküsü var. Tufan Atakişi, Osman Avcı, Mehmet Boz ve Cihan Türsen gbi yıllarını Karşıyaka'da geçirmiş pek çok isimden dinledik bu öyküyü.

KARŞIYAKA “BAĞIMSIZ” BELEDİYE OLUYOR

1984 yılına gelinceye dek Karşıyaka'da bağımsız bir belediye teşkilatı yoktu. Aslında Karşıyaka Belediyesi, Osmanlı döneminde 1880 yılında kurulmuştu ve bilinen ilk belediye başkanı da Çömezzade Hacı Mehmet Efendi idi. Ancak Cumhuriyet döneminin yeni idari yapılanması içinde Karşıyaka, İzmir Belediyesi'ne bağlı bir “şube müdürlüğü” olarak yönetildi. 12 Eylül sonrasında büyükşehir belediyelerinin kurulmasıyla ilçe oldu ve 1984 yılında askeri yönetimin atadığı Nevzat Çobanoğlu, ilk belediye başkanı seçildi.

BORNOVA'DAN GELEN TOP

Çobanoğlu 84 seçimlerinde başkan seçilmeden önce Bornova'daki Topçu Tugayı'ndan bir askeri top getiriyor ve bu top sahile yerleştiriliyor. Kıbrıs Barış Harekatı'nın üzerinden 10 yıl bile geçmemiş. Toplumda Rumlara ve Yunanlara karşı sönmeyen bir tepki var. Topun namlusu batıya, Yunanistan'a bakacak şekilde konuyor. Bir asker olan Çobanoğlu, rahatsız oluyor bu durumdan. Karşıyakalılar da bir türlü benimseyemiyorlar sahildeki savaş topunu.

SAVAŞ YERİNE BARIŞ SEMBOLÜ

Çobanoğlu seçildikten sonra düğmeye basıyor. Sahilde, namlusu Yunanistan'a bakan savaş topu geldiği yere, yani Bornova Topçu Tugayı'na geri yollanıyor. Buraya barış, sevgi ve dostluğu simgeleyen bir heykel yapması için heykeltraş İsmet Erayda görevlendiriliyor. Birkaç ay içinde, ileride ilçenin sembollerinden biri haline gelecek olan “Uçan Yunuslar Heykeli” ortaya çıkıyor böylece. Yani savaş sembolü topun yerini barışın sembolü yunuslar alıyor.

HEYKELTRAŞ İSMET ERAYDA

Uçan Yunuslar Heykeli'nin yaratıcısı heykeltraş ve ressam İsmet Erayda, 1927 yılında doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Heykel Bölümü'nden mezun olan Erayda'nın, Yunuslar ile birlikte Alaybey'de bulunan ve İzmir Kuş Cenneti'ni simgeleyen Yaban Kuğusu heykeli de Karşıyaka'yı süslüyor. Erayda'nın diğer eserleri arasında bakır rölief zafer anıtı, Fuar'daki Yunuslar, Foça'da Akdeniz fokları, Bergama Kozak yaylasında Atatürk anıtı, Kuşadası'nda barış güvercinleri, Marmaris Abdi İpekçi parkında yunus ailesi ve yat limanında deniz kızı heykeli ile Çanakkale Truva otelinde sevişen yunuslar adlı eserleri de bulunuyor. Erayda 2004 yılında, 77 yaşında aramızdan ayrıldı.

 

2005 yılından beri Konak’ta günbatımını izleyen heykel

 


 Konak sahilinde bulunan Gemi İskeleti Heykeli, İzmirlilerin kafasında hep soru işareti olmuştur. Pek çok vatandaş yakınına gidip te incelemediğinden ne olduğunu anlamamıştır. Oysa 2005 yılından beri Konak'ta bulunan heykel, İzmir'in binlerce yıla dayanan deniz ticaretini simgeler. Bugün ise çocukların tırmanıp oynadığı, aşık gençlerin boyayla isimlerinin baş harflerini üzerine yazdığı bir anıt oldu. Eserin yaratıcısı Heykeltraş Bihrat Mavitan, bundan rahatsız olmak bir yana dursun, durumdan son derece memnun. Mavitan, “ Eserin kıyıda olan İzmirlilerle ilişkini çok severim. Ben o heykel vasıtasıyla İzmir’de hangi genç erkek, hangi genç kıza aşık, öğrenebiliyorum. İzmir'de kim kime aşıkmış haberim oluyor üstüne yazılanlardan. Çocukların ona tırmanışları ve çığlıklarını izlerim her gidişimde, bu bana büyük keyif veriyor” diyor. İşte Konak'ın “aykırı” simgelerinden Gemi İskeleti Heykeli'nin öyküsü...


 

 

YUNUS EMRE KARABULUT / EGE MECLİSİ - “Her eserin bir hikayesi vardır” sloganıyla hazırladığımız bu haftaki İzmir'n Heykelleri bölümümüzde,  hemen her gün işe giderken gördüğümüz, zaman zaman vapurdan izlemekten çok keyif aldığımız Gemi İskeleti Heykeli'nin hikayesini anlatacağız. Konak Vapur İskelesi'nin yanında, 2005 yılında yapıldığı günden beri, adeta “aşk gemisi” diye adlandırılabilecek bir gemi istekeleti heykeli bulunmakta. Orjinalinin 24 santimetre olan bu gemi iskeleti heykeli, dönemin Belediye Başkanı Merhum Ahmet Priştina döneminde tamamlandı. Ancak vefatından ötürü Priştina, anıtın montajını göremedi.
 

 
“TİCARET ŞEHRİ İZMİR”İ ANLATIYOR

Sanatçı Bihrat Mavitan'ın imzasını taşıyan heykel, Konak kıyı düzenlemesi içinde yer alan ve İzmir’in binlerce yıla dayanan deniz ticaretini simgeleyen, gemi omurgası biçiminde bir anıt. Bu eserin orjinalinin gümüşten yapıldığını ve 24 santimetre boyutunda olduğunu söyleyen Bihrat Mavitan, “Bu proje Sevgili Priştina'nın reisliği sırasında, ağabeyim Ersen Gürsel'e ait olan Konak Meydanı Projesi kapsamında ulaştı. Kıyı düzenlemesi  bitmek üzereyken davet edildim. İzmir’in deniz ticaretini, 'ticaret şehri İzmir'i anlatan bir çalışma yapmam istendi. O arada da Ankara'da var olan sergime rahmetli Priştina'nın danışmanı Murat Katoğlu geldi. Sergimdeki bir tekne heylekilinin boyutunu sordu. Ben de benim karışım 25 santimetre, benim karışımdan biraz ufak, yani 24 santimetre dediğimde Katoğlu, 'Bize bunu 24 metre yapar mısın?' dedi. Dedikkten iki yıl sonra heykeli oraya koyabilmiştik” dedi.

 “İZMİR’DE KİM KİME AŞIK, BİLİRİM”

Heykeltraş Mavitan, yaptığı heykelin adeta “bir aşk gemisi” olduğunu biraz da ironik biçimde belirterek “Eserin kıyıda olan İzmirlilerle ilişkini çok severim. Ben o heykel vasıtasıyla İzmir’de hangi genç erkek, hangi genç kıza aşık, öğrenebiliyorum. İzmir'de kim kime aşıkmış haberim oluyor üstüne yazılanlardan. Çocukların ona tırmanışları ve çığlıklarını izlerim her gidişimde, bu bana büyük keyif veriyor. Bir de mutlaka tanışmak isterim ki; iki amca bellemiş heykeli. Yaz akşamlarında, İzmir'in grubunda nevalelerini alıp demleniyorlarmış burada keyifli keyifli. Eğer bir gün denk gelebilirsek, kendilerini ağırlamak isterim, belki de buradan beni okurlar ve ulaşırlar” diye konuştu.

 PİRİŞTİNA ANISINA

Eserin imza bölümünde kendisinin bronz bir portresinin bulunduğunu ifade eden Mavitan, “Heykelin aslında başka bir özelliği daha mevcut. Bir deniz aşığı olarak söylemeliyim ki, Google Earth üzerinden girip heykele bakıldığında heykel adeta İzmir ile bütünleşmiş çupra balığının yenilmiş ve kılçığıyla birlikte kalmış halini anımsatır. Heykeli yaptığım atölyede bir ressam hanım dostumun 'Bu heykel deniz kokuyor' deyişi de mutlu etmişti beni. Rahmetli Piriştina heykelin montajını göremedi ama bu çalışma benim gözümde onun anısınadır” ifadesini kullandı.
 


 “1948'den beri rüya görür, 1969'dan beri heykel yaparım”

İzmir'de çok sayıda eseri bulunan Bihrat Mavitan, kişisel internet sitesinde özyaşam öyküsünü şu sözlerle anlatıyor:

1948, Gavur İzmir´de doğdum.

1968, Akademi´ye girdim.

1973, Heykeltraş oldum, hem de yüksek.

1975 Asistan oldum.

1984 Hocalar sakal kesti, ben istifa ettim.

1985 Ressam Alev Ermiş ile evlendim.

1986 Kuzguncuk´a yerleştim, sayısız sergi açtım, ödül aldım.

 

1948´den beri rüya görüyorum, 1959´dan beri resim yapıyorum, 1969´dan beri heykel yapıyorum,ve bu galiba böyle devam edecek.


ETİKETLER : cumhuriyet ağacı heykeli gündoğdu izmirliler meydan ferit özşen
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer İZMİR haberleri









Arşiv Arama
- -


Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber