RSS / XML
15-08-2018
Bizi Takip Edin!

Ali Nail Kubalı anlatıyor

08-11-2015 10:18:04
A+ A-
İzmir'in en saygıdeğer şahsiyetlerinden olan iş dünyasının duayeni Ali Nail Kubalı'ya “Anlat Ustam” dedik.

Ankara Satılık

ENGİN TATLIBAL / EGE MECLİSİ - İzmir'in çok az sayıdaki “dünya vatandaşı” sıfatını taşıyabilecek isimlerinden Ali Nail Kubalı ile 75 seneyi 60 dakikaya sığdırmaya çalıştık. Biz “Anlat Ustam” dedik, o da Kayseri Talas'ta başlayan, Robert Kolej, İstanbul Üniversitesi ve Saint Louis Üniversitesi ile devam eden eğitim yıllarından ve zenci gettolarından başlayıp Türkiye'nin en büyük şirketlerinin zirvesine dek uzanan iş yaşamından süzülenleri anlattı.

 

 

Eğitim yaşamınızdan bahseder misiniz?

Babamın memuriyeti dolayısıyla ilkokulu İzmir'de okudum. İlkokuldan sonra aile İstanbul'a döndü. Ben de Kayseri'nin Talas ilçesinde bulunan bir Amerikan okulunda eğitimime yatılı olarak devam ettim. Türkiye'nin her yerinden ve her etnik gruptan öğrenci vardı. Laz da geliyordu, Türk de geliyordu, Kürt de geliyordu; ama o zaman biz bilmiyorduk bu farklılıkları. Burası bir misyoner okuluydu; ama Müslümanları Hıristiyan yapmaya çalışmıyorlardı, Ermenileri Protestan yapmaya çalışıyorlardı, çok ilginçtir. Burada çok güzel dört yılım geçti, çok samimi bir ortamdı. Mesela bir Ramazan günü iki Ermeni çocuk “Oruç tutacağız” diye sahura kalktılar, ortalık karıştı. Bunlardan bir tanesi Müslüman oldu. İsmini değiştirdi. Boksör oldu, Türkiye boks şampiyonu oldu, olimpiyatlara katıldı, boks hakemi oldu ve nihayet Türkiye Boks Federasyonu Başkanı oldu. İsmi Türk ismiydi. Geçtiğimiz Londra Olimpiyatları'nda kalp kirizi geçirdi ve kaybettik.

 

Sonra?

Sonrasında Robert Kolej'i kazandım. Oradan mezun olunca Kolej'in üniversitesine devam etmek yerine İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'de girdim. Burada başarılı bir öğrenciydim. İlk ve orta öğretimde vasatın üzerinde bir öğrenciliğim olmuştu, süper bir öğrenci değildim. Ama üniversitede oldukça başarılı oldum. Robert Kolej'de işletme master'ına başladım. Bu sırada okul arkadaşım Meral ile evlendik. Ailemiz karşı çıkmasa da “Nasıl geçineceksiniz” diye bir kaygıları vardı. Ancak Meral okulu bitirir bitirmez iş buldu.

 

Çok genç yaşta Amerika macerasına atıldınız, bu nasıl oldu?

Bir sınıf arkadaşım gelecek derse gelemeyeceğini söyleyerek ders notlarını rica etti. Nereye gidiyorsun dedim; “Bugün Fulbright Bursları'na başvurunun son günü, gidip başvuru yapacağım” dedi. Öyle deyince ben de kendi yanımdaki arkadaşa dönerek derse gelemeyeceğimi söyledim ve ders notlarını rica ettim (gülüyor). Ve birlikte Fulbright'ın Beyoğlu'ndaki sekreteryasına gittik. O gün saat beşe kadar tüm belgeleri yetiştirdim ve başvurdum. Ve hayat ne kadar ilginç, bursu kazandım. Amerika'da iyi bir üniversiteye kabul edilmeyi bekliyordum, ama bizdeki not sistemi çok farklıydı. Bu yüzden Harvard gibi okullar kabul göndermedi. Colorado'da hazırlık eğitimine başladık, o ara Missouri'deki Saint Louis Üniversitesi'ne kabul edildim. Eşim Meral de geldi tabi ki. Ama Colorado'ya eş götüremiyorsun, bu yüzden o ablamlarda kaldı. Saint Louis'de Filipinli bir arkadaşın doktor olan ağabeyinin yardımıyla hastanenin misafirhanesinde kaldım. O ara üniversitedeki profesörlerden biriyle ahbap olduk. O da yürütülen programlardan birinde bana part time iş ayarladı. Çünkü biz tek bursla iki kişi geçinmeye çalışıyorduk. Anketörlük yaptık. Filipinli doktor da bizi Türkiye kökenli bir Ermeni aile ile tanıştırdı. O aile bize evlat gibi sahip çıktı.

 

Amerika'daki iş yaşantınız nasıl başladı?

Anketörlük yaptığım program, Saint Louis'de fakirlikle mücadele konusunda bir proje hazırlıyordu. Anket çalışması bitince projenin devamı için yine bana part time iş teklif ettiler. Bu projenin yönetiminin oluşturulması için çalışılacak. Yapar mısın dediler, tabi ki kabul ettim. Çöpçülük bile olsa yapacağız, kıt kanaat geçinmeye çalışıyoruz zaten. Amerika'da tavuk eti çok ucuzdur, o dönem bir buçuk sene sürekli tavuk yedik ucuz olduğu için. Tavuk göğsü tatlısı bile yaptım. Türkiye'ye döndükten sonra da uzun süre tavuk yemedim. Neyse; ben çalışmaya başlayınca maliye dersinde öğrendiğimiz performans bütçesi kavramını orada uyguladım. Federal hükümet bu projeyi beğendi ve raporlar yazıp göndermeye başladık. Saint Louis'de o güne dek görülmemiş bir şeydi bu. Patron üniversitede iktisat doktorası yapıyordu. Bizim profesör ve patron beni junior partner olarak yanlarına aldılar ve bir şirket kurduk, söz ettiğim gibi projelere ve programlara danışmanlık yapmak için. Güzel projeler yaptık.

 

Mesela?

Bir tanesi, sokak çocuklarıyla muhtaç durumdaki yaşlıları buluşturma fikriydi. Ben interdisipliner takım kurma fikrini ortaya attım. Yani projeler için kurulacak ekiplerin içinde iktisatçı olsun, işletmeci olsun, mühendis olsun, sosyolog olsun, yerine göre doktor olsun. Proje, konunun her yönünü kapsayacak şekilde oluşturulsun. Okula gidemeyen ve sokaklarda yaşayan çok sayıda zenci çocuk vardı ve bunlar suça karışıyorlardı, yetersiz besleniyorlardı, biraz yaşları büyüyünce uyuşturucuya bulaşıyorlar ve heba oluyorlardı. Öte yandan çok düşük gelirlerle çok zor şartlar altında yaşayan yaşlılar vardı. Biz bunları bir araya getirdik, yaşlılar ve zenci çocukları. Proje sonunda bu çocukların okul başarılarında yükselme sağlandı ve öte yandan yaşlıların da hastalık oranları düştü. Bu proje kapsamında çok az kişiye nasip olacak şekilde Amerika'nın en kötü durumdaki gettolarını görme şansını yakaladım. Kolunda iğne ile ölen zenci gençlerini gördüm. Biz bunlara programlar ve projeler yaptık. Hem toplumsal bir iyileşme yakaladık, hem para kazandık. Bizim profesör, zamanında bankalara danışmanlık yapmış ve bağlantıları vardı. Bizim şirkete bankalardan da danışmanlık talepleri gelmeye başladı. Şehir planlamasıyla ilgili danışmanlık talepleri gelmeye başladı. Bir gün fakir bir gettoya, diğer gün bir bankanın yönetim kurulu toplantısına gidiyorduk. Böyle ilginç bir durumdu.

 

Türkiye'ye döndünüz... Sonra?

Türkiye'ye dönünce Amerika'da edindiğim tecrübeleri kullanma şansım oldu. Ben doktoramı tarıma dayalı sanayi üzerine yapmıştım. Burada da çalıştığım şirketlerde bunları uygulama şansı buldum. Birçok şirkette yönetim ve icra kurullarında üyelik ve başkanlık görevlerinde bulundum. Danimarka'nın fahri konsolosluğunu yaptım. Kraliçe ve prens ile tanışma şansım oldu. Birinci sınıf şövalye nişanı aldım. Orada da çok güzel anılar var. Benim yerime de küçük oğlumu fahri konsolosluğa tayin ettiler. TÜSİAD'da patron olmayan profesyonel yöneticilerin de seçildiği ilk genel kurulda yönetim kurulu üyeliğine seçildim. Yirmi küsur senedir de tüm bunlarla beraber danışmanlık hizmeti veriyorum.

 

 

Danışmanlık kavramı Türkiye'de ne derecede oturmuş durumda sizce?

Biz iktisat okurken “göstermelik tüketim” diye bir kavram vardı. Yani pahalı bir kürk satın almak gibi. Kürkün fiyatı düşünce talebi azalır, göstermelik tüketim yani. Türkiye'de de “göstermelik danışmanlık” ortaya çıktı. Ben başladığımda Türkiye'de bu işi yapan yabancı şirket yoktu. Boston Consultancy gibi büyük danışmanlık şirketleri sonradan geldi. Dolayısıyla bizim şirketlerimiz birden bire danışmanlık hizmeti almak için yarışır oldular. Yani bunlardan danışmanlık almamış olmak bir prestij meselesiymiş gibi bir durum ortaya çıktı. Göstermelik danışmanlık durumu.

 

Danışmanlık kavramını siz nasıl tanımlarsınız?

Şunu söylüyorum hep; ben damdan düşen adamım. Hani bir fıkra vardır, adamın biri damdan düşmüş. Etraftakiler telaşa kapılmışlar aman doktor çağırın falan diye. Adam demiş ki “Gerek yok, bana damdam düşmüş birini getirin, benim halimden o anlar..” Ben damdan düşenim ve damdan düşenin halinden anlarım. Dolayısıyla Türkiye'de benim danışmanlık kariyerim iyi oldu.

 

Spesifik bir olay var mı yekten aklınıza gelen?

Uluslararası bir gross-market zinciri Türkiye pazarına girecekti. O güne dek Türkiye'de böyle bir kavram yok. Şirketin dünya CEO'su bana geldi ve “Bizi bir Türk ortak bul” dedi. Neden Türk ortak aradıklarını sordum. Dedi ki “Biz Türkiye'yi tanımıyoruz, Türkiye pazarı hakkında da kültürümüz sınırlı.” Ben de “Bu sektörü, gross-market işini Türkiye'de hiçbir yatırımcı bilmiyor. Yatırımızın yüzde 40'ına 50'sine işi hiç bilmeyen birini ortak yapıp ne yapacaksınız? Beş sene sonra siz ve yöneticileriniz Türkiye'yi tanımış olacaksınız. Kendi başınıza bu işe girin” dedim. Çok hoşlarına gitti. Bunun gibi stratejik konularda, yol ayrımı noktalarında şirketlere danışmanlık yaptık. İskandinav Havayolları'na, bir Alman yatırım bankasına, bunun gibi firmalara hizmet verdik. “Biz kısa sürede çok büyüdük, bu kadar parayı ne yapalım” diye gelenler de oldu.

 

MİSSOURİ SENATÖRÜNDEN KUBALI'YA ÖZEL DÜZENLEME

“...Amerika'dayken askerlikle ilgili bir sıkıntı oldu. Ben Fulbright Bursu ile okuduğuma dair yazıyı konsolosluğa göndermiştim. Ama askerlik şubesinden bir yazı gelmiş, şu tarihe kadar teslim olmazsan vatandaşlıktan çıkarılacaksın diyor. Talebe müfettişliğinden kağıt istiyorlar okuduğuma dair. Talebe müfettişliği de bu kağıdı vermek için askerlik şubesinden ilişiği yoktur kağıdı istiyor. Arada kaldık. Cumhurbaşkanlığına kadar yazdım, sonuç çıkmadı. Pasaportumu da uzatmıyorlar. Üniversitede dekana gittim, şirket ortaklarına durumu anlattım. Patron, dönemin Missouri Senatörü ve Senato Silahlı Kuvvetler Komisyonu Başkanı Stuart Symington'a durumu anlatmış. Senatör beni ofisinde özel olarak kabul etti. Durumu ona anlattım. Senatör Symington, benim ve eşimin bu durumumuz ile ilgili olarak Amerikan Senatosu'na kanun istisnası teklifi sundu. Bu teklif sunulunca, kabul edilmese dahi Senato'nun hukuk komisyonunda beklemede olduğu için benim durumum sorun olmaktan çıktı. Daha sonra ise bize green card vermeye karar verdiler...”

 

 

“YENİ ŞEYLER ÖĞRENMEK MUTLU EDİYOR”

“...40 yaşından sonra atçılığa merak sardım. Atlar çok duygusal hayvanlar. Ve atçılık cinsiyet ayrımının olmadığı bir spor dalı. Kadınlar ve erkekler beraber yarışabiliyorlar ve çoğu yerde de kadınlar kazanıyor. Atlarda da erkek at dişi at ayrımı olmaz. İnsana mutluluğu yeni şeyler öğrenmek getiriyor. Ben 40'larımda ata binmeye, 50'li yaşlarımda dalmaya başladım. Dönem dönem gazetelere köşe yazıları yazdım...”


ETİKETLER : Ali Nail Kubalı dünya vatandaşı Ali Nail Kubalı
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer İZMİR haberleri









ÇOK OKUNANLAR
Arşiv Arama
- -


Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber