RSS / XML
15-08-2018
Bizi Takip Edin!

Eski Kültür Bakanı Prof. Dr. Suat Çağlayan anlatıyor

13-12-2015 09:38:16
A+ A-
Beyefendi ve tevazu sahibi kişiliği, yaptığı her işi sevgiyle yapması ve ülkesine olan sevdasıyla İzmir'in ve Türkiye'nin çok değerli bir kişiliği olan çocuk doktoru ve eski kültür bakanlardından Suat Çağlayan'a “Anlat Ustam” dedik bu hafta...

İstanbul Satılık

ENGİN TATLIBAL / EGE MECLİSİ - Toplumun geneli onu 21'inci dönem İzmir milletvekili ve son Ecevit Hükümeti'nin Kültür Bakanı olarak tanıdı. Ancak o yıllar boyunca dokunduğu, tedavi ettiği çocukların unutamadığı bir hekim aynı zamanda. Tedavi ettiği çocuklar için kitaplar da yazan Prof. Dr. Suat Çağlayan'dan söz ediyoruz. Çağlayan'dan Trabzon'un bir dağ köyünde başlayan ve akademinin, siyasetin ve bürokrasinin zirvesine dek uzayan yaşam öyküsünden süzülenleri dinledik.

Hocam, hayat hikayenizin başlangıcına gidelim ve oradan yürüyelim isterseniz...

Ben 1948 yılında Trabzon'un bir köyünde doğdum. Köy Trabzon'a 8-10 kilometre uzaklıkta ama o yıllarda köy yolu yok. Şoseye inmek için 4-5 kilometre yürümek gerekiyor. Dimdik bir yol, zordu yani. İnince de şehre giden bir araç duracak ve bineceksin. Eskiden burunlu arabalar vardı, sen bilmezsin. Onlara binip Trabzon'a ulaşılırdı. İlkokulu köyde okudum. Benim bu yıllarda en büyük şansım annemdi.

Anneniz nasıl bir insandı?

Rahmetli annem tam bir köy kadınıydı ve okuması yazması yoktu. Ama Allah vergisi bir zekası ve öngörüsü vardı. Beş kardeşten erkek olan dördünü okuttu. Büyük emek harcadı. Ablamı da okutacaktı ama babaannem “Kız çocuk okutulmaz” dedi. Babam da maalesef ona uyunca karşı çıkamadı. Oysa beş kardeş içinde en zekimiz ablamdı. Daha sonra kendi kendine okuma yazma öğrendi.

Sonra?

Sonra ortaokulu Maçka'da, liseyi Trabzon'da okudum. Ben en küçük kardeş olduğum için rahattım, çünkü yanında okuyabileceğim ağabeyim vardı. Sonrasında da 1965 senesinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girdim. Orada da şansım ağabeyimdi. Ortaokuldayken Maçka'da savcı olan ağabeyim, ben tıbba girdiğimde Ankara'ya atanmıştı. Onun yanındaydım. O sırada ben askeri tıbba girdim ve asker öğrenci oldum. Ankara Üniversitesi'nde sivil öğrencilerle birlikte okuyorduk ama üniformalıydık. Fakülteyi de askeri doktor olarak havacı teğmen rütbesiyle bitirdim. GATA'da bir yıl staj yaptıktan sonra uçuş doktorluğu kursu aldım ve uçuş doktoru olarak Diyarbakır'a tayin oldum. Üç sene kadar orada kaldım. Dönüşümde de yine Gülhane'de yüksek ihtisas yaparak çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı oldum.

İzmir'e gelişiniz nasıl oldu?

Askeriye'de doçentlik başvurusu yapmıştım ve binbaşı rütbesine yükselmiştim. O sırada ordudan ayrıldım ve İzmir'de Tepecik SSK Hastanesi'ne atandım. Doçentliğim burada geldi ve klinik şefliğine yükseldim. Devamında da Ege Üniversitesi'nde bir kadro buldum ve profesör oldum. Bunun ardından tekrar Tepecik Hastanesi'ne döndüm ve burada başhekimlik görevine getirildim. Üç yıl bu görevde kaldıktan sonra tekrar Ege Üniversitesi'ne döndüm ve ornadan da ayrılarak Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü olarak atandım. Gördüğün gibi sayısız istifa var benim hayatımda. (Gülüyor) Oradan sonra da siyaset başladı zaten.

Türkiye için çok önemli bir değişim sürecinin orta yerinde siyaset yaptınız. Size göre Ecevit hükümetinin genel hatlarıyla doğruları ve yanlışları nelerdi?

O dönemde hükümet olarak doğrularımız ve yanlışlarımız elbette vardı. Ancak yanlışları 70'li yıllara kadar indirmek gerek. Türkiye'de gerici hareketin siyasallaşması 70'lerin ortalarıdır. Bunda tabi bizim çok büyük günahımız var. Olayı ne siyasal ne sosyal boyutuyla ciddiye almadık. Kartopu büyüye büyüye geldi. Önemsemedik. Milletin dokusunun gerici harekete çok uygun olduğunu anlayamadık. Din faktörü de eklenince, dindarların demiyorum, “dincilerin” gerici hareketi manipüle etmesi süreci başlayınca ivme kazandı. Dincilerle dindarları ayırmak gerek, benim annemle babam hacıydı. Ama bunu kullandılar. Sosyal olarak evlere girerek kullandılar, rakiplerine çamur atarak kullandılar. Bunlara en verimli ortamı hazırlayan da 80 darbesi oldu. Depolitize edilmiş, reaksiyonların sıfırlandığı bir ortamda iyi filizlendiler ve büyüdüler. İş bize geldiğinde 99 senesiydi ve iyiden iyiye palazlanmıştı. Bunu biz de istemeden kolaylaştırdık, biz de işin bu boyutlara varabileceğini düşünmüyorduk. Türkiye'de cumhuriyeti koruyan temel güç halk değildir, bu güç Atatürk'ün görev verdiği TSK oldu. Ta ki 2002'ye kadar. Ve kimse bu gücün çok kısa bir zamanda uluslararası faktörlerin de etkisiyle ortadan kaldırılabileceğini düşünemedi. Askeriye içinde farklı fraksiyonlar vardı. Kimisi Mustafa Kemal ilkelerine sıkı bağlı olanlar, kimisi ise bu ilkelere bağlı olup ama bunların üzerinde pek durmayanlar. İkinci kesim içinde bu ilkelerden kolayca vazgeçebilen grupları Amerika destekledi. TSK içinde belli bir kademeye gelmiş olan laik ve katı cumhuriyetçi komutanların önü kesilmeye başlandı. Ve bu, bir karşı devrim sertliğinde oldu. Hatayı belki şurada yaptık; bu denli katı bir laiklik halk içinde çalışır mıydı? Milletin yüzde 60-70'inin dindar olduğunu biliyoruz; böylesi bir ülkede laiklik ve cumhuriyete katı bağlılık sürekli mümkün olabiliyor muydu? İnsanlarımızın kültür seviyesi yüksek olsa elbette olurdu. Bizim gitmemizle birlikte onlar egemenlik kazandılar. Sonrası malum.

Çocuk doktoru olmanın keyifli tarafları olduğu anlatılır, nelerdir bunlar hocam?

Hiç büyümüyorsunuz bir kere. Hiç yaşlanmıyorsunuz. Her an karşınıza bir yavrunuz çıkabiliyor. O yavru büyümüş, 25-30 yaşına gelmiş oluyor. Ama sizin gözünüzde hep yavru kalıyor. Geçen gün bir tanesiyle karşılaştım, dedi ki “Suat Bey, hatırlar mısınız ben sizin cebinize işemiştim” dedi. Böylesine güzel öyküler yaşıyorsun.

Yazmaya devam ediyor musunuz?

Beş tane çocuk romanım var, şimdi altıncısı ve yedincisi üzerinde çalışıyorum. Zeytin sergileri açıp onların kitaplarını yayınlamıştım. Keyiflidir yaptığım işler.

Çocuk hekimi olacak genç meslektaşlarınız için soruyorum, nedir bu işin sırrı?

Bu işin sırrı sevgidir. İnsanı sevmeden doktorluk yapılmaz, çocuğu sevmeden de çocuk doktorluğu yapılmaz. Gece saat ikide bir annenin derdini dinlemekten kaçınacaksanız, telefonunuz 24 saat açık olmayacaksa başka bir dalda hekimlik yapın. İkincisi empati diyebiliriz. Gecenin ikisinde telefon eden anne diyor ki “Bebeğim durmadan hıçkırıyor, acaba nefesi kesilir mi, ölür mü?” Bunun gibi size gayet basit gelen bir durum, anne için çıldırtıcı bir korku vesilesi olabilir. Aman, bunun için bu saatte aranır mı diye düşünecekse çocuk doktorluğu yapmayacak.


ETİKETLER : anlat ustam ecevit hükümeti suat çağlayan izmir milletvekili
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Hakkında
Birsen Kalaycı 2017-03-27 10:00:10
Söylenecek o kadar çok şey var ki ama doğru cümleleri bulamıyorum. Hayatım boyunca tanıdığım en mükemmel insan. İyi ki sizi tanımışım.
Mobil
Abdulkadir Dökmeci 2017-01-29 16:52:45
Suat ı 1965 yılında Ankara Tıp Fakültesini kazanan ve Trabzon dan gelen saf, temiz bir insan olarak fakülte de öğrenime başlamadan önce tanıdım. Suat, M Ali ve ben den oluşan üçlü dostluk giderek artan ve sıklaşan mükemmel bir sevgi ve saygı yumağı ile bugüne ulaştı ve ilelebet devam edecek. Suat eşine az rastlanan enerjinin kaynağı ve dostluğun sembolüdür. Onuun inceliklerini ve meziyetlerini ancak yakın arkadaş iseniz anlayabilirsiniz, çünkü Suat çok mütevazı ve gösterişi sevmez.
Can'ım arkadaşım sen herşeye layıksın.
Toplam 2 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer İZMİR haberleri









ÇOK OKUNANLAR
Arşiv Arama
- -


Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber