RSS / XML
20-10-2018
Bizi Takip Edin!
bodrum escort

Nurhan Damcıoğlu ve Kanto

11-01-2016 12:09:19
A+ A-
Altı yıldır İzmir'de yaşayan Nurhan Damcıoğlu, 1980 ve öncesinde doğanlar için “kantocu” figürüyle hatırlanan, bir dönemin önemli popüler kültür figürü. Ancak Toto Karaca'dan gördüğü kantoyu geleceğe taşıyan Damcıoğlu, 50'li yılların sonunda Ankara'nın meşhur opera binasının tozunu yutmuş bir tiyatrocu aynı zamanda. Damcıoğlu'na “Anlat Ustam” dedik ve bakın neler dinledik.

İzmir Satılık

ENGİN TATLIBAL / EGE MECLİSİ – Müthiş enerjik, müthiş hareketli bir insan Nurhan Damcıoğlu. Geç Osmanlı döneminin önemli sahne şovu kantonun ölmemesini sağlayan Damcıoğlu genelde bu yönüyle bilinir; ancak o, uzun süre Ayten Gökçer'lerle, Yıldız Kenter'lerle teşrik-i mesai yapmışlığı olan bir tiyatro sanatçısı. Son derece de samimi. Yer yer “Bunu yazayım mı” diye teyit ettirmek zorunda hissediyorum kendimi. İstanbul'un tozundan kirinden kaçarak altı yıl önce İzmir'de yaşamayı seçmiş. Çalışmadan yaşamak nedir bilmeyen Damcıoğlu, sanat dünyasının siyasallaşmasına da isyan ediyor.

 

 

Sizin doğum tarihinizde bir belirsizlik var, 1941 ve 1944 diye geçiyor. Öncelikle bunu ortadan kaldıralım isterseniz.

Kaldıralım (gülüyor). İnternette birçok yerde 1941 diye geçiyor ama benim doğum tarihim 1944'tür aslında. Bunları nasıl düzelttireceğimi de bilemiyorum. Devlet tiyatrolarına girişim sırasında yaşımı büyütmüştük, sonra öylece kaldı.

Nereden geldiniz, nerede doğdunuz?

Ben doğma büyüme Ankaralıyım. Ama baba tarafımın kökü Kırım Tatarları'na dayanıyor. Babam, ilk meclisin elektrik tesisatını yapan adamdır. Elektrik ustaydı. Onlar geldiğinde devlet Adana'da büyük bir arazi vermiş, demiş ki siz burada yaşayın. Ama tabi mümkün olmuyor öyle bir şey. Biz çok sıkıntı çekerek büyüdük çocukluğumuzda. Kardeşim Burhan 8-9 yaşında gazete satardı, gazoz satardı. Burhan, Ayhan, Sinan, Sultan, Perihan, Nurhan yani ben, bir de Akif yedi; bir ağabeyim, bir de emniyet müdürü olan diğer ağabeyim vardı. Yani biz tam dokuz kardeştik. Kardeşlerimden sadece Ayhan ve ben sanatla uğraştık. Annem ud çalarmış, çocuk esirgeme kurumunda çalışan, gelinlik diken terzi bir kadın. Öyle hoş giyinirdi ki. Ondan bir etkilenme söz konusu olmuş olabilir.

 

 

Tiyatro kökenlisiniz, Ankara'da mı başladı tiyatro?

Çok küçük yaşta Ankara'da devlet tiyatrosuna girdik. Sanat nedir, sanatçı nedir, büyük nedir, küçük nedir, saygı nedir, sevgi nedir, orada öğrendim ben. Bu yüzden Ankara'daki opera binası bir mabettir benim için. Ünlü şair Ahmet Muhip Dıranas benim velim oldu, çünkü yaşım küçüktü. Festivallere, turnelere gidiliyor. Yaş büyütme olayı da o dönemde oldu. Hatta soyadım ile ilgili bir karışıklık da vardır, bak onu da anlatayım. Bizim ilk soyadımız Ürper idi. Bu, annemin soyadı. Annem çok küçük yaşta evlenmiş, dedem babama demiş ki ya benim soyadımı alırsın, ya da vermem kızı. Böylece anne soyadıyla Ürper olmuşuz. Babam da o ara sinema açmış. Bizler büyümüşüz, yaş büyüyünce babamın soyadı olan Damcıoğlu'na dönülmüş. Ben Nurhan Ürper olarak 27 eserde rol almışım. Neyse efendim, Çarşamba ve Pazar çocuk tiyatrosu olurdu Ankara'da. Okuldan çıkınca Cebeci'den sallanıp giderdik. Tabi o dönemden birlikte yetiştiğimiz birçok isim oldu. Ayten Gökçer bizim üst devremizdi; Turgut Savaş'ın eşi Semra Savaş da keza bizden sınıfça büyüktü. 100 para verirdi annem, ister otobüsle git, ister simit ye. Bizler böyle büyüdük. Yıldız Kenter orada, Cüneyt Gökçer orada. Melek Tartan ve Fikret Tartan da oradalar ve nişanlılar daha o dönemde. Ben en küçükleriydim, çömezleriydim. Sonra “fındık kurdu” oldu adım. 16 yaşında da İstanbul'a kaçtım. İlk başrölüm ve bu yaştadır. Başar Sabuncu'nun yazdığı ve Haldun Marlalı'nın sahneye koyduğu bir oyundu.

 

 

Kanto geleneğini Türkiye'de siz dirilttiniz...

 

Ben kantoyu ilk kez Toto Karaca'dan gördüm. 1968 yılında ben İstanbul'da tiyatrodaydım. Ne yapalım diye düşündük ve kanto fikri çıktı. Mücap Ofluoğlu ile bu düşünce ortaya çıktı. Kanto ile o dönemde bir 50 senedir unutulmuş olan bir sahne geleneğini ben yeniden canlandırmış oldum. Bilinen birkaç kantoyu derledik, işte Kalender ile başlayalım, Beyaz Gerdan ile devam edelim, Yangın Var ile bitirelim dedik. Ve bak eskiden düetler de varmış; kadın Küçüksu'da dolaşırken adama bir bakış atıyor efendim, adam ona aşık oluyor o anda, kadın böyle omzunun üzerinden mendil bırakıyor falan. Bunlar sahnede düet şeklinde canlandırılıyor düşünebiliyor musun? Şimdiki aşkları düşünsene, tanışıyorlarlar, e n'aber, nasılsın, haydi gidelim... Böyle değil... O zamanlar aşk diye bir aşk varmış. Bunları anlatan işleri televizyona da yapmıştım ve büyük ilgi uyandırmıştı o dönem. Ve biz bu geleneği Dümbüllü'den devraldık. Son olarak burada Karantinalı Despina'da rol aldım geçtiğimiz sene. Adnan Saygun'da büyük bir ilgi ile gerçekleşti, hatta sahnenin arka tarafındaki koro locasına dahi seyirci alındı. Kapı baca kırıldı adeta.

İki evlilik yaptınız, bunları biraz anlatmanızı istesek...

Şimdi bizim sanat camiasında kötü bir durum var. Oyunda oynamak istiyorsan efendim, yönetmenin yatağına gireceksin gibi. İyi de herkes böyle olmak zorunda mı kardeşim. Benim yetiştiğim kültürde bir adamla flört ettin mi onunla evleceksin. Ama doğru ama yanlış. İki evliliğim de böyle olmuştur biliyor musun. İlk evliliğim döneminde kazandığım paralar İsviçre bankalarındaydı, gidip geliyorduk sürekli. Orada bir çocuk düşürdüm, Erol Evgin ve eşi şahit olmuştur ona. Dedim ki kocama bak, ben herkes gibi bir kadınım; mutfakta çalışırım, elbise dikerim, temizlik yaparım; güzel ve başarılı bir kadınım; ben çocuğumu doğuracağım, sen de bakacaksın. İlk kocama aşıktım, ama olmadı. İkinci kocam da bana aşıktı. Annem dedi ki kızım sen bu adamla evlen, öylece evlendim ama o da yürümedi. Annem babamı milletvekili gibi giydirirdi. Erkeğinin hep pırıl pırıl olmasını isteyen bir kadındı annem. Ben de öyleyim, ama bu yanlış bir şeymiş.

 

 

Aa, neden?

Ablam derdi ki erkeğin bir çorabı yırtıksa ikincisini de sen yırt, sakın kocanı süsleyip püsleyip gönderme tiyatroya. Şaşırırdım ama böyleymiş işte, akıllı kadınlar böyle yaparmış. Akıllı ama kendilerine güvenleri olmadığı için. Değil mi?

Bu enerjinize hayran olmamak elde değil.

Öyle ama insanlar benim ne kadar ağladığımı, ne kadar yalnız olduğumu bilmezler. Her seferinde evliliğim bitince yeniden, sıfırdan düzen kurdum. Koltuklara kadar her şeyi verdim, yenilerini aldım.

Neden yalnızsınız? Bu biraz seçilen bir şey gibi gelir bana hep, o yüzden soruyorum.

Evet, ben seçtim,ama pişmanım. Sakın yapmayın, herkese bunu söylüyorum. Para hesabı bilmem, duygularımla hareket ederim. Çok severim, ama üç kez yanlış yaparsa dördüncüde bıçak gibi keser atarım. Yalana tahammülüm yok. Ama şimdi çok sıkılıyorum. İzmir'deki tek dostum Melek Tartan. Doğru düzgün iş de kalmadı artık.

 

 

 

 

Neden kalmadı?

Ben çalışmadan yaşamasını bilen bir kadın değilim. Evde sabaha kadar iş yapıyorum, 6'da yatıyorum. Ben niye işsizim bugün kardeşim? Atatürkçü olmak ayıp ve günah oldu. Ben Atatürkçülüğümle gurur duyuyorum. Yurtdışından çok teklif gelmişti orada kalmam yönünde. Ama ben Türkiye de Türkiye deyip kaldım.

Ankara, İstanbul, şimdi de İzmir... Nasıl gidiyor İzmir'de hayat?

 

Altı senedir İzmir'de yaşıyorum, İzmir gerçekten çok güzelm bir memleket. Buradaki insanların birbirlerine hala saygısı sevgisi var. Bir adres soruyorum, kendisi götürüyor neresiyse. Buralar daha bakir, İzmir ne kadar olsa tutuyor bazı değerleri. Bayrağı da tutuyor, Cumhuriyet'i de tutuyor.

 


ETİKETLER : Nurhan Damcıoğlu Kanto
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer İZMİR haberleri









ÇOK OKUNANLAR
Arşiv Arama
- -


Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber