RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

Dünyayı turuncuya boya...


2015-11-25 09:09:13
Itır Bağdadi

Bugün 25 Kasım, yani 1999 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü ilan edilerek kadına yönelik her türlü şiddeti andığımız ve farkındalık yaratmaya çalıştığımız bir gün. 25 Kasım 1960 tarihinde Miribal Kardeşler olarak tanınan üç kızkardeş Dominik Cumhuriyeti’nde ülkede uzun dönem diktatörlük yapan Başkan Rafael Trujillo’nun güçleri tarafından rejim karşıtı çalışmalarından dolayı infaz edilmişti. 

 

Dominik Cumhuriyeti’nin tanınmış siyasi aktivistleri arasında oldukları için de ölümleri Latin Amerika’yı da etkilemiş ve 25 Kasım günleri bu bölgede kadına yönelik şiddetin anıldığı bir gün olarak önem kazanmıştı. Bu tarihin önemini bilen Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde her 25 Kasım dünya çapında 16 günlük bir aktivizm kampanyası başlar ve 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne kadar sürer. Bu yıl 16 gün boyunca BM “dünyayı turuncuya boyayın” diyor. Turuncu BM Genel Sekreterliği’nin erkek şiddetine karşı yürüttüğü UNiTE (HAYIR de, Kadına Şiddeti Sonlandırmak için BİRLEŞ) kampanyasının resmi rengi. Bu kapsamda herkesin turuncu giyerek daha parlak bir gelecek ve kadına yönelik şiddet içermeyen bir dünyayı desteklediklerini göstermeleri ve bunu sosyal medyada paylaşmaları isteniliyor.  

Kadına yönelik şiddetin sadece fiziksel şiddet olmadığı ve çok daha kapsayıcı olduğu anlayışı daha çok yeni. 1990’ların ikinci yarısından itibaren yapılan reformlar kadına yönelik şiddetin altında yatan sebeplerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayandığını ve kadının insan hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle Avrupa’daki reformlar partner şiddetinin (bizde aile içi şiddet diye adlandırılan ama aslında aile içi ve dolayısıyla özel alanı ilgilendirdiği izlenimini bırakan şiddetin) tanımını genişleterek fiziksel şiddet ve  tehditlere ek olarak cinsel, ekonomik, duygusal şiddet, taciz ve ürkütme, yalnız bırakma, sömürme ve kontrol etme çabaları ve genel olarak özgürlükten yoksun bırakma gibi farklı şekilleri olduğunu ve kadına yönelik şiddetle ilgili ulusal ve uluslararası mücadelelerin bir bütün olarak her türlü şiddet türünü de kapsaması gerektiği vurguladı. Bir kaç yıl önce İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde kadına yönelik şiddetle ilgili düzenlediğimiz bir uluslararası akademik konferansta açılış konuşmasını  yapan Profesör Evan Stark “coercive control” (yani “zorlayıcı kontrol”) olarak adlandırdığı bu yaklaşımın akademik öncülerinden. 2013 yılından itibaren İngiltere’nin aileiçi şiddet tanımı da bu kavram sayesinde değişmiş. Bu alandaki en önemli uluslararası anlaşma Evan Stark’ın da yaklaşımını kapsayacak bir şekilde hazırlanan ve İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadınlara

porno
Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi. Türkiye’nin de imzacısı olduğu bu anlaşma 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle 12 ülkenin taraf olmasıyla yürürlüğe girdi.

Durum gerçekten ne kadar vahim...

Kadına yönelik şiddet derken, durumun belki de ne kadar vahim olduğunu tam anlatamıyoruz. BM’nin verdiği rakamlara göre:

- dünyada şu anda 603 milyon kadın, kadına yönelik şiddetin hala bir suç sayılmadığı bir ülkede yaşıyor

- kadınlar (ve genç kızlar) insan ticaretinde sınırlar ötesine yasa dışı çıkarılanların %80inin oluşturmakta, bu kadınların da %79’u seks ticaretine zorla itilmekte

- kadın sünneti olarak adlandırılan ama aslında kadınların cinsel organlarının bir kısmının yok edilmesi olan FGM (female genital mutilation) dünyada 100-400 milyon kadını etkilemekte

- kadınların %70i hayatlarının bir döneminde partnerlerinin fiziksel veya cinsel şiddetine maruz kalmış durumda

- cinsel saldırıya uğrayanların %50'si 16 yaşının altındaki genç kadınlar

- 60 milyonun üzerinde çocuk gelin olarak adlandırılan ve 18 yaşına gelmeden önce zorla evlendirilen kız çocuğu var (pek çok yerde çocuk  gelin yerine pedofil mağduru kızlar da kullanılmakta)

Peki Türkiye ne durumda?

-Sadece 2015 yılında 255 tane şiddetten ölen kadın var, bu rakama şiddete maruz kaldığı için intihar eden kadınlar dahil değil

- 2014 yılında 191 kadın tecavüz ve tacize uğramış, 585 kadın darp sonucu yaralanmış (ki bunlar resmi rakamlar, şikayette bulunmayan kadınlar bunlardan çok daha fazla)

- 2012-2014 yılları arasında Jandarma’nın yaptığı açıklamaya göre 30 bine yakın kadına yardım eli uzatılmış, 10.766 şiddet mağduru kadın için koruma tedbir kararı çıkartılmış

- Türkiye’deki kadınların %42’si hayatlarının bir döneminde şiddete maruz kalmış

- 2003-2010 yılları arasında kadın cinayetleri %1.400 arttı, öldürülen kadınların %66’sının katili kocaları, eski kocaları ve sevgilileri  

- BM’nin 99 ülkeyi içeren şiddet raporunda Türkiye kadına yönelik şiddette 

15. sırada

- Türkiye’de şiddet mağduru kadınların %92’si hiçbir yere başvurmuyor

Kadına yönelik şiddetle ilgili hatırlamamız gerekenler... 

1. Şiddet sadece fiziksel değildir

İstanbul Sözleşmesi ile birlikte kadına yönelik şiddet sadece fiziksel değil çok boyutlu olarak tanımlanmıştır. Şiddetin ekonomik, psikolojik, cinsel, taciz ve korku bazlı boyutları bazen fiziksel şiddetten daha fazla zarar verebiliyor. 

Uzun dönem bu tür şiddete maruz kalan kadınlar tıpkı uzun süre esir düşmüş kişiler gibi zarar görüyor. 

2. Şiddet sadece kadınları ilgilendiren bir olay değildirKadının şiddet görmesi onun hem aile içindeki gücünü etkiler hem de yetiştireceği çocukların da şiddet döngüsünde mağdur olma ihtimalini arttırabilir. 

Şiddet gören kadınların ekonomik güçleri de kısıtlanır ve bir bütün olarak tüm ülke zarar görür. Toplumun yarısını oluşturan kadınların şiddet görmesi toplumun tümünü ilgilendiren sonuçlar doğurur. 

3. Devlet kadına yönelik şiddette sorumludur

Devletlerin imza attığı uluslararası anlaşmalar kadına yönelik şiddet konusunda onları kadınları korumak, önleyici politikalar üretmek ve suçluları cezalandırmak konusunda sorumlu hale getirir. 

Özellikle İstanbul Sözleşmesi bu konudaki en kapsayıcı sorumluluklara sahiptir. Bunu yerine getirmeyen devletler uluslararası mahkemelerde ceza görebilirler. Burası Türkiye, hiç bir şey olmaz diyenler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye aleyhine açılan Nahide Opuz davasına baksınlar. Devletlerin vatandaşlarına karşı görevleri vardır ve bu görevler arasında en önemli görev güvenlik sağlamaktır. 

4. Hepimiz kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmada sorumluyuz

Kadına yönelik şiddet aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir  yansımasıdır. Bu tür eşitsizlikleri de yaratanlar arasında toplumda yaşayan bireyler de vardır. Gerek medyadaki görüntüler, gerek ders kitaplarında bize sunulan “kadın” ve “erkek” rolleri, gerek kültür adı altında bize dayatılan “namus” kodları, bunların hepsi kadını eşit olmayan bir düzene iter. Bu tür söylemlerde bulunmadan önce bunun yansımalarını düşünmeliyiz. Kadına yönelik şiddet insan hakları ihlalidir ve hem devlet, hem toplum hem de bireyler sorumludur. Daha iyi bir dünyada tüm bireylerin eşit ve şiddetten uzak olduğu yarınlara kavuşmak dileğiyle, bugünden itibaren 16 gün boyunca dünyayı turuncuya boyayalım...

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi (Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı  yansıtmaktadır

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber