RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

Küçük Hikayelerin Yarattığı Büyük Kelebek Etkisi...


2015-12-18 17:54:01
Itır Bağdadi

Son günlerde sosyal medyada Suriyeli bir bilim adamının hikayesi dolaşmakta, görmüş olabilirsiniz... İnşaat mühendisliği profesörü olan Suriyeli akademisyen savaş çıkınca Suriye'de eşi, kızı, erkek kardeşi ve ailesini kaybettiğini anlatıyor, ailesinin geri kalanıyla Türkiye'ye sığınmacı olarak geldiklerini, ABD'ye taşınmak için onay beklediklerini söylüyor. Hikâye derinleştikçe bir bilim adamının çaresizliğini görüyorsunuz. O alıştığımız işsiz, eğitimsiz, fakir bir mülteci değil, o herhangi birimiz olabilir, işte en korkutucu tarafı da belki bu…

 

Bir zamanlar herkesin saygı duyduğu ama şu anda kirasını ödeyemeyen, hayat birikimini kaybetmiş, ailesinden geri kalanları bir arada tutmaya çalışan bir baba. Adam üzüntüden kanser olmuş, bir an önce tedavi olup tekrar üretken bir hayata kavuşmak istiyor. Hikayeyi okuyan ABD Başkanı Obama bilim adamına "Amerika'ya hoşgeldin" diyor ve onun gibilerinin emekleriyle ABD'nin kalkındığını söylüyor. Adamın anlattıklarını okuyan ünlü oyuncu Edward Norton da adam için bir yardım kampanyası düzenleyip $500 bin dolar topluyor. Küçük bir hikaye, yüzbinlerce hikayeden sadece bir tanesi ama etkileri büyük. Tıpkı her gün yüzlerce mültecinin yasadışı yollarla Yunan adalarına geçmeye çalışırken ölenlerden sadece bir tanesi olan 3 yaşındaki Aylan’ın hikayesi gibi. Son günlerde yabancılara karşı nefret söylemi çoğalan batıda, terör ve savaşın o coğrafyadaki insanların hayatlarını nasıl etkilediğine dair bir pencere açıyor. İşte böyle büyük bir kaos ortamında umuyorum ki böyle küçük hikayelerin büyük kelebek etkileri olacaktır... 

Geçen hafta 10 Aralık'ta Dünya İnsan Hakları Gününü kutladık. Her tarafta kaos, savaş ve zulüm varken böyle bir güne anlam ve önemini veren uluslararası beyannamenin de içeriğini hatırlamak lazım diye düşündüm. 10 Aralık gününe sebep olan Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni tekrar elime alıp üzerinden kırmızı kalemle geçerek aldığım bir kaç notumu sizlerle paylaşmak istedim: 

1. Mevzu bahis insan hakları ise geri kalanı teferruattır... İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ilk okumada çok basit geliyor. İlhamını 1941 yılında ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt’in Dört Özgürlük Söylevi olarak bilinen konuşmasından almakta. Roosevelt insanların dört özgürlüğü olması gerektiğinin altını çiziyor: konuşma ve ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, yoksulluktan kurtulma özgürlüğü, korkudan kurtulma özgürlüğü. Dünyanın farklı bölgelerini temsil edenler tarafından hazırlanan Beyanname’de Roosevelt’in dört özgürlüğü genişletilerek demokratik bir toplum için 30 tane temel hak ve özgürlük belirlenmiş. Guinness Dünya Rekorlar kitabına göre dünyada en fazla tercümesi yapılan dokümanmış.  Her bir maddeyi tek tek incelemeden sizlerle bir kaç maddeyi paylaşmak istedim: 

Madde 1: Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.

Madde 2: Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyanname’de ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.  

Madde 5: Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.  

Buradan anlayacağınız şudur sevgili okuyucum, insanlar eşit doğarlar ve bu Beyannameye imza atan devletler bunu sağlamakla yükümlüdürler. Bir devlet size güvenlik, iş, eğitim gibi hizmetler sağlarken lütüfda bulunmuyor, bunlar onun altına imza attığı görevler. Gel gelelim ki şu anda bile ülkemizin bir bölgesinde korkudan uzak, güvenli bir şekilde yaşayamayan hem kendi vatandaşlarımız hem de komşu ülkelerden yaşayan mültecilerimiz var. Cizre, Sur, Silopi gibi bölgelerimizle ilgili haberleri okurken oradaki vatandaşlarımızın da bizlerle aynı haklara sahip olduklarını unutmamak lazım. Teröre karşı savaşıyoruz argümanı insan haklarını korumaktan daha geçerli değildir, hatta mevzu bahis insan hakları ise geri kalan herşey teferruattır...

2. İnsan hakları kavramı evrenseldir... Beyanname’nin kabul edilmesinden kısa bir süre sonra bazıları bu Beyanname’nin aslında sadece Batı inançlarını temsil ettiğini ve farklı kültürlerin insan haklarına farklı bakış açıları olabileceğini savunarak dokümanın herkesi temsil etmediğini savundular. Evet, insan haklarının özünde olan bireysel özgürlükler Batı felsefesinden bizlere gelen kavramlardır ama bu onların herkes için geçerli olmadığı anlamına gelmez. Farklı kültürlerin bakış açılarını savunan relativistler bazen toplumun bireyden daha önemli olduğunu söylemektedir. Yani, toplumun çıkarı doğrultusunda bireysel haklar ezilebilir. Evrensel hakların savunucu olan ünlü akademisyen Jack Donnelly’e göre eğer evrensel insan hakları doğru yorumlanırsa her bir ülkeye kendi milli, bölgesel ve kültürel farklılıkları için yeterince alan tanınmış durumda. Üstelik her ülke için farklı bir standart olursa insan haklarının ortak bir dili de olmaz. Her insan bir birey olarak doğar ve diğer bireylerle eşit haklara sahiptir. Bunun dışında bir söylemi desteklemek insan hakları ihlallerine kapıyı açmak olacaktır. Tabii burada başka bir ilginç gelişme şu anda farklı Batılı ülkelerin savaş bölgelerinden gelen sığınmacılara davranış tarzlarıdır. Hem her birey eşittir, insan hakları kutsaldır diyorlar, hem de bu sığınmacılara insanlık dışı davranışlarda bulunuyorlar. Sevgili Batı, insan hakları sadece senin vatandaşların için geçerli değildir, madem bu haklar evrensel, her insan – Doğulu ya da Batılı – aynı haklara sahiptir... 

 

3. Madem uluslararası hukuka rağmen olmuyor, biz napabiliriz ki demeyin... Bir ülkeyi insan haklarını ihlal ettiği için uluslararası düzeyde mahkum etmek çok zordur: Para, zaman ve emek gerektirir. Üstelik çoğu zaman hakları ihlal edilenler çoktan ölmüştür. O zaman neden uğraşıyoruz demek kolay olabilir, ancak şunu unutmamak lazım ki böyle bir belgenin varlığı bile farklı ülkeler için belirli kısıtlamalar yaratmaktadır. Üstelik bir ülkenin kendi vatandaşlarının insan haklarını ihlal ettiği düşüncesi bile uluslararası platformlarda bu ülkeleri zor durumda bırakmaktadır. Dünya düzeni, pek çoğunuzun düşüdüğünün aksine sadece ekonomik veya askeri güç tarafından belirlenmemektedir, düşünceler de çok önemlidir. İnsan hakları belgeleri ve bu konuda bilgili insanlar da bu yüzden çok fazla güçe sahiptir. Durum böyle olmasaydı geçenlerde Suudi Arabistan’da yapılan yerel seçimde kadınlar oy kullanabilir miydi? Fikirler bazen en olmaz dediğiniz şeyi yaptıracak güce sahiptir.

Bu yazıya başlarken, küçük hikayeler büyük kelebek etkisi yaratabilir demiştim. Kelebek etkisi, yani küçük bir şeyin yaratabileceği büyük değişiklikler mikro düzeyde başlar, tıpkı bir Suriye’li bilim adamının Amerika’lı bir fotoğrafçıya hikayesini anlatması gibi... İnsan hakları kutsaldır ve her bir devlet onları korumakla yükümlüdür, bunun olmadığı durumlarda hepimizin görevi sesi çıkmayanların sesi olmaktır. Hiç bir mağdur, “sesimi duyan var mı” diye endişe etmemeli, onların sessizliği bizim çığlığımız olmalıdır diye düşünüyorum... Mülteci hikayelerini dinleyin, anlatın, onların sesi olun, bir kelebek de sizin kozalağınızdan çıksın... 

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi

(Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı yansıtmaktadır.)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber