RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

Suya sabuna dokunmayan bir yazı...


2016-01-22 09:07:37
Itır Bağdadi

Malumunuz zor günler yaşıyoruz. Geçenlerde bir grup meslektaşım bir konuda toplu fikir beyan etmeye kalktılar, başlarına gelenleri her gün bir realite şov olarak takip etmekteyiz. Hatta biraz daha hareket ve Yalan Rüzgarı gibi entrikacı bir bakış açısı görmek isterseniz yandaş medyadan takip edin derim, “derin” analizler yapılmakta, bence Kurtlar Vadisi bile yakında bu konuyla ilgilenebilir. Bendeniz, özel bir üniversitede görev yapmakta olan bir öğretim elemanı olarak, hele şu meşhur bildiriye de imza atmamışken, böyle bir zamanda Orhan Veli’nin de önerdiği gibi “bir yazar hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı” diyerek, bugünkü yazımla aranızdayım.

Böyle bir dönemde, hele bir de siyaset bilimcisi olunca hem gündemi içeren hem de sakıncalı bildiri konusunu içermeyen bir yazı olsun istedim. Bugünkü yazım daha genel ve teorik olarak “bu aydın dediklerimiz ne işe yarar” odaklı ve içerik olarak da günümüz Türkiye’sine değil, eski Atina’dan faşist İtalya’ya uzanan bir tarihi hikaye anlatmayı hedeflemekte.  Evvel zaman içinde, daha net olarak MÖ 5. yüzyılda, (çoğunuzun da bildiği) Sokrat adında bir felsefeci varmış. Adam bildiğiniz aydınlanmış deli, sokaklarda dolaşıp insanlara soru sorarak aslında pek bir şey bilmediklerini ıspatlarmış. Zamanındaki eski Atina yönetimini de sorguladığı için bunu içeri atmışlar, kısa bir duruşma ile geriye adım atıp tövbe etmesini önermişler, o da kabul etmeyince idama mahkum edilmiş. Sokrat hiç bir şey bilmediğini kabul ettiği için Delfi Kahini tarafından dünyadaki en bilge adam olarak gösterilmiş, Atina’daki yöneticilerin de kendi cehaletlerinin farkında olmadıklarını vurguladığı için hedef tahtası haline gelmiş. Duruşma sonucunda gençleri ayartmak ve dinsizlik suçlarından ölüme mahkum edilen Sokrat tanınmış arkadaşları sayesinde kaçabilirken bunu yapmayı da reddetmiş. Kaçmak o devletle olan sosyal sözleşmesinin ihlali haline geleceğinden, yaşadığı devletin yasalarına göre yargılandığı için içinde yaşadığı devlete zarar vermemek adına kendisiyle ilgili verilen kararı saygıyla karşılamış. Yani kendisini ölüme bile mahkum etse devletine sahip çıkmış. Tabii gerçek Sokrat herhangi bir yazı yazmadığı için onu ve felsefesini öğrencisi olan Plato’nun yazılarından tanımaktayız. Plato’nun neredeyse tüm eserlerinde Sokrat başkarakter olarak bizlere adaleti, adil yönetimi ve devlet yapılarını sorgulatmakta. Plato da sonuç olarak en iyi yönetimin felsefeci-krallar dedidiği aydınlar tarafından yapılacağını, bu aydınların toplumu en adil şekilde yöneteceğini söylemekte. Felsefeci arkadaşlar hemen heveslenmesin, bu yöneticilere özel mülkiyetle evliliği yasaklayarak onların kendileri ve ailelerini zenginleştirmesini değil, dürüst, tarafsız ve adil bir yönetime yönlenmeleri sağlanmakta. Yok öyle felsefeci oldum, yönetici olmaya talibim, gelsin ihaleler, Adriana Lima veya Brad Pitt gibi eşler... Tabii bu arada Plato kadın erkek ayırmadan cinsiyetsiz bir felsefeci kral sınıfı yaratarak gününden çok öte bir düşünür olduğunu da bizlere kanıtlamakta. Ama Sokrat da suya sabuna dokumasaydı iyiydi, bütün gün Atina sokaklarında gençlerle muhabbet eden tonton amca olarak yaşar giderdi...

MÖ 5. yüzyıl Atina’dan isterseniz yer kısıtlaması yüzünden 19. yüzyıl Fransa’ya atlayalım. Yine ortalığı karıştırmayı seven bu aydınlar bu sefer de Fransa’da vatan hainliği ile suçlanan ve popüler kültürde Dreyfus Olayı olarak bilinen olayda Yüzbaşı Alfred Dreyfus’u savunmaya kalkışırlar. 1894 yılında Yahudi asıllı yüzbaşı göstermelik bir mahkemeyle Fransızların askeri sırlarını Almanlara bildirmekle suçlanmış ve Guyana yakınlarındaki Şeytan Adası’na müebbet hapise mahkum olmuştur. 1898 yılında ünlü yazar Emile Zola L’Aurore gazetesinin ilk sayfasında “J’accuse! / İtham Ediyorum!” başlıklı bir yazıyla yüzbaşına yapılan haksızlıkta genelkurmayı ve yargıçları suçlayarak Dreyfus’un tekrar yargılanmasını ister. Zola ile birlikte bu talebe başka aydınlar da katılır, aralarında ünlü yazarlar Anatole France, Marcel Proust, ve Jules Renard, ünlü ressam Claude Monet, Pasteur Enstitüsü müdürü Emile Duclaux, ünlü felsefeci Georges Sorel, ve ünlü sosyolog Emile Durkheim da vardır. Ordu bu sefer Zola’ya dava açar ve Zola mahkum edilir.  Zola’nın davası Fransa’yı böler ve yıllar sonra Dreyfus hapisten çıkar. 1902 yılında Zola baca zehirlenmesinden evinde öldüğünde Yahudi düşmanı muhafazakarların bacasını tıkadığı söylentileri dolaşır. Asıl casusun sonradan Estherhazy adında bir subay olduğu anlaşılır. Nobel edebiyat ödülüne iki defa aday gösterilen Zola bu olaya hiç karışmayıp, suya sabuna dokunmayan yazılar yazsa belki de o ödülü kazanırdı, kim bilir?

20. yüzyılın başında kendine halkı bilinçlendirmeyi görev edinen diğer bir aydın da Antonio Gramsci. Marxist olan Gramsci’nin en büyük bahtsızlığı Faşist İtalya döneminde yaşıyor olmasıydı. Nitekim hep öğrencilerime de ders anlatırken dediğim gibi, uzun yaşamak istiyorsanız liberal bir ekonomist olun, Friedrich Hayek 93 yaşında, Milton Friedman ise 94 yaşında öldü. Kısa ama bol hareketli bir yaşam istiyorsanız, özellikle de devlet tarafından barınmanın sağlandığı (hapishane olarak okuyunuz) bir ortamda yaşamayı tercih ederseniz de devrimci Marxist olun. Bu son gruba giren Gramsci, İtalya’nın Komünist Partisi’nin kurucu üyelerinden ve başkanlarındandı. 20’li yaşlarında sosyalist gazetelerde yazarlık yapan Gramsci, sonradan gazete editörlüğü yaparak sosyalist fikirlerini paylaşmaya ve iktidarda olan Mussolini’yi eleştirmeye devam etti, sonuç olarak da 33 yaşında milletvekili seçildi. Sürekli eleştirdiği Mussolini’ye yapılan suikast girişiminden sonra tehdit olarak görülenler arasında gösterilen Gramsci, milletvekili dokunulmazlığına rağmen, pek çok iktidar karşıtıyla birlikte göstermelik mahkemelerle suçlu bulunarak hapse gönderildi. Hapishanedeyken düşünmeye bol vakti kalan aydınımız neden halkın bir türlü yapılan haksızlıklara başkaldıramadığını anlamaya çalışmış ve sonunda kültürel hegemonya kavramını bulunduğu mekandan ilham alarak Hapishane Defterleri adındaki eserinde irdelemiştir. Gramsci’ye göre mevcut iktidar kendi iktidarını halkın beynini yıkayarak sağlamakta, kısacası kültürel hegemonya yaratarak bunu eğitim ve medya yoluyla yaymakta. Bu kültürel hegemonya da bireyleri iktidara sadık hale getirmekte, karşı çıkanlar da halk tarafından cezalandırılmakta. Bu kavramı daha iyi anlayabilmek için toplumumuzda kadınlara ne tür davranış biçimleri yüklenmekte bir düşünün derim. Okul kitapları anne ve babayı nasıl göstermekte? Küçük yaştan bu tür imajlarla karşılaşan çocuklar tabii ki kadınların toplumdaki rolünü sadece ev eksenli düşünür. İşte burada Gramsci aydınlara çok önemli bir rol vermekte, ona göre bu tür medya ve eğitim yoluyla beyin yıkamalarda yol gösteren ve halkı bilinçlendiren aydınlar olmalıdır. Peki bizim asıl oğlan Gramsci’ye ne mi oldu dersiniz? 1937 yılında hapishanede 46 yaşında vefat etti. Suya sabuna dokunmasaydı kesin pek sevdiği Moskova’ya yerleşmiş, 3+1 bir evde eşi Julia ve iki oğluyla mutlu mesut bir yaşam sürerdi herhalde.

Gelelim Türkiye’ye... Gündüz kuşağı haberlerine bir göz attım, Kısmetse Olur’da Adanalı ağır abi Serhan ve yavuklusunu programdan göndermişler, dövmeli bir kız varmış, o da geri dönmüş. Demet Akalın bacımızın kocasına Survivor teklifi gelmiş ama kabul etmemiş, evli mutlu ve çocuklu evimin erkeği olmaya devam demiş. Acun Ilıcalı sonunda zincirlerini kırmış boşanıyormuş. Esra Erol bir reklamda oynamış, rekor bir para almış, artık gittiği düğünlerde bir zahmet tam altın takar herhalde. Kaçırdığımız başka bir gündem var mı? Zaten gündüz kuşağında göbek atarak evleneceği aşkı arayanlardan, akşam kuşağında da şarkı söyleyerek şöhret arayanlardan diğer konular için kimde vakit kaldı? Aman, suya sabuna dokunmayalım, neme lazım? Orhan Veli ne güzel demiş: “Biz, tanımadığımız o büyük sınıfın, o fakir sınıfın adamıyız. Ama tanımadığımız için de onlardan, onların hayatından bahsedemeyiz. Üstelik tehlikeli bir iş o. İnsana sol diyorlar, komünist diyorlar. İyisi mi, bir yazar hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı. Ben de öyle yapacağım.

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi

 

(Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı yansıtmaktadır.)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber