RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

Bir Bölgesel Güç Olarak Türkiye: Orta Doğu’da Problem Yaratan mı Yoksa Çözen mi?


2016-02-14 10:52:55
Itır Bağdadi

Sevgili okuyucular, geçen haftaki yazımda söz verdiğim gibi 1 Şubat 2016 tarihinde Oslo’da Nobel Enstitüsü’nün de katkılarıyla düzenlenen Leangkollen Konferansında yapmış olduğum sunumun Türkçe’ ye çevrilmiş halini sizlerle paylaşmak istedim. Yaklaşık 25 dakika süren bir sunum olduğu için burada biraz kısaltmak zorunda kaldım. Sunumun orijinali İngilizce yapıldığı için metin biraz çeviri kokabilir, ne de olsa metinin yazıldığı orijinal dil gibi olması imkansız. Çeviriyi kendim yaptığım için elimden geldiğince orijinale sadık kalmaya çalıştım. Konuşmayı İngilizce olarak izlemek isterseniz konferansın paylaştığı link: http://livestream.com/aktivdebatt/events/4746628/videos/111211567

 

Sunumu hazırlarken dış politikaya olan ilginin çok olacağının farkındaydım, ama benim hedefim iç politikanın da dış politika kadar önemli olduğunu göstermek ve Türkiye’deki iç gelişmelerin de Batı ile ilgili tüm ilişkilerini etkileyeceğinin altını çizmekti. Yaratmaya çalıştığım diğer bir algı da, son dönemde Suriye kriziyle doruk noktasını yaşayan başarısız Türk dış politikasının ötesine bakıldığında Türkiye’nin hala bölgede çok olumlu katkılarda bulunabilecek bir ülke olduğunu göstermekti. Arap Baharı sonrası komşularla sıfır problem politikasından problemsiz sıfır komşu politikasına geçiş yapan Türkiye’nin özellikle Suriye’deki durum karşısındaki tutumu Batı ve Rusya ile ilişkilerini bozmuş ve bölgede çözüm üretebilecek veya arabuluculuk yapabilecek ülke konumuna da ciddi darbe vurmuştur. Tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye tekrar eski taraf tutmayan dış politika yaklaşımına dönebilirse bölgede pek çok konuda “problem çözen” ülke konumuna dönebilir diye düşünmekteyim.

 

Leangkollen Konferansının Konuşma Metini:

Çok ünlü bir Türk mizah dergisi Türkiye’yi “eğer burada yaşamasaydık çok eğlenceli bir ülke” diye tabir etmişti. Orada yaşamıyor olsak, dışardan değerlendirmek çok enteresan olurdu ama içerdeyken öyle düşünmeyebilirsiniz. Bu sunumla ilgili beni en heyecanlandıran olaylardan biri de her tanıştığım katılımcının benim sunumumu merakla beklediğini söylemesiydi ancak ben mülteci uzmanı değilim ve tanıştığım kişiler genelde Türkiye ve mültecileri merak etmekte. Bu sebepten dolayı dün sizin için hazırlamış olduğum sunuma mültecilerle ilgili bazı bilgiler ekledim ama ana konuşma konum mülteciler değil. Öncelikle çalışma alanımı size tanıtmak istiyorum. Ben bir feministim ve akademik çalışmalarım da genelde feminist araştırmalar ağırlıklı. Bir feminist olarak yaklaşımım Türkiye’nin bu bölgedeki konumunu anlamanız için sadece üst düzeyden güvenlik konuları ve dış politikayı yorumlamak değil, bunun dışında tabandaki olaylara da bakarak daha kapsayıcı bir  yorum yapmaktır.  

 

Şu ana kadar tüm konuşmacılar Avrupa’nın mültecilerle ilgili sıkıntılarından bahsetti. Sizleri dinledikten sonra açıkcası sizler için çok üzülemiyorum çünkü ülke olarak Türkiye potansiyel mülteci depolarıyla çevrilmiş durumda. Pek çok mülteci de aynı zamanda Türkiye’yi bir transit ülke olarak görmekte. Mülteciler Türkiye’de her yerde.

 

Bu konferansta konuşma daveti bana ilk yapıldığında sunumuma Bir Bölgesel Güç Olarak Türkiye: Orta Doğu’da Problem Yaratan mı Yoksa Çözen mi? başlığı önerilmişti. Sanırım değiştireceğimi düşündüler. Ben de önce her ne kadar politik açıdan hoş olmasa da bu başlıkla çalışmaya karar verdim. Hep birlikte bir değerlendirelim istedim, Türkiye Orta Doğu’da problem çözen bir ülke mi yoksa problem yaratan bir ülke mi?

 

Öncelikle sizler için Türkiye’nin Orta Doğu’da nasıl bir rol üstlenebileceğini detaylandırmak istiyorum. Bence Türkiye’nin bölgede üstlenebileceği çok farklı roller olabilir. Bunlar sırasıyla:

          Bölge için bir rol modeli: Türkiye Orta Doğu’da diğer ülkeler için bir model olabilir. Belli bir tarih, demokrasi, din ve laikliği alıp kendine has bir harman yaratmış durumdadır. Baştaki yönetime göre de bu içeriklerden bir tanesi diğerlerine göre biraz daha fazla olabilir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a göre Türkiye Orta Doğu için bir rol modelden öte bir ilham kaynağıdır.

          Teröre karşı bölgede güvenilir bir müttefik ve güvenlik ortağı

          Batının enerji güvenliğini, özellikle Rus olmayan kaynaklardan, sağlayabilicek bir transit ülke

          Politik doğruluktan biraz uzaklaşarak dürüstçe aklınızdan geçen başka bir rolden de bahsetmek istiyorum – o da bir göçmen/mülteci yığınağı olarak Türkiye

          Orta Doğu’nın tekrar inşaasında katkı sağlayabilecek bir ülke – sürekli yıkımdan bahsediyoruz ama bir gün o bölgenin tekrar yapılandırılması gerekecek

          Büyüyen bir ekonomik pazar: sizin bir ekonomik kriziniz var, bizim de neredeyse 80 milyon insanımız. Tüketicilerimiz de Alman arabalarını pek sever. Bir orta gelir kapanına sıkışmış olabiliriz ama en azından yakın çevremize ekonomik kriz döneminde destek olabilecek maddi gücümüz bulunmakta. Etrafımızdaki Yunan adaları bunu son dönemlerde gördüler. Uzun yıllar boyunca Türkler ve Yunanlılar arasında problemler vardı. Yaşadığım şehir İzmir Yunan adalarına en yakın liman kenti. Yıllar önce tatil için Yunan adalarına gitmeye başladığımda  çok fazla Türkle karşılaşmadıkları için soyu tükenmiş bir nesil olarak adada dolanmaktaydım, şimdi ise her gittiğimde Türkçe “merhaba” ile karşılanıyorum ve her yerde Türkçe konuşan var. Ekonomik ihtiyaçların insanların bakış açısını değiştirebileceğini keşfettim. Artan turist sayısı yüzünden Yunan adaları Türkiye ile daha fazla ticaret yapmakta. Yaklaşık 2 yıl önce Ramazan bayramında Türkiye’den Sakız adasına 4 günde 4.000 turist gitti, Midilli adasına ise 7.000. Küçük adalara para girişini sağlayan büyük turist rakamları bunlar.

          Son olarak da bir arabulucu olarak Türkiye

Sunumumum sonunda Türkiye’ye biraz önce listelediğim roller üzerinden bir karne vereceğim, her bir madde için Türkiye bakalım problem yaratan bir ülke mi, yoksa problem çözen bir ülke mi...

 

Bir Rol Model Olarak Türkiye...

Türkiye laiklik ve İslamı kendine has bir şekilde harmanlayan bir ülke. Ülkede aynı zamanda ekonomik büyüme mevcut ve Orta Doğu ile tarihi bağlantıları var. Ama bu bölgede, Türki cumhuriyetlerden de öğrendiğimiz gibi, bir ağabey rolü üstlenecek bir Türkiye istenilmemekte. Türkler Arap değildir ve etnik olarak bölgedeki Araplarla bağımız olmasa da tarihi anlamda çok bağımız bulunmakta. Ancak ortak tarihimizin büyük bir kısmında bu bölgeler Türklerin yönettiği bir imparatorluğun parçasıydı. Bu sebepten dolayı da tekrar onları yöneten bir “ağabey” istemeyeceklerdir.

 

Tabii tüm bunlar Türkiye’yi rol model yapabilecek özellikler ama bir de bir “ama” eklememiz gerekiyor. İşte burada feminist tarafım kükremeye başlıyor... Son zamanlarda Türkiye’de demokratik özgürlüklerde bir gerileme var. Özürlü bir demokrasi yeni bir Orta Doğu için bir model olamaz.

 

Peki Türkiye’de neler olmakta? İfade özgürlükleri saldırı altında. Sanırım bu konferansa katılan konuşmacılar arasında gayri resmi olarak diğer katılımcıların gelip de “dışişlerinizden katılımcılar var, söylediklerinize dikkat etmek isteyebilirsiniz” dediği tek kişi ben olabilirim. Bu bir şaka olarak yapılsa bile Türkiye’deki bireylerin nasıl bir baskı altında olduğunu göstermekte. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve akademik özgürlükler saldırı altında. Pek çok kişi dilini, kelimelerini, hatta çalıştıkları konuları bile kendilerini tehlikeye sokacak konulardan uzak bir şekilde seçmekte. Yasal işlemler de aynı şekilde sıkıntı yaratmakta,  uzayan mahkemeler, adil olmayan yargılanma süreçleri, özellikle de üst yönetimde gitgide artan yolsuzluk iddiaları, şeffaflığın eksikliği, siyasi muhalefetin korkutulması, tüm bunlar Türkiye’deki demokrasi için tehdit oluşturmakta.

 

Freedom House’un Basın Özgürlüğü Raporu Türkiye’deki basının özgürlüklerinin gerilediğini söylemekte. İnsan Hakları İzleme Örgütü de son raporunda Türkiye’de gitgide gerileyen insan özgürlüklerinden bahsetmekte.

 

Bu koşullar altında Türkiye’den bir model olarak bahsedeceksek bazı kısıtlamalar ve önkoşullar getirmeliyiz – bir rol model görevini üstlenmeden önce Türkiye kendi içindeki demokrasiyi düzeltmeli.

 

Teröre Karşı Bölgede Güvenilir Bir Müttefik ve Güvenlik Ortağı

Gelelim Türkiye’nin üstlenebileceği ikinci role: bölgedeki teröre karşı Batı’nın güvenilir bir müttefiki. Türkiye’nin bölgede terörle kendi mücadelesi devam etmekte. Suriye ile ilgili de Türkiye’nin kendine has kaygıları var – olması da çok doğal çünkü bir komşu ülke. Açık bir şekilde Esad’ın liderliğinin devam etmesini istememekte. Son günlerde İran ve Rusya ile olan gelişmeler da Türkiye’de kaygı yaratmakta.

 

Gelelim Türkiye’nin ABD ve AB ile ilişkilerine. Türkiye gerektiğinde ödün vererek bölgede güvenilir bir müttefik olabilecek mi? Aslında burada Türkiye’deki yönetimin taviz verme ve ortada buluşma özelliklerine bakmak lazım. Birinci ve ikinci döneminde AKP bunu daha fazla yapabilmekteydi, bunu  AB’ye uyum paketlerinden ve demokratik özgürlüklerde yaptığı pek çok ilerlemede görmekteydik ama partinin iktidardaki süresi uzadıkça otoriter bazı eğilimlerin arttığını görmeye başladık. Kişilik olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan taviz vermek açısından çok esnek olmadığını zaman zaman gösterdi. Zaten Suriye ile ilk problemler Esad’ın Türkiye’nin arabuluculuk yaptığı bir dönemde sözünden dönmesiyle başlamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu kişisel olarak algıladı. Siyasi iktidar böyle kişilik özellikleri sergiledikçe bir masada oturup uzlaşmak zor olabilir.

 

Kadir Has Üniversitesi’nin geçenlerde yaptığı bir araştırmaya göre Türk vatandaşlarının %85’i IŞİD’i bir terör örgütü olarak görmekte ancak sadece %65’i IŞİD’in Türkiye için bir tehlike olduğu düşünmekte. İlerde Batı’nın çıkarları için İŞİD ile savaşması gerekirse halkın buradaki tepkisi ne olur bunu bilemeyiz.

 

Gelelim Türkiye-AB ilişkilerine – Türkler bu ilişkiyi nasıl değerlendirmekte? Yine aynı araştırmada Türkiye’nin AB üyeliği sorulduğunda 2013’te ankete katılanların %47.5’i Türkiye’nin AB üyesi olmasını isterken günümüzde bu rakam %42.5’e düşmüş durumda. Burada AB’de de çok suç var. Türkiye demokratikleşme konusunda ilerlerken önümüzdeki ödülü aldınız. Tam üyelik dışındaki özel üyelik tartışmaları, stratejik ortaklık gibi alternatifler Türk seçmenlerine AB’ye tam üyeliğin asla gerçekleşmeyecek bir hayal olduğu görüntüsünü yarattı. Bu da Batı’ya olan bakış açısını etkilemekte.

 

Avrupa’nın Enerji Güvenliğini Sağlamak

Sıradaki madde Türkiye’nin Avrupa’nın enerji güvenliğini sağlamaktaki rolüyle ilgili. Transit boru hatları ile ilgili biraz mizahi bir yaklaşımla “enerjiniz varsa Türkiye’nin sizin için bir boru hattı var” demek istiyorum. Bu Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin yaklaşımı olmuştur, eğer bir yerde enerji kaynağı varsa, verimli bir proje olmasa bile Türkiye o enerjiyi Batı pazarına taşımak için transit boru hattı yapmaya taliptir. Türkiye bu açıdan çok olumlu bir rol üstlenebilir ama bir kırmızı çizgisi vardır, o da Kıbrıs. Kıbrıs’taki durum çözülmediği sürece adanın etrafındaki enerji kaynaklarının kullanılmasına Türkiye karşı çıkmaktadır. Burada Türkiye sorun çözmek yerine sorun yaratabilir.

 

Bir Göçmen Yığınağı Olarak Türkiye

Şimdi Türkiye’yi bir göçmen yığınağı olarak değerlendirelim. AB Türkiye’ye Suriyeli göçmenlere bakması için maddi destek sözü vermiştir ancak teklif ettiği rakam yetersiz olduğu için üst yönetim daha fazla talep etmektedir. Daha önce de bahsettiğim gibi İzmir’de yaşamaktayım ve İzmir Yunan adalarına yakın bir sınır kenti. Biz Suriyeli göçmenlerle sürekli karşılaşmaktayız, hatta pek çoğu Avrupa’ya geçmeye çalışırken bizim kıyılarımızda boğulmakta.

 

Ama burada atladığımız başka bir soru daha var, o da Suriyeli göçmenlerin Türkiye ve Türk toplumu üzerindeki etkileri ne olacaktır? Eğer milyonlarca Suriyeli göçmen Türkiye’de kalacaksa bu Türkiye’yi nasıl etkileyecektir? Toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları araştırma ve uygulama merkezi müdürü olarak İzmir ilinde Valilik düzeyinde bir koordinasyon kurulunun üyesiyim ve son toplantılarımızda Suriyeli kadınların problemlerini daha fazla tartışır olduk. Suriyeli bir kadın şiddete maruz kaldığında elimiz kolumuz bağlı. Çoğu Suriyeli göçmen kamplarda olmadığı için Türk toplumuna karışmış durumda ama dilimizi konuşmadıklarından iletişimimiz kısıtlı. Yasal olarak yapabileceklerimiz de kısıtlı. Pek çok Suriyeli genç kadın isteği dışında zorla ve genç yaşta evlendirilmekte ve çok eşlilik özellikle doğu illerimizde artmakta. Kısa bir süre içinde Türkiye’nin de göçmenler yüzünden kendi toplumunda oluşacak değişikliklerle baş etmesi gerekecek.

 

Türkiye’nin 2000’li yılların sonundan 2010’lu yılların başına kadar Orta Doğu ile gitgide gelişen ilişkileri vardı. Bu dönemde pek çok Türk turist gibi arkadaşlarımdan bazıları Orta Doğu’yu ziyaret etti ve Halep en popüler gidilecek yerlerden biri haline geldi. Ben hala bu dönemde Halep’e gitme fırsatını kaçırdığım için çok üzgünüm. Hatay ilimizden taksiyle Halep’e sanki ülke içinde bir yere gidiyormuşsunuz gibi gitmek mümkündü. 2009 yılında Türkiye Suriye ile vizeleri kaldırdı. Vizelerin ortadan kaldırılması Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabında önem verdiği konulardan biriydi. Davutoğlu’na göre bu tür sınırlar Batılılar tarafından yaratılmış ve bizleri birbirimizden uzaklaştırmaktaydı. Ticaretin ve insan ilişkilerinin artması için bu sınırların ortadan kalkması gerekmekteydi. Bu süreçte pek çok ülke Türkiye’ye olan vize uygulamalarını karşılıklı olarak kaldırdı. Maalesef AB bu ülkeler arasında değildi. Bugün burada sizlere bu konferansta sunum yapmak için Schengen vizesine başvurmak zorunda kaldım.

 

Vize olmadığı için pek çok Suriyeli Türkiye’ye kolayca geçebildi. Olayların artmasının ardından 2011 yılında Özgür Suriye Ordusunun mensuplarının Türkiye’ye girmeleri engellenmedi. İlk başta Suriyeli mülteciler “mülteci” olarak değil “misafir” olarak Türkiye’ye kabul edildiler. Türkiye’nin hedefi bu “misafirlerin” yeni ülkelere yerleşmelerini sağlamaktı. Günümüzde sıkıntılardan biri Suriyeli göçmenlerle ilgili Türkiye’nin tam bir politikasının olmamasıdır. Bize maddi yardımlar vererek Suriyeli göçmenleri almamızı istiyorsunuz ama bizler de onlarla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Gelecek için en büyük sorularımızdan biri de budur. İlk başta Suriyeli mülteciler için açık kapı politikası bulunmaktaydı. Kurulan mülteci kamplarında pek çok hizmet verildi ve verilmeye devam ediyor. Türk Kızılay’ı bir zaman sonra kamptaki hizmetleri devraldı ama kampta kalan Suriyeli sayısı maalesef %12. Kamp dışındaki Suriyeliler bu hizmetleri alamıyor. 2012’den itibaren Türkiye’ye kabul edilen mültecilerle ilgili bazı kısıtlamalar getirildi.

Peki mülteciler Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra durumları nedir? Öncelikle çalışma izinleri bulunmamakta ama çoğu mülteci tekstil ve inşaat gibi alanlarda sosyal güvencesi olmadan kayıt dışı çalışmakta. Pek çok kadın, bazıları çocuk yaşında, evlenmeye zorlanmakta. Türkiye’de tam olarak kaç mülteci olduğu da bilinmemekte.

Kadir Has Üniversitesi’nin yapmış olduğu çalışmada Türkiye’nin mültecilerle ilgili izlemesi gereken politikalar sorulunca katılımcıların %36’sı Türkiye mülteci almayı bırakmalı ve şu anda Türkiye’de olanları da geri göndermeli diye cevap vermiş. Katılımcıların %21’i mültecilerin hepsinin kabul edilmesi gerektiğini düşünürken, %20’si de kabul edilecek mültecilerle ilgili kısıtlamalar konulması taraftarı. Yani, Avrupa Türkiye’ye mültecileri yığma planları yaparken Türkiye’nin de bu mültecilerle kendi iç sıkıntıları olacağını da göz ardı etmemek lazım.

 

Peki, bu mültecilerin maliyeti Türkiye için ne olmuştur? Başbakan Davutoğlu’na göre Türkiye buraya kadar 8 milyar avronun üzerinde bir rakam harcamıştır. Uluslararası maddi destek 400 milyon avro civarındaymış. Son söylenenlere göre AB 3 milyar avro daha teklif etmekte ama Türkiye daha fazla talep ediyor.

 

Türkiye’nin Bölgeye Verebileceği Diğer Katkılar

İsterseniz bulunan kısıtlı zamanımda Türkiye’nin yapabileceği diğer katkılardan da biraz bahsedelim. Türkiye bölgenin tekrar yapılanmasında yardımcı olabilir. Bölgeyi bilen ve bölgeyle ekonomik ilişkileri olan bir ülke olmasının yanında bir de kültürel, dini ve tarihi bir bağı vardır. Bu bölgedeki ekonomik ilişkilerde kuşkusuz Anadolu kaplanlarının çok katkısı olmuştur. Maalesef konuşma zamanımın sonuna geldiğim için sizlere 1980lerden itibaren liberalleşen Türk ekonomisinin yarattığı KOBİ’lerden bahsedemeyeceğim ama Arap Baharına kadar bu bölgede Anadolu kaplanları olarak bildiğimiz pek çok KOBİ iş yapmaktaydı. Türkiye’nin Orta Doğu’ya ihracatına baktığımızda 2012 yılına kadar bazı bölgelerde %1000 artış görülmekteydi. Aynı dönemde Türkiye’nin AB ile olan ticareti oran olarak düşmekteydi. Arap Baharına kadar Türkiye yeni ekonomik ilişkilerini ve ticaretini bölgede arttırmaktaydı. Arap Baharı ile birlikte Türkiye AB pazarına tekrar odaklanmaya başladı. Tabii Orta Doğu ile ticaretin gerilemesi bazı sınır kentlerimizi de olumsuz etkiledi.

 

Türkiye’nin Problem Yaratan Mı Problem Çözen Mi Olarak Bir Değerlendirmesi

Gelelim konuşmamın başında bahsettiğim Türkiye değerlendirmesine. Tüm bu dediklerimi göz önünde bulundurarak Türkiye bölgede problem yaratmakta mı, çözmekte mi?

 

 

Sonuç

Bu tabloyla sizlere veda ediyorum. Türkiye’yi tekrar düşünün, doğru koşullar altında problem çözen kilit bir ülke olabilir ama ülkenin kendi içindeki demokratikleşme çok önemlidir. Eğer ifade özgürlüğünü kısıtlayan tarzda otoriter eğilimler devam ederse ve eğer Suriyeli mültecilerle ilgili politikalar geliştirilmezse çok kolay problem yaratan bir ülke de olabilir. Bu düşünceleri ortaya atarak konuşmamı bitiriyorum…

 

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi

 

(Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı yansıtmaktadır.)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber