RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

ÜNİVERSİTE KADIN ARAŞTIRMALARI MERKEZLERİNDEKİ SON DURUM


2016-05-03 09:11:29
Itır Bağdadi

Sevgili Ege Meclisi okuyucuları, son bir aydır yoğun programımdan dolayı sizlere hasret kaldım. Kadın çalışmaları alanında farklı toplantılara katılmak için İzmir, İstanbul ve Ankara arasında bu dönem içinde mekik dokuyarak çok farklı gruplarla çok farklı konularda fikir alışverişinde bulunma fırsatım oldu, önümüzdeki günlerde de Ege Kadın Buluşması için Uşak’ta olacağım. Konu kadın olunca yapacak iş çok, o işleri ise yapacak zaman maalesef az, bu yoğunlukta sizlerle yazılarımı paylaşamadığım için beni lütfen affedin...

 

 

Bugünkü yazımda üniversite içinde kadın araştırmalarına odaklanmak üzere kurulan kadın araştırmaları merkezleri ile ilgili son dönemde katıldığım toplantılardan izlenimlerimle sizleri bilgilendirmek istiyorum.

 

Kurucu üyelerinden  biri olduğum İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin son 4 yıldır müdürlüğünü yapmaktayım. Merkezimiz resmi olarak 2009 yılında kurulmuş olsa da 2006 yılından itibaren Üniversitemizde kadın çalışmaları ile ilgili konferanslar ve farkındalık çalışmaları yapmakta olduğumuz için Türkiye’de üniversite düzeyinde kadın çalışmalarının nasıl ilerlediğine hem tanık hem de katılımcıyım.

 

1985 yılında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne (CEDAW) imza atmasından sonra 1990 yılında Başbakanlığa bağlı Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü kuruldu, 1995 yılında ise YÖK Üniversite Rektörlüklerine Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezlerinin (KASAUM) kurulması önerisinde bulundu. Tabii Türkiye’nin uluslararası bir sözleşmeye imza atmasında ve sonra da ulusal düzeyde kurumsal düzenlemelerin yapılmasında Türkiye’deki feminist hareketin çok emeği vardır.

 

Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlaması toplumsal cinsiyet eşitliği ile başka düzenlemeler getirirken, 2015 yılında YÖK akademik ortamda kadın çalışmalarını teşvik etmek için Akademide Kadın Çalışmaları Birimini kurmuştur.

 

Kısacası KASAUM olarak adlandırılan Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezleri üniversiteler içinde sadece akademik işlev görmemektedir, bir yerde akademi, sivil toplum ve halk arasında bir köprü oluşturmaktadır. Yerelde araştırmalar yürüterek, farklı STK’larla işbirliğinde bulunarak, halka açık farkındalık çalışmaları yaparak üniversitelerin bulundukları kentlere dokunma ve akademik olarak dönüştürme hedeflerine de hizmet etmektedir.

 

KASAUM’lar aynı zamanda kendi üniversiteleri içinde de lobi çalışmaları yürüterek cinsel tacizle mücadele, üniversitede cinsiyete dayalı ayrımcılığı önleme ve üniversite içinde gerek öğrencileri, gerek akademik ve idari personeli toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bilgilendirme konularında da çalışmaktadır. Bulunduğu coğrafya ve üniversitenin kendi yapısına göre bu merkezler farklılıklar göstermektedir. Maalesef hiç bir etkinlik yapmayan, sadece isim olarak var olan merkezler de vardır.

 

1989 yılından itibaren Türkiye’de önce İstanbul, Ankara, Adana ve İzmir gibi büyük şehirlerde  kurulan KASAUM’lar 2009 yılına kadar yaklaşık 35 üniversitede faaliyet gösterirken, 2010 yılından sonra hızlı bir artış göstererek günümüzde (kendi araştırmalarıma göre) 75’in üzerinde üniversitede bulunmaktadır.

 

Bu merkezlerle ilgili fazla bilgi ve araştırma olmadığı için bu konuda Dokuz Eylül Üniversitesi DEKAUM Müdürü Doç. Dr. Özlem Belkıs ile birlikte bir araştırma başlattık. Mesela, tam olarak kaç merkez olduğu konusunda veri olmadığı için ben Resmi Gazeteyi tarayarak Türkiye’deki her üniversitenin kadın çalışmaları konusunda kurmuş olduğu merkezleri aradım. Bu sebepten dolayı merkezlerin sayılarıyla ilgili kesin bir bilgi paylaşmak zor. 

 

10 Şubat 2016 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Sema Ramazanoğlu KASAUM’larla benim de katıldığım bir istişare toplantısı düzenledi. Toplantıya farklı bölgelerdeki üniversitelerden gelen  KASAUM müdürlürleri katıldı. 22 Nisan 2016 tarihinde de İTÜ ve Sabancı Üniversitelerinin ev sahipliğinde III. Ulusal Kadın Araştırmaları Merkezleri Kongresi düzenlendi. Yine katılımcıların arasında olduğum bu kongreye de yaklaşık 30 farklı KASAUM katıldı. İlginç olanı iki toplantıya da katılan, yani hem akademide kadın çalışmalarının tartışıldığı ulusal kongreye hem de Bakanlığın düzenlediği istişare toplantısına katılan merkezlerin sayısının 3 veya 4 merkez olmasıydı. Yani Bakanlığın toplantıya çağırdığı merkezlerle akademik olarak bu konuda durum analizi yapmak için bir araya gelen merkezler birbirinden farklıydı.

 

Her iki toplantıya katılan bir merkez müdürü olarak sizlerle gözlemlerimi ve eleştirilerimi burada paylaşmak istiyorum. Durumun öneminden dolayı yazı biraz uzun olabilir, sonra uyarmadı demeyin...

 

1.       Feminist olmayan merkez müdürü olmamalı. Hasbelkader müdür olursanız feminist teorilere bir zahmet bakın...

Daha önce de dediğim gibi KASAUM’lar üniversiteler içinde çalışan hem akademik, hem araştırma hem de uygulama birimleridir. Bu merkezlerde görev yapmak için akademik personel olmak teknik olarak yeterli olsa da konuya hakim olmayan birinin çok verimli çalışamayacağı aşikardır.

Feminizmin ne olduğunu bilmeyen, bunu erkek düşmanlığı ile eşit tutan bir akademisyen bu konuyu bilmiyordur. “Kadın çalışıyorum ama feminist değilim” diyen bir akademisyen bırakın feminist akademik literatürü tanımayı, akademik olarak bu alanda çalışmak için yetersizdir. KASAUM’lar aynı zamanda uygulama merkezleri olduğu için daha önce yapılan araştırmalar doğrultusunda topluma yarar sağlayacak ve kuramı pratiğe uygulayacak projeler üretmek için konuya hakim personele ihtiyaç vardır.

Yine kendi yaptığım araştırmalarda merkez müdürlerinin akademik uzmanlık alanlarına baktığımda konuyla alakası olmayan bazı müdürler görülmektedir. Mesela, bir göz doktoru sağlık ile ilgili bir araştırma merkezinde çok katkı sağlayabilecek iken, ciddi akademik bir literatüre sahip olan kadın çalışmaları ve toplumsal cinsiyet gibi konulara ne kadar hakim olabilir? Hakim olmadığı bir konuda ne kadar proje üretebilir?

Genelde bu alandaki müdürler (ve yönetim kurulu üyeleri) sosyoloji, tıp ve siyaset bilimi gibi alanlardan gelmektedir. Merkezler de çalışanların uzmanlık alanlarına göre proje üretmektedir. Böyle merkezlerde çalışmak isteyenler için en büyük önerim toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmalarıyla ilgili kendilerini geliştirmeleridir.

Bu arada, hem konuya hakim olmayan hem de toplantılarda ahkam kesen bir grup da vardır. Mesela, bir toplantıda bir anestezi uzmanı feminist teorileri kendi kültürümüze göre uyarlamamız gerektiği önerisini vermişti. Merakımdan tıp fakültelerinin eğitim müfredatına baktım, tek bir kadın çalışmaları ve toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili ders yok. Yani bilgi yok ama fikir var. Ben de öyleyse bundan sonra ameliyatlarda yapılacak olan anestezilerin kültürümüze uygun yapılmasıyla ilgili bir öneride bulunabilir miyim (mesela Osmanlı tokatı)? Veya kaval kemiği ameliyatlarıyla ilgili gazetelerde okuduklarımla akademik ortamlarda fikir beyan edebilir miyim? Kadın çalışmaları akademik bir alandır ve bir akademik alan olarak da saygı gösterilmelidir.

Bu arada tıp kökenli akademisyenlerimiz hemen alınmasın, Halk Sağlığı ve Kadın Sağlığı gibi alanlarda çalışanların bu merkezlerde çok önemli katkıları olmuştur. Genelde tıp kökenli KASAUM üyeleri de bu alanlardan gelmektedir.

Yanlış anlaşılmak da istemiyorum, kadın çalışmalarında farklı bakış açıları ve araştırmalar vardır. Bu yüzden değişik akademik disiplinlerden gelen personele de ihtiyaç vardır, ancak konuyla hiç bir şekilde alakası olmayan bireylerin sırf bir merkez müdürü sıfatı taşıması için de bu merkezlerde bulunmasının hatalı olduğunu düşünmekteyim.

 

2.       Biz Bakanlığa, Bakanlık da bize muhtaç...

İstenilen verimi alamasa da, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının düzenlemiş olduğu toplantının önemli bir gelişme olduğunu düşünmekteyim. Bence Bakanımız da toplantının daha verimli olmasını istediği için sürekli merkez müdürlerimizi yaptıkları faaliyetlerin reklamlarını değil Bakanlık’tan talepleriyle ilgili görüş belirtmeleri konusunda sık sık müdahele etmek zorunda kaldı.

KASAUM’lar, eğer doğru personele sahip olurlarsa, aynı zamanda hem toplumsal cinsiyet konularında bilirkişi görevi yapabilirler, hem de Bakanlığın yapacağı farklı projelerde ortak olabilirler. Merkezlerin ana görevleri arasında bulundukları bölgenin kadın sorunlarını araştırmak ve tespit etmek olduğuna göre kadınla ilgili projeler için Bakanlık KASAUM’lara, KASAUM’lar da Bakanlığa muhtaçtır. Bakanlık bu konunun akademik uzmanı olması gereken bizlerden daha fazla bilgiye sahip değildir, Bakan ile yapılan toplantı da bir ödül değildir. Kadın çalışmaları konusunda Bakanlığın danıştığı uzmanlar olduğumuzu unutmamız lazım. 2014 yılında Türkiye’nin CEDAW raporunun hazırlanması için yapılan çalıştaya katıldığımda konuya hakim akademisyen ve sivil toplum üyelerinin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anladım. Bakanlığın yeri geldiğinde işbirliği yaparak, yeri geldiğinde de eleştirerek daha verimli çalışmasını sağlamak görevlerimiz arasında.

 

3.       Sivil toplum kuruluşları (STK’lar) olmazsa olmazdır ama KASAUM’lar STK değildir...

KASAUM’ların projelerde, araştırmalarda ve sahada olmazsa olmaz ortakları yerel STK’lardır ancak KASAUM’lar STK değildir ve STK’ların yaptıkları görevleri de yapamazlar. STK’lar yerel düzeyde hizmet üretirler, eğitimler verirler, lobi faaliyetlerinde bulunurlar, bazen araştırmalar da yaparlar ama akademik bir ortamdan gelmek zorunda değildirler. Kuramları bilerek hareket etmek, veya yeni bilgi üretmek veya yürütülen projelere makro düzeyde bakarak analiz yapmak gibi kaygıları yoktur. KASAUM’ların amacı büyük resmi görmekse eğer, STK’ların yaptıkları farklı projelere analitik yaklaşarak kadın konusundaki yerel ihtiyaçları bu bilgiler doğrultusunda tespit etmelidir. KASAUM’lar kadınlar için ahşap boyama kursu yürütme işine girmemelidir.

 

4.       Aile çalışmaları merkezi ne demek?

III. Ulusal Kadın Araştırmaları Merkezleri Kongresindeki açılış konuşmasında ODTÜ’den Prof. Dr. Yıldız Ecevit KASAUM’ların önündeki en önemli risklerden birinin muhafazakarlaşma olduğunu ifade etti. Yeni kurulan merkezlerde “kadın” yerine “aile” kelimesi tercih edilebiliyor, veya kadın ve aile birlikte de kullanılabiliyor.

Kadın bir birey olarak vardır ve onu aile içinde tanımlamaya çalışan yaklaşımlardan uzak durulması gerekir. Üstelik aile nasıl ve kime göre tanımlanmaktadır? Mesela eşcinsel çiftler bir aile midir? “Aile” dediğimiz kurumda kadınlık ve erkeklik neye ve kime göre tanımlanmaktadır?

Kadına bir merkezi bile fazla gören zihniyetten uzaklaşmalıyız. Son günlerde “aileyi koruma” gibi yaklaşımlar daha fazla konuşulur oldu. Aileyi korumak için kadının kimliğini feda edemeyiz. Boşanmalar neden arttı şekilindeki araştırmalar kadınları ezen çözümler üretmektedir. Şiddet gören bir kadının kocasına aile bütünlüğünü bozmamak için alt sınırdan verdiği cezayı anlatan bir hakime geçenlerde kadın mı aile mi daha önemli diye sormak zorunda kaldım. Şiddet görmüş bir kadının aile bütünlüğünü koruyarak o kadına nasıl bir hayat sunuluyor hiç düşündünüz mü? Aile kavramı içinde kadının yok olmasına izin vermeyelim. Üstelik kadın çalışmaları tek başına bir araştırma merkezi hak eden akademik bir alandır, bunu da unutmamak lazım...

 

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi

(Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı yansıtmaktadır.)

 



Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber