RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

Anneme Anneler Günü Hediyem…


2016-05-09 15:21:03
Itır Bağdadi

8 Mayıs Anneler Günü onuruna sizlerle benim için çok özel ve önem taşıyan bir yazı paylaşmak istiyorum. 5 yıl önce bir kaç sayı çıkardıktan sonra yayın hayatı sona eren, benim de “Organik Kız Kurusu” lakabıyla ilk feminist yazı denemelerimi yaptığım Paprica dergisinde daha önce yayınlanan bir yazımı sizinle paylaşacağım…

 

Toplumumuzda kadınları aşağılamak için kullanılan “kız kurusu” deyimini neden kullandığımı daha sonra dünyayı değiştiren bekâr kadınlarla ilgili bir yazımla sizlere aktaracağım. Özet geçmek gerekirse bir feminist olarak evlenmemiş kadınları hor gören ve alenen aşağılayan bu terime farklı bir anlam katılması gerektiğini ve gururlu bir kız kurusu olunabileceğini (hem de organik türünden) düşünmekteyim. Kendime de gururla kız kurusu diyerek bu akımı yıllar önce kendi çapımda başlattım.

 

Okuyacağınız yazı her ne kadar 5 yıl önce yazılmış olsa da içeriği hala geçerli, günümüzde benim gibi kız kuruları ve annelerinin ilişkilerini de benim kendime has üslubumla çok net bir şekilde özetlemekte.

 

Bu yazı sevgili anneme anneler günü hediyem olsun...

 

Analarımız Bacılarımız Değildir...

 

Brezilya pembe dizilerinin tüm unsurları vardı: iyi taraf (bendeniz), çekemeyenler, her olaya karışanlar... Arkadaş dedikodularını ateşli bir şekilde anneme anlatıyordum, kim kime ne demiş, son durumlar ne olmuş, arkadaşlardan birinin ağabeyi neler yapmış, vs vs. Standart anne-kız sohbetlerinde ballandıra ballandıra anlattığımız genelde anneler dışında herhangi birinin de asla dinlemek istemediği şeyler işte...

 

Annem her zamanki gibi pür dikkat dinleyip yine beni ölüme götürecek soruyu sordu, “Bekar mı?” Kim diye soruyorum, “hani şu arkadaşının ağabeyi, bekar mı?” Pes anne yani ben iki saattir ciddi bir çekişme, Bizans oyunu kıvamında bir gelişme anlatıyorum ve senin aklına takılan nokta hikayede figüran rolünde olan bir ağabeyin bekar olup olmaması...

 

Organik kız kurularına çok tanıdık olarak gelecek bu anne-kız muhabbeti aslında annemizle bizim aramızdaki daha geniş mevzuların küçük bir kesintisi. Annelerimizin bu günlerde emeklilik hayatının da getirdiği rehavetle akıllarına takabilecekleri konu noksanlığından bizim bekar olmamız, bekar kalmamız, veya toplumun deyimiyle “evde kalmamız” en büyük sıkıntıları. Anneme yıllardır ben de “evde kalmış” olmanın evde oturmak anlamına gelmediğini anlatsam da nafile, ortada torun yok, koca yok - bu da beni annemin hayatına karışabileceği 35 yaşını geçmiş olsam da hala küçük bir kız olarak kalmış birisi haline getiriyor.

 

Büyük heyecanla anneme Paprica dergisinin ilk sayısını verdim. Bak işte kızın gururlu bir kız kurusu oldu dedim, ilk natürel tepkisi olan “dergide bekar birileri var mı” sorusundan sonra Türk annelerini genellediğim “gestapo” terimine biraz alınganlık yaptı. Nedenmiş, o hep ben iyi bir hayat yaşayayım, iyi bir eş bulayım, ailem ve çocuğum olsun diye uğraşmış, bana empoze ettiği değerler ve kısıtlamaların neresi “gestapo”ymuş? Alın bakalım bunu anlatın, karşınızdaki kişi de halktan biri değil sizi doğuran kadın...

 

Tabii Türk kadınına her zaman eleştirel bir değerlendirme göndermekten keyif duyan Türk erkeği (yani babam) bu tartışmaya katılıp kendisinin böyle deyimlerden ne kadar alınmadığını, annemin de daha fazla eleştirilere açık olması gerektiği desteğini bana verse de içimden “ahh baba, senin de sıran gelecek, sen uslu uslu bu sayıda annemle hesaplaşmamı bekle, gelecek sayıda seninle de kılıçlarımızı çekeceğiz” diye düşündüm kendi kendime...

 

Anne babanın hayatımızda ve verdiğimiz kararlarda ne kadar önemli olduğunu aslında doktora çalışmalarım sırasında anlamıştım. Bir siyasi psikoloji dersi esnasında tüm hayatım birden bire netleşti. Venezuelalı solcu gerillalardan birinin hayatını analiz ediyorduk, motivasyonları neler, gerilla olmayı tercih etmesinin altında yatan sebepler ne olabilir, çocukluğu nasıl geçmiş... Tabii bunları anlamak önemli, adam solcu hareket içinde insan kaçırma sektörünü seçmiş, ara sıra da bu kişileri atış talim tahtası olarak kullanmış. Bir baktım ki anne-babasıyla olan ilişkisi bireyin hayatının geri kalanındaki tüm kararlarını bir şekilde etkilemiş. Ahanda dedim kendi kendime, ben ne yaptıysam ve yapıyorsam bunun suçlusu annem ve babamdır. Tüy gibi rahatladım valla... Alın diye düşündüm annemler hakkında, biraz da siz düşünün yarattığınız Frankenstein’ı.

 

Aslında anne-kız ilişkisinde ve aramızdaki dinamiklerin altında yatan çok daha derin mevzular var. Benim gibi 35+ yaş grubundaki organik kız kurularındansanız eğer, 1980 öncesi doğmuş bir kuşağın içindesiniz. Annelerimiz de 1960 öncesi doğan bir kuşaktan. Bu yıllar kadın hareketi ve Türkiye’deki dengeler açısından bir fay hattı oluşturmakta. Aslında bizim anne-kız çatışması dediğimiz şey iki farklı feminist bakış açısının çatışması. Özellikle annemin yaş grubundaki Türk anneleri çok özel bir yere sahiptir. Anneannelerimiz belki Cumhuriyet Türkiye’sinde doğan ilk kadınlar ama gerçek Cumhuriyet kadını annelerimiz. Çoğunun mesleği var (artık hemen hemen hepsi emekli), ev hanımı bile olanlar belirli bir yaşa kadar okudu, sosyal ilişkiler açısından eve bağımlı kalmadan dolaşabildiler, doğdukları ve büyüdükleri şehirlerin dışına çıktılar ve çoğu annelerinin kıramadığı tabuları yıktılar.

 

Aslında biz annelerimize kadın olarak çok şey borçluyuz. Direndiler, okudular, direndiler, eş seçiminde kendi gönüllerini dinledir, direndiler şehirlerinin dışına çıktılar... Kısacası kendilerinden önce bulunan pek çok yapıya direndiler çünkü Cumhuriyetin gerçek devrimcileri onlardı. Bu rolü üstlendikleri için de elbette sancılı bir dönemden geçtiler ve şimdi kendi kızlarıyla daha da sancılı bir ilişki içindeler çünkü bu Cumhuriyet kadınları post-modern Türk kadınını “doğurdu”.

 

Her geçiş sancılıdır ve devrimci kadınlar anne olduklarında hayata bakış açıları değişti. Annelerimiz 2. kuşak feminist hareketinin öncüleri olarak kadını toplumda eşit hale getirdiler ama ünlü feminist yazar Germaine Greer’in da bestseller kitabı “The Female Eunuch” (yani “Hadımlanmış Kadın”) da bahsettiği gibi bizi hadım ettiler. Cinsellikten uzak erkekle parite üzerine kurulmuş bir düzen getirdiler. Doğurdukları kızlar ise 3. kuşak feminist hareketinin parçaları – biz ise cinsel kimliklerimizi geri almak için savaşıyoruz. Sadece eşit vatandaş değiliz, biz kadınız... Bu yüzden geçenlerde henüz Türkçe’ye çevrilmemiş olan Astrid Henry’nin iki kuşak kadın hareketini karşılaştırdığı “Our Mothers Are Not Our Sisters” (Analarımız Bacılarımız Değildir) kitabını gördüğümde, annemle ilişkim benim için biraz daha netleşti. Annelerimiz erkekle sokakta ve işyerinde eşit olma savaşı verdiler ama kadın olmayı hala çocuk sahibi, yani “anne” olmak şeklinde yorumladılar. Feminist hareketinde annelerimiz sütyen yakmış olabilirler ama o sütyenin içinde memelerimiz olduğunu bizler keşfettik.

 

1960-1970’ler Türkiye’sinde gençliğini yaşayan annelerimiz şu anda yaşadığımız dünyadan çok farklı bir yapı içindeydiler. Darbeler, ayaklanmalar, sürekli yenilenen seçimler, ekonomik sıkıntılar, çatışan ideolojiler, yurtdışına yeni açılan bir kültür, askeri harekatlar vs derken annelerimiz çok belirsiz olan bir ortamda kendilerini bulmak zorunda kaldılar. Bazıları için ideolojik hareketler içlerindeki isyanın sesi oldu. Çok daha serbest olarak yetişen biz kızlarının anlayamayacağı bir kafa karışıklığıyla geleceklerini düşündüler, dünyayı değiştirmek istediler, kolektif bir ortamda büyüyüp birey olmanın ne demek olduğunu ilk defa keşfetmeye başladılar. Onların bu sorgulamaları pek çok yapıyı derinden sarstı. Her yerde kadın öğretmenler, doktorlar, avukatlar, mühendisler o ana kadar toplumun kadınlara sadece ev işi olarak biçilen rolünü değiştirmeye başladı. O zamanın erkeklerinin de mesleklerini genelde “beni ne doktorlar, mühendisler istemişti” hikayelerinde dinleyen bizler, biliriz ki annelerimiz de bu “kısmetleriyle” eşit koşullarda yaşam mücadelesi verdiler. Önce eğitim sonra da meslekleri yüzünden doğup büyüdükleri köylerden ve kasabalardan uzaklaştılar. Pek çoğu bu süreç içinde eşleriyle tanıştılar, kendi annelerinden farklı olarak hayatlarını birleştirecek kişilerle ilgili söz sahibi oldular.

 

Yarattıkları devrim sadece iş ve eş seçimiyle bitmedi, kurdukları ailelerde de yeni bir düzen yarattılar ve çocuklarını da bu bilinçle doğurdular ve büyüttüler. Tabii 1960’larda başlayan bu ikinci dalga feminizm kadınların radikalleştiği, erkeklerle eşitliği militan bir şekilde elde ettiği bir dönemdi. Ondan önce gelen ve 19. yüzyılda başlayan birinci dalga feminizm kadınlara vatandaş olarak eşit haklar tanısa da ikinci dalga feminizmle birlikte kadınlar ekonomik alanda ve hayatlarının kontrolünü ellerine geçirme açısından çok yol katettiler. Ancak o feminizm evlilik hayatına geçince cinsel kimliklerine yansımadı. Annelerimiz cinsel ilişki yaşayan ama cinsel kimliği olmayan, sosyal ve iş hayatında eşitlik savaşını vermiş Cumhuriyetimizin fedakar anaları oldular. Kutsal annelik feminist olmaktan çok daha önemli olsa bile kızlarını kendi annelerinin yetiştirme tarzından çok daha farklı bir şekilde yetiştirdiler.

 

İkinci dalga feminizm her ne kadar radikal da olsa cinsellik kadın olarak kimliklerinin biraz dışında kaldı. Sağolsun LGBT teoristleri, yani eşcinsel ve biseksüel “bacılarımız”, cinsel kimliklerimiz, kullandığımız terimler ve toplumdaki cinsiyet rolleri sorgulanmaya başlandı. Tabii gelişmekte olan ülkelerdeki feministler de kadınların homojen olmayan kimliklerini analiz etmeye başladılar. Basitçesi üçüncü dalganın ürünü olan bizler herşeyi, ve özellikle “kadın” olmayı sorgulamayı öğrendik.

 

Annelerimiz bize kadın olarak savaşmayı, okumayı, ev işi dışındaki konularda başarılı olmayı ve sosyalleşmeyi öğrettiler. Bizler en iyi okullarda okuyalım, gelecekte zengin koca yerine iyi bir iş bulalım diye didindiler, ama bu yolculuğun sonucunda bizim de kendileri gibi “anne” olacağımızı hep varsaydılar. Tabii feminizm bir vakum içinde değişmiyor, dünya düzeni de değişti... Eros artık eski Eros da değil – o da zamanla yaşlandı, biraz da astigmat oldu, hedefler karşısında eskisi kadar keskin nişancı değil. Organik kız kuruları türemeye başladı ve annelerimiz 30 yaşından sonra evli, mutlu, çocuklu olacak kızları yerine özgür kızları olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldılar.

 

Belirsiz bir gelecekle büyüyen annelerimiz için aile kurumu bir düzen getirdi. Biz organik kız kurusu kızlarının da hayattaki belirsizlikleri için muhakkak hayatımızda bir erkeğin olması gerektiğini düşünseler bile kızlarının sisteme kendilerinin karşı çıkamadığı kadar karşı çıkmasına da gizli bir hayranlık duyduklarını düşünüyorum çünkü bizler onların cesaret edemediği bir noktadayız – eşsiz hayatımızı sürdürebileceğimizi gösteriyoruz. Bir annenin bu yüzden kızıyla hesaplaşması aslında kendisiyle hesaplaşmasıdır – kendi yapamadığı şeyleri yaparak, hayatında yarım kalan taleplerini tamamlayarak ve asla cesaret edemediği bir hayatı yaşayarak annelerimizin devrimini tamamlıyoruz. Aslında annemizle farklı zamanları ve amaçları temsil eden kadınlarız – onların kızlarıyız ama bacıları değiliz.

 

Anneler günü yaklaştığı için bu yazıyla annemle hem hesaplaşmak hem de onun yarattığı bir kadın olarak ona teşekkür etmek istedim. Bunu okuyorsan anneciğim, seninle savaşım bitmedi, senin yarattığın kimlikle ben senin hep yapmak istediğin şeyleri yapacağım, tabuları yıkacağım ve senin “bekar mı” sorularına rağmen senin kızın ve yeni sürümün olarak kendinle mücadeleni bir aynada sana sunacağım. Devir artık değişti, bırak da artık erkek anaları bizler için “bekar mı” diye düşünsün...

 

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi

 

(Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı yansıtmaktadır.)

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber