RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

SEFAMIZ BİTTİ BACIM...


2016-05-18 16:33:06
Itır Bağdadi

Buraya kadar ne rahattık be bacım... Oooo kocalar çalışsın biz yiyelim, sonra adamcağızları boşayalım onlardan aldığımız nafakalarla bir elimiz yağda bir elimiz balda çalışmadan erkek emeğinin sefasını sürelim... Ardından gelsin sıradaki koca, sinirimizi bozarsa gider şikayet ederiz devletimiz hemen evden atar, onun da nafakasını alırız çalışmamak için yaptığımız üç çocuğumuzla her gün ayrı bir sefa yaşarız. Boşamasak da dırdır eder, adamın başının etini yer zavallı adamcağızı erken mezara gönderip bir de mirasına konarız. Maalesef bugüne kadar yaşadığımız lüküs hayat sona ermek üzere. Artık Meclisimizdeki Boşanma Komisyonunun üstün araştırmalarıyla hazırladığı boşanma raporuyla deşifre edildik bacım.

Meclisimizde 16 Mayıs Pazartesi günü büyük bir törenle sunulan “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu” veya popüler adıyla Boşanmaları Araştırma Komisyonu’nun raporu boşanmaları araştırmış ve sonuç olarak kadınların kendilerine verilen yasal hakları suistimal ederek aile bütünlüğünü bozduklarına resmen karar vermiştir.

Hemen araştırmaya haksızlık etmeyelim, hangi kararlar diyorsanız alın işte size Kazete’de yayınlanan Eşitlik İzleme Kadın Grubu (EŞİTİZ) raporunda detaylı bir şekilde eleştirilen önerilerden bazıları:

Şiddet başvurularında ve boşanma davalarında arabuluculuk ve uzlaşmanın uygulanması

Komisyonun önerilenden en dikkat çekicilerinden biri ev içi şiddet gören kadınlar iyice bir düşünmeden, aile bütünlüğünü bozacak boşanma gibi kararlar almasın diye kadınlara arabulucuları ve uzlaşma yöntemlerini dayatma çabası. Türkiye’nin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi bunu yasaklasa da Komisyon bunun “aile bütünlüğünü” bozduğunu düşünüyor. “O senin eşin, sever de döver de, dön yuvana” diyen anlayışa dönmemize ramak kaldı anlayacağınız. Üstelik şiddet gören birinin kendisine şiddet uygulayan tarafla “uzlaşması”nı dayatmak kadını aşağılayan ve yok sayan bir bakış açısıdır. Bir de bu uzlaşmayı sağlayacak olanlar kimler olacak merak konusu. Bu uzmanlar toplumsal cinsiyet eşitliği bilgisine sahip olacaklar mı yoksa eril bakış açısıyla “adamı sinirlendirme, alttan al, yuvanı kurtar” mı diyecekler kadınlara? Rapordan da anlayacağınız üzere şiddet gören kadının tarafını tutan bir düzenleme olursa kadın boşanacak, hedef de boşanmaları engellemek ise, görünen köy kılavuz istemez...

Şiddete maruz kalan kadınların mesai saatlerinde karakollara başvurmaması

Kadına yönelik şiddet karakolluk bir olay değilmiş arkadaşlar, gidin mesai saatlerinde mülki amir ve hakimlere anlatın derdinizi diyorlar. Lütfen dayak yediğiniz saatleri bu bilgilere göre ayarlayın, boşuna devlet dairelerini meşgul etmeyin... Üstelik gidin bir arabulucuya, neden bu adam beni dövüyor, kendinize bir sorun, adamcağızla uzlaşın, feministlere kanıp da Terminatör filmini aratmayan (ama sürekli Arnold Schwarzenegger tarafından dövülenin siz olduğunuz) bol aksiyonlu evliliğinizi harcamayın...

Koruma kararı için delil veya belge aranması, tedbir sürelerinin kısaltılması

Bu erkekler ne mağdur oldu şu sistemde... Kadınlar delil olmadan, sırf zevk için, adamcağızları süründürmek amacıyla şiddet gördüklerini iddia edip adamı evden uzaklaştırıyorlar. Hepimizin içinde bir kötü kadın Müzeyyen varmış meğerse... Bundan sonra gözün tam morarmadan, oran buran kırılmadan, doktora gidip bunu belgelemeden koruma filan yok. Ekonomik şiddet, psikolojik şiddet gibi şeyler Batılı dizileri izledikçe kadınlarımızın aklını karıştırmakta ve onları şımartmakta. Öyle evden uzaklaştırmayı da kısaltmak lazım, bir hakimimizin geçenlerde bir toplantıda dediği gibi “Koruma kararı veriyoruz, adam mağdur oluyor... Belki parası yok, nerede kalacak? Çamaşırını kim yıkayacak? Sonra daha çok sinirleniyor, aile bütünlüğü iyice tehdit ediliyor...” Söylecek söz var mıdır bunun üzerine?

Aile duruşmalarıyla ilgili tüm duruşmaların gizli yapılması

Kol kırılır yen içinde kalır... Medyayı bu kadın grupları her şiddet olayında ayağa kaldırdıkça boşanmalar artıyor, aile bütünlüğü tehdit ediliyor, en iyisi bu duruşmalar gizli olsun... Adamcağız kötü gün geçirmiş, kadın kahveyi köpüksüz yapmış, telefonu açarken gülmüş, eteği fazla kısaymış, bakkalla selamlaşmış, vs vs kim bilir bu kadının neler yaptığını. Medyaya yansıdıkça erkekler rezil oluyor, sanki Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili bir problem varmış gibi bir algı oluşuyor... Sonra da kadınlar yok biz şiddet gördük, meğerse bu kötü bir şeymiş, biz bunu yapanla evli kalmayız gibi saçma sapan fikirlere sahip olabiliyorlar... Yanlış, yanlış, işte bunların hepsi aile bütünlüğünü bozuyor...

Kadının nafaka hakkının süreye bağlanması

Nedir bu erkeklerin bu nafakadan çektikleri? Böyle cömert nafaka hayalleriyle tabii ki kadınlar boşanırlar, en iyisi o nafakanın süresini kısıtlamak lazım. İlla da boşanacağım diyorsa kadın başının çaresine baksın... Kadınların istihdama katılım oranının %30 civarında olduğunu düşünürsek boşanan kadının iş bulmama ihtimali yüksek. Bu arada erken yaşta evlenmişse eğitim seviyesi de düşük olabilir, bu da iş bulma ihtimalini iyice düşürür. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün (KSGM) hazırladığı “Türkiye’de Kadının Durumu” raporuna göre Türkiye’de her 5 kadından biri okuma yazma bilmiyor. Eğitim Sen’in yayınladığı bir rapora göre eğitimdeki reformlarla 4+4+4 eğitim sistemiyle binlerce kız çocuğu okulu bırakmış durumda ve kendilerine bakacak geliri elde edebilecekleri iş bulmaları sıkıntılı. Yani iyi bir adamı sırf adam ara sıra şiddet gösteriyor diye boşamadan önce iyi düşünün mesajını vermek lazım...

Danışmanlık hizmetinin dini temele de oturtulması

İlahiyat Fakültesi mezunlarına da istihdam yaratmak gerektiğini düşünen rapor aile danışmanlarının sadece psikoloji, psikolojik danışmanlık, rehberlik, sosyal hizmet, çocuk gelişimi ve eğitimi, sosyoloji, hemşirelik, tıp ve öğretmenlik alanlarından olmaması gerektiğini savunuyor. Ailenin arasındaki çatışmalara yol açan sorunlar gerçekten inanç bazlı mıdır? Ekonomik, psikolojik ve kültürel sorunlardan kaynaklanan iletişim problemlerinde bu tür eğitimleri almamış ilahiyatçıların yarardan fazla zararı olabilir. Üstelik “laik” olduğunu iddia ettiğimiz bir ülkede devlet eliyle din görevlileri aile ilişkilerine dahil etmek ne kadar doğru?

Tecavüzü nikah yoluyla aklama çalışmaları

Raporda en göze çarpan önerilerden biri son günlerde gündemden düşmeyen çocuk istismarıyla ilgili. Çocuk mağdurun tecavüzde “rızası” olabilirmiş, bu durumda tecavüzcüsü tecavüz ettiği çocukla 5 yıl sorunsuz ve başarılı bir evlilik sürdürürse denetimli serbestlikten yararlanabilirmiş (bilerek “tecavüz” kelimesini tekrar tekra kullanıyorum). Bu öneriyle namus kavramına pek meraklı toplumumuzda tecavüze uğramış çocuğu tecavüzcüsüyle 5 yıl evli kalmaya zorlayan bir sistem üretiliyor. Peki tecavüze uğrayan erkek çocukları ne olacak? Üstelik nikah herşeyi paklar mı? Zaten herkesin derdi evlilik, ne şekilde olursa olsun evlensinler, biz de ceza vermeyelim, düğünlerine gider çeyrek altın takarız diyen bir sistem var ortada. TECAVÜZ diyoruz, ÇOCUK diyoruz, hatta haykırıyoruz... Tecavüzcü nikah masasına değil hapse aittir. Bir bireyin beden bütünlüğüne zarar veren başka bir bireyi cezalandırmak devletin görevidir, zaten bizi devlete bağlayan sosyal sözleşmenin temelinde de bu yatar.

Boşanmak mı Boşanamamak mı – Türkiye’nin asıl sorunu hangisi...

Bu ülkede kadınlar erkekler tarafından boşanmak istediklerinde öldürülüyor. Aslında boşanmak değil boşanamamak ile ilgili bir sorun var. Bianet’in verilerine göre Türkiye’de 2015 yılında en az 284 kadın erkekler tarafından öldürüldü, faillerin %40’ı eşleri, %13’ü nikahsız eşleri (veya sevgilileri), %10’u eski eşleri, %13’ü akrabaları. 2016’nın ilk 5 ayında 95 kadın öldürüldü. Boşanmak veya ayrılmak isteyen her beş kadından biri öldürüldü. Koruma kararı olan veya şikayette bulunan kadınların %10’u öldürülmüş.

Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat’ın yaptığı bir araştırmaya göre her üç kadından biri eşinden şiddet görmekte. Şiddet gören kadınların yarısı da bu durumu herhangi biriyle paylaşmamış. Bırakın karakola gitmeyi, annesiyle, kardeşiyle bile paylaşmamış. Öğrenim durumu arttıkça kadınların şiddet görme ihtimali düşmekte, yani kadınların eğitim seviyesini yükseltmek kadına yönelik şiddeti azaltmak için şart. Her 10 kadından yedisi eşinin izni olmadan aile ziyaretine veya çarşıya gidememekte.

Bu rakamların üzerine daha ne denir... Ortada boşanma değil boşanıp da hayatta kalamayan kadınlar, evliyken de sürekli fiziksel, ekonomik ve psikolojik şiddete maruz kalan kadınlar problemi var. Üstelik Altınay ve Arat’ın görüştüğü kadınların %43’ü yasal haklarından habersiz, yani bırakın bu hakları kötüye kullanmayı, gerektiği yerde bile daha kullanamamışlar.

Bu rapor erkek bakış açısını yansıtan, İngilizce’de açıklamak anlamına gelen “explaining” kelimesinin sürekli toplumda her sorunun eril bakış açısıyla anlatılmasına dikkat çeken “mansplaining” uyarlamasının dilimize de a”çük”lama olarak geçenlerde kazandırılan versiyonuna tam layık bir tutumdadır. Uzun lafın kısası, Boşanma Raporu Pazartesi günü açüklandı bacılar.

Asıl aile bütünlüğünü korumak istiyorsak öncelikle toplumda kadın erkek eşitliğini engelleyen şartları araştırmalıyız. Nerede bu raporda kadına yönelik şiddetle mücadele planı? Nerede kadınların istihdamını arttıracak kalkınma planları? Nerede toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme? Nerede çocuklara taciz edenleri barındıran kurumlarla ilgili araştırma?

Toplumda daha sağlam evlilik mi yaratmak istiyorsunuz? O zaman kadınların bu toplumda bir birey olarak ayakta kalmasını sağlayan alt yapıyı gerçekleştirin, erkeğe bağımlı ikinci sınıf bir kişi olarak kölelik yaşamına mahkum edecek yapıları ve uygulamaları pekiştirmeyin. Bu raporda önerilenler toplumun gerilememesi için önünde duran en kuvvetli güç olan kadınlara açılan açık bir savaştır. Bir nevi kadınların Sevr Antlaşmasıdır.

Bu toplumda boşanma sorunu değil ikinci sınıf vatandaş durumunda olan kadınlar sorunu, kadın cinayetleri sorunu, tecavüz sorunu, yolsuzluk sorunu, dini kötü amaçlara kullananlar sorunu, ayrımcılık ve kutuplaşmayı tetikleyen bir yönetim sorunu ve kadınları eşit birey olarak algılamayan bir bakış açısı sorunu vardır. Bu halimizi bile “sefa” olarak algılayan ve boşanma raporundaki önerilerle değiştirmeye çalışan bir yönetim sorunu da vardır. Eğer eğitimsiz, işsiz, bedeni üzerinde kontrolü olmayan, boşanmaya çalışınca öldürülen kadınlar olarak buraya

kadar olan süremiz “sefamız” olarak algılanmakta ise bu rapordan sonra durumumuz ne olacaktır? Önceliklerimiz kadınların hayatı mı, itaatı mıdır?

Yukarda yazıma başlarken yazdıklarımı gerçekleri yansıtacak bir şekilde revize edersek:

Buraya kadar ne ezildik be bacım... Biz evde ücretsiz çalıştık, kadın evde oturuyor, erkek çalışıyor oldu, sürekli şiddet gördük, evden izinsiz çıkamaz olduk, boşanmak istediğimizde daha fazla şiddet gördük, öldürüldük. Yasal haklarımızı bilmediğimiz için sesimizi çıkaramadık, şiddet görmeye devam ettik. Bugüne kadar yaşadığımız bu sefil hayatı da sefa olarak yorumlayan bir Boşanma Komisyonu raporunda aile bütünlüğüne tehdit olarak görüldük. Biz öldük bacım, öldürüldük, ama yine biz suçlu olduk...

Bu yıl sadece ilk 5 ayda öldürülen ve artık sesi duyulmayan 95 kadınımızın sesini duyurmak artık biz geri kalan kadınların görevidir. İlk çığlığımız da bu rapora karşı ortak duruşumuz olmalıdır...

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi

(Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı yansıtmaktadır.)

Ek alanı

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber