RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

İÇİMDEKİ ÇIĞLIK


2016-06-06 08:53:29
Itır Bağdadi

İçimde bir çığlık var bacılar. Bir bağırsam buradan dünyanın dört bir köşesine duyulacak kadar öfke, hayal kırıklığı, sinir ve tepki var içimde. Her gün, her geçen gün, sabah uyandığımda bugün hangi haklarım elimden alınabilir diye bir korku sardı beni. Yıllar boyu ailemin destekleriyle ve kendi emeğimle yapmış olduğum yatırımlar sonucunda olduğum bireyin, bu birikime sahip olmayanlar tarafından bir saniye bile düşünmeden, sahip olduğum temel haklarımın sırf kadın olduğum için yok sayabileceğinin acı gerçeğiyle yüzleşiyorum. Böyle bir çarkın içinde yaşamakta olduğum çaresizliğimi çığlık atmadan dillendirmem imkânsız.

 

Durmak yok yola devam diyerek her gün kadının özgür iradesinden, bedenine, düşüncesine, kılığına kıyafetine, özel ilişkilerinin dengelerine ve ekonomideki iş dağılımına kadar farklı konularda kadın düşmanı politikaların üretildiği bir dönemdeyiz. Üstelik bu politikalarla mücadele ederken sadece iktidarda olan erkeklerle değil, onlara destek olan yancı kadınlarla da mücadele ediyoruz. Her tarafımız çevrilmiş, yıllardır mücadele ederek hak ettiğimiz haklarımız ve özgürlüklerimiz için sisteme karşı direniyoruz.

 

Kadınlar neden hedef tahtası haline geldi?

 

İdeolojisi ve inançları ne olursa olsun her devrimde ve bağımsızlık mücadelesinde kadınlar ön safhada önemli roller üstlenirler. Merak edenler baksınlar: Fransız Devrimi, Bolşevik Devrimi, Maoist Devrim, bizim kendi Kurtuluş Savaşımız... IŞİD bile kadınları aktif olarak arasına katmaya çalışmakta. Her bir devrim esnasında “biz bir kazanalım, sonra sizlere bakın ne haklar vereceğiz” diye afyonu basar erkekler. Eğer başarı elde edilirse, kadınlar yeni ideolojinin kuluçka makinesi haline gelir. Devrimi yapmak yetersiz, devrime sadık yeni nesiller doğmalı ve yetişmeli. Kadınlara yine kutsal bir görev düşer anlayacağınız. Eşitlik yine kadınlara nasip olmaz.

 

Mesela bakınız Bolşevik devrimine… Kadın ve erkeğin eşit olacağı sosyalist bir devlet kurarak kadını sözde özgürleştirecekti. Kadın erkek eşitliğini sağlamak yerine Sovyetler Birliği devleti kendine bağımlı kadınlar yarattı. Erkeğe bağımlı olmasa da devlete bağımlı hale geldikleri için SSCB çökünce daha çok bu kadınlar işsiz kaldı. O kadar zor duruma düştüler ki başka ülkelerde fırsatlar aramaya çalıştılar. Sonunda da pek çoğu ahlaksız insan tüccarlarının eline düşüp kendilerini seks ticaretinin içinde buldular. Nataşa Sendromu dediğim bu durumla ilgili daha önce akademik bir araştırma yapmıştım ve karşıma çıkan sonuç seks ticaretinde mağdur olanların eğitimsiz, fakir ülkelerden gelen kadınlar değil, devrim geçirmiş ve bunun sonucunda kadınlara bazı hakların verildiği ülkelerden geldikleri yönündeydi.

 

Sosyalizmle eşitlik sağladığını iddia eden Çavuşesku’nun Romanya’sında ise kadınların doğum politikaları yüzünden devlet eliyle yaşadıkları zulüm inanılmaz. 1957 yılında yasallaşan kürtaj hakkından sonra doğum oranları düşünce 1966 yılında kürtaj suç kapsamına alınmış ve iş yerlerine baskınlar düzenlenerek kürtaj yaptırılıp yaptırılmadığı zorunlu jinekolojik muayenelerle tespit edilmişti. Çocuğu olmayan çiftlere maddi cezalar gelirken dört çocuğun üzerinde doğum yapan kadınlara da devlet ödülleri verildi. Alın size sosyalist eşitlik… Kadına eşitlik vaat eden tüm ideolojiler erkekler tarafından yönetildikçe hepsi palavra anlayacağınız…  

 

Her devrimin kadına ihtiyacı vardır. Her devrim sonrasında da kadına ihtiyaç vardır. Kadını kontrol edemezseniz yeni nesiller yetişmez ve istediğiniz ideolojiyi aktaramazsınız. Böylece kurmaya çalıştığınız sistemin sürdürülebilirliği kalmaz. Kadın olmadan hiçbir devrim başarılı olamaz. Devrim sonrası kadını kontrol edemezsen de hiçbir devrim sürdürebilir olamaz. Buna karşı çıkan kadınlar, özgürlük isteyen kadınlar, erkek egemenliğinde kurulmak istenilen yeni sisteme karşı geldikleri için düşman olarak görülürler ve ortadan kaldırılmaları gerekir. Nitekim pek çok devrimde aktif olarak devrimcilik yapan pek çok kadın sistemi sorguladıkları için devrim sonrası yeni sistemde yok edilmiştir. Ya deli ilan edilirler, ya da idam edilirler. Her sistem değişikliği kadınlar için yine aynı sonucu gerektirir: itaat. Yani devrimlerde erkeklerin yanında yer alan “yancı” bacılara da rahat yok, bir gün o eril sistemde onlara da sıra gelecek

 

Devletin her kararı kadını etkiler…

 

Bilmeyenlere Biyolojiye Giriş (Biyoloji 101) dersi: mevcut biyolojik koşul ve teknolojiyle günümüzde bir tek kadınlar doğum yapabilmekte. Tabii Hollywood sayesinde Arnold Schwarzenegger bir filmde bir doğum gerçekleştirmiş olabilir ama gerçek hayatta henüz o mertebeye ulaşamadık. Yani doğumu yapan = kadın. Demek ki nüfus politikaları, doğum izni, kürtaj, vs gibi devletin üzerinde hükmettiği konular birebir kadın bedeniyle ilgili. Devlet politikalarını bu yüzden cinsiyetsiz bir gözle değerlendiremezsiniz.

 

Devletin verdiği her kararın kadın üzerinde bir etkisi olacaktır. Kalkınma planı mı dediniz? Devletin paraları eğer inşaat sektörüne gidiyorsa kadınlar bu kalkınma planından pek yararlanamıyor demektir. Belediye sınırlarını mı değiştirdiniz? Küçük belediyeleri mi ortadan kaldırdınız? Kadınlar mahallelerde daha çok örgütlenebildikleri için yerel yönetimlerde seçilen kadın sayısı azalacaktır bu değişimle. Verilen her karar kadınları etkiler. Bu yüzden devlet politikalarında kadınlar taraftır. Ben bugün burada bu yazıları yazıyorsam taraf olduğum içindir. Ben devletin aldığı her karardan birebir etkilenmekteyim ve bir vatandaş olarak da söz hakkına sahibim.

 

Sürekli ekonomi için genç nüfus şart diyenlerin Türkiye’deki kadınların işgücüne katılım oranlarının Batı dünyasındaki en düşük oranlardan biri olduğunun farkında mı acaba? Neden kadınların işgücüne katılımını arttırmak için politikalar üretilmiyor? Kadını kuluçka makinesi haline getirseniz bile doğan çocukların yarısından fazlasının kız çocuğu olduğu durumda yine ekonomi zorda kalır. Herkesi kapsayan bir ekonomi oturtmadığınız sürece tüm kalkınma uğraşları nafiledir. Türkiye’nin ekonomisinin geleceği genç nüfusuyla değil işgücüne katabildiği kadın sayısıyla belli olacaktır. Doğum oranlarını arttırarak ekonomiyi kurtaracağız düşüncesi sadece bir hayal ürünüdür…

 

Kadınlığın Tanımı

 

Kadınlık annelik üzerinden tanımlanmaz. Kadınlık erkeklerle olan beraberlik üzerinden de tanımlanmaz. Lezbiyen bir kadın da kadındır. Hiç çocuğu olmamış bir kadın da, devletin başında olanların iddia ettiği gibi "yarım kadın" değil tam kadındır. Kadınlık ev içinde hizmet yapmakla da tanımlanmaz. Yumurta bile haşlayamayan bir kadın daha az kadın değildir evde mantı açan kadına göre. Kadınlığı tanımlayamayan insanların bilirkişi olarak politika ürettiği bir dönemden geçmekteyiz.

 

Kadın kimliğine saygı duyan hiçbir insan aile bütünlüğü için kadının kimliğini feda etmez. Eğer kimliğe saygı yoksa aile bütünlüğü de yoktur. Aile bütünlüğünü korumanın en sürdürülebilir ve doğru yolu erkeklere kadınlara saygı duymayı ve onları eşit olarak görmeyi öğreten eğitimden geçmektedir (tabii kadınlara da kendilerine bir birey olarak saygı duymayı öğretmek ve bunu teşvik eden politikalar üretmek de şarttır). Erkek bunu yapmadığında kadının onu çatır çatır boşayacağını bilirse, devletin de kadına yönelik şiddetten (ki bu sadece fiziksel şiddet değil) kendisini cezalandıracağını idrak ederse, bakın aile bütünlüğü ne güzel korunuyor. Mevcut haliyle geçen ay açıklanan Boşanma Raporu aile bütünlüğünü değil erkek egemenliğini korumayı hedeflemekte. Kadın bakış açısıyla bir Boşanma Raporu hazırlayın da biz de destekleyelim…

 

Dişi kuş yuvayı yapar, kadın annedir, erkektir yapar devri bitti artık. Yuva dediğiniz birbirine saygılı iki kişi tarafından yapılır, her kadın anne olmak zorunda değildir, kabul edilmeyen davranışlarda bulunan erkekler de aile bütünlüğünü bozan asıl suçlulardır.

 

Cinsel kimliğimiz olduğunu kabul etme vakti geldi…

 

Ayy bacılar sevişmek ayıp bir şey değil. Hiç birimiz terliksi hayvan ya da tek hücreli amip değiliz, kendi başımıza üremedik. Cinsel kimliğimiz olduğunu kabul etme vakti geldi – kadın olmak sadece annelikten geçmiyor, sevişmek bizim de hakkımız.

 

Farkındaysanız karşımıza çıkan tüm politikalar kadının cinsel kimliğini yok saymaya çalışmakta. Normal doğum mu sezaryen mi? Bebek için hangisi daha iyi diye sormakla birlikte acaba kadının cinsel yaşamı için hangi metot hangi etkiyi bırakıyor diye sorsak acaba fikrimiz değişir mi? Çok çocuk doğuran bir kadının vücudu ne hale gelir ve onun cinsel kimliği ne olur, bununla ilgili herhangi bir tartışma duymadım. Yoksa kadınların hayattan zevk almaya hakkı yok mu? İşte tam burada sözde bir namus kurtarma operasyonu olarak kadınların tecavüzcüleriyle evlendirilmesinin aslında nasıl kadına yönelik bir işkence olduğunu iyice anlayın. Bırakın kadının cinsel kimliğini keşfetmesini, Boşanma Raporunda önerildiği gibi bir çocuk tecavüzcüsüyle 5 yıl evli kalırsa o süre boyunca binlerce kez tecavüze maruz kalarak devlet onayı ve teşvikiyle kadına şiddet uygulanmış olacaktır.

 

Sosyal sözleşmenin geçerliliği

 

Sosyal sözleşme teorileri sosyal düzenin olmadığı bir ortamda insanların rasyonel düşünerek ve gönüllü olarak doğal özgürlüklerinden vazgeçerek onlara politik ve ekonomik düzen getirecek bir sisteme onay vereceklerini iddia eder. Tabii sosyal sözleşme düşünürleri arasında farklılıklar vardır ama özünde bu teoriler meşru devlet otoritesinin yönetilenlerin rızası ile oluştuğunu ve insanları doğada yaşadıkları tehlikelerden koruyacağını iddia eder.

 

Şimdi ben size soruyorum, eğer devlet politikaları sonucunda benim kendi bedenim üzerinde haklarım yoksa, eğer ben karar verme mekanizmalarında temsil edilmiyorsam, eğer ekonomideki istihdam bana açık değilse bu sosyal sözleşme bu koşullar altında ne kadar geçerlidir? İşte biz kadınlar sisteme direniyorsak, sistemin bizim için çalışmadığındandır, devletin bizimle olan sosyal sözleşmesinin bize sağlayacağını iddia ettiği güvenlik ve hakları yerine getirememesindendir.

 

#KadınlığınTanımı

 

Dünden itibaren Cumhurbaşkanımızın KADEM'in Hizmet Binasının açılış töreninde anne olmayan kadınlara "yarım kadın" yakıştırmasına kadın gruplarından haklı bir şekilde tepkiler gelmekte. "Yarım kadın" ifadesini kişisel olarak algılıyorum çünkü ben çocuk doğurmamayı tercih eden kadınlardanım. Kendime daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi gururla "organik kız kurusu" diyerek bu lakapla yazılar yazmış birisiyim. Kadını aşağılamak için kullanılan bu tür terimleri açık bir şekilde anlamlarını değiştirerek kullanmanın güçlenmemiz için önemli olduğunu düşünüyorum, nitekim üçüncü dalga feminizm de bunu teşvik etmekte.

 

Size ekonomiye, kültüre, sanata ve genel olarak hayatımıza anne olmayan kadınların nasıl katkılarda bulunduğunu buradaki kısıtlı yerde anlatmam imkansız. Şunu bilin ki eğer biz kız kuruları olmasaydık bu sistemi sorgulayan ve aktif olarak değiştirmeye çalışan kadınlar belki de olmayacaktı. Çocuk doğurmuyorsanız erkeklerle eşit koşullarda çalışıyorsunuz, cam tavanları zorluyorsunuz, kadınlarla ilgili bakışılarını değiştiriyorsunuz. Tabii eğer sistem sizin varlığınızla değişebiliyorsa tehlike olarak algılanmanız çok normal. Ben ve benim gibi kız kurusu bacılarım sistem hatası olmaktan öte sistemin içindeki yazılım virüsüyüz. Bu yüzden de şu anda bizlere bu kadar yükleniyorlar. Ama merak etmeyin bacılar, yüzyıllardır bizleri cadı avlarında yaktılar, yeri geldi taşladılar ama biz hala buradayız. Yüzyıllardır bizler çocuk değil değişim doğurduk.

 

Kadına yapılan "yarım" yakıştırmasına tepki olarak benim de üye olduğum Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER) tarafından #KadınlığınTanımı hashtagi ile bir kampanya başlatıldı. Kadın ya da erkek, bireysel özgürlüklere inanan herkesin desteğini bekleriz...

 

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi

 

(Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı yansıtmaktadır.)

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber