RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

İzmir’in Babaları...


2016-06-18 09:04:40
Itır Bağdadi

Babamla güncel baba-kız diyaloglarından birindeydik – hani bir taraf ne derse diğer tarafın da sonuna kadar reddettiği... “Offff....” dedim babama, “neden Hulusi Kentmen gibi bir baba olamıyorsun?” Hani şu Türk filmlerinde babacan, sessiz, kızına hep destek olan ve derin kişiliğiyle Türk kızlarının “babaaaa” diye filmlerin sonunda sarıldığı...  “Nasıl olayım?” diyor babam, “Müjde Ar gibi bir kızım var...” 

 

Evet, baba-kız aşkımızın doruk noktasındayız. Aslında ne ben Hulusi Kentmen tiplemesindeki gibi bir baba istiyorum, ne de babam Müjde Ar’ın filmlerde yarattığı kendine has kişiliği olan ve toplumdan kendini hep ayıran bir özelliğiyle öne çıkan bir kıza sahip olduğu için mutsuz.  İkimiz de halimizden memnunuz yani. İlişkimizin dinamikleri aslında pek çok şeyin göstergesi - bir kadının hayatında annenin rolü ve önemi kadar babanın da vazgeçilmez bir etkisi olduğunun açık kanıtı.

 

Peki babam beni nasıl etkiledi, onun benim ve kişiliğim üzerinde nasıl bir etkisi oldu diye babalar günü için kendimi sorgulamak istedim... Tabii bu süreç babam için de zor olabilir, ne de olsa (gururla geçen yazılarımda kendi üstüme alındığım kimliğim) kız kurusu babası olmak zordur. Bir taraftan babalarımız bizi hiçbirine layık görmezken, diğer taraftan belirli bir yaşa kadar evlenmemiş olduğumuz için alıcıların spot piyasalarına kadar düştüğünü iddia ederek bizimle şakalaşabilirler. Annelerimizle bu konuları açık açık konuşabilirken, babalarımıza daha uzak mesafeden bu mevzuları nasıl anlatabiliriz?

 

İzmir’in kızlarından biriyim, üzerime afiyet... Biliyorum neler düşündüğünüzü, zaten adımız çıkmış, kanımca az bile demişler. Türkiye’yi sorgularken nedense hep İzmir konuşmalarda özel bir yere sahiptir.

 

İzmir’in kadınlarını bir de İzmir’li kadınlardan dinlemek lazım. Güneş batarken Pasaport’tan Alsancak Limanına kadar herhangi bir akşamüstü yürürseniz her tarafta burnu havalarda, topuklu ayakkabılarıyla Türkiye’nin en uzun podyumu olan Kordon’da İzmir’in güzel kızlarını denizden gelen imbat rüzgarı saçlarını savururken salına salına yürürken görürsünüz.  Tabii çekemeyenler, taş atanlar olacaktır, “nereleri güzel, hiç de bir farkları yok” diyenler ama biz İzmirli kadınlar böyle züğürt tesellisiyle geçinenlerle pek muhattap olmayız. Güzeliz, zekiyiz, seksiyiz, bakımlıyız, çoğunlukla dürüstüz ama Machiavellist bir

porno
tarafımız da vardır - işimize geldiğinde sonuna kadar yalan da söyleriz, kendimize güvenimiz sonsuzdur, bir tarafımız aile kurmak isteyen muhafazakar bazı parçalar taşırken, bir tarafımız Kordon’da gezip tozup İzmir’in bizim kadar ünlü olmayan ama yeri başkalarına değişilmez İzmir erkekleriyle tadımlık anlar yaşamayı sever...

 

Şimdi ne düşündüğünüzü tahmin edebiliyorum – baba-kız ilişkisiyle başladım, İzmir’in kızları konusuna bir dönüş yaptım – bu ikisi arasında bir alaka kurabilirsem beni kesin kutlayacaksınız eminim. Aslında, babam her ne kadar buradaki rolüyle dehşete düşecek olursa olsun, biz İzmirli kızları İzmirli babalar yaratıyor... Evet, doğru duydunuz, İzmir’in kızlarını var eden ne İzmir’in havası, ne genetik mirası, ne de Ege denizi, bizim özgür ve kendine güvenen kadınlar olmamızı babalarımız sağlıyor. Tabii diyeceksiniz, kızını dövmeyen dizini döver ve sonuçta benim gibi İzmirli kız kuruları çıkar ortaya. Merak etmeyin, bu atasözünün empirik olarak pek geçerli olmadığının kanıtıyız 35+ yaşındaki kız kurusu bacılarımla birlikte. Bizim dönemimizde kız dövmek suç kapsamına girmediği için çoğumuz bizim yönümüze fırlatılan bir iki terlikten nasibimizi almışızdır. Şükür ki hamurumuzda olan isyankar ruh (bkz. Hasan Tahsin) öyle bir iki dayakla imha edilecek türden değil. 

 

Peki İzmir’in babalarının farkı nedir? Valla kendi babamdan genellemek belki bilimsel olarak yanlış bir metod olacak ama yaşadıklarımın yakın çevremdeki arkadaşlarım için de geçerli olduğunu bildiğim için bazı çıkarımlarda bulunacağım. Annelerimiz ile ilgili yazdığım yazıda bahsettiğim gibi annelerimiz devrimci kadınlardı, eşit haklar için savaşan ve bizim önümüzü açan feministler olsalar da babalarımız toplumun erkek evladı daha üstün tuttuğu bir dönemde dünyaya erkek olarak gelen anne ve babalarının aslan parçaları, şehzadeleriydi. 

 

Anlayacağınız çoğumuzun babası, ailesinin maddi durumuna bakmaksızın ailelerinin prensleri olarak büyüdüler. Ancak değişen Türkiye, değişen dengeler, tabii annelerimizin de rolüyle kız babası olduklarında, bizim babalarımız, başka coğrafik bölgelerde sıkça rastlanan “baba bizi okula gönder” reklamlarının hedef aldığı erkek kitlesinden çok farklı bir bakış açısına sahip oldular. Bizi sadece okutmadılar, bizi eğittiler. Doğduğumuz günden itibaren sadece okuliçi eğitim değil babalarımızla gerek birebir konuşarak, vakit geçirerek, gerekse de tartışarak biz kız kuruları yoğurulduk. Dialektik bir metodu tercih eden kendi babamla çocukluğumdan beri kendi fikirlerimi savunmak üzere eğitildim. Tabii bunu yaparken babalarımız biz bebekken, kendi babalarından farklı olarak bizi yedirdiler, giydirdiler, bezimizi değiştirdiler, gazımızı çıkardılar ve doğruyu söylemek gerekirse bizi ağladığımızda eğlendirmek için de şamar oğlanı olmayı göze aldılar.

 

Böyle bir ortamda büyüyen kızlar yaşları arttıkça elbette kendine güvenen, eğitim seviyesi yüksek ve Türkiye gibi muhafazakar bir yapıda olan bir yerde kadın olmanın bir eksiklik değil, gurur duyulacak bir şey olduğuna inanan bir kitle olarak karşımıza çıktılar.  Bir çocuk yetiştirmenin, okutmanın ve hayata kazandırmanın maliyetini babalarımız cinsiyetimize bakmaksızın seve seve yaptılar. Tabii bu kadar pohpohlanarak büyüdüğümüz bir ortamdan sonra kurbağaya dönmekte ısrar eden prenslerle karşılaştığımızda başımız dik ve topuklarımız gayet sert bir şekilde yere basarak anatomimizin bir tarafını dönüp gitmemizi sağlayacak özgüveni de elbette babalarımıza borçluyuz.

 

Bir kızın ilk aşkı babasıdır derler. Karşı cinsi, iletişimi, kadın-erkek dinamiklerini babalarımızdan öğreniriz. Baba-kız çatışması ve tartışmaları bu sebepten dolayı bence hiç de kötü şeyler değildir. Ne de olsa babasına karşı fikirlerini savunmayı öğrenen bir kadın gerçek dünyaya daha hazırlıklı ve bir o kadar da kendinden emin çıkacaktır. Erkek evlatlar şehzade muamelesi görebilirler ama bizler prenses olarak büyüdük. Hala da bir tarafımız içimizdeki prensesin var olduğuna da inanmakta.

 

Babalar için kızları aslında içinde hapsoldukları dominant erkeklik paradigmasından bir kaçış sunmakta – bir baba kızıyla birlikte çocuk, şaklaban, öğretmen, bodyguard, psikolog, arkadaş ve pek çok farklı kişi olabilmekte. Toplumun kendisine sunduğu her zaman güçlü, duygusallıktan yoksun yapıyı kızıyla kırabilmekte. Aslında babalar kızlarıyla birlikte kendilerinin farklı yüzlerini de keşfetmekte. 

 

Küçük kızken babam benim kuaförüm, moda danışmanım, oyun arkadaşım, ve beni fazla yedirip içirdikten sonra da temizleyicim olmuştur. Kırmızı bir elbisem ve çantam vardı, babam saçımı tarayıp lülelerimin yavaşca şekillenmesini beklerdi, sonra da beni parka götürüp benimle birlikte koştururdu. Böyle bir günde beni fazla beslediği ve benimle gezmeye doyamadığı için eve dönüşte arabada doğaya karşı kendimi daha fazla tutamadığımda da evlere temizliğe gelen pek çok kadına taş çıkartacak kadar iş yapmıştı...  Arabaya binmek bir kaç gün sıkıntılı olsa da bununla bile dalga geçerek benim en kötü anımda bile kendimden utanacağım bir durum olmadığını bana hem davranışlarıyla hem de varlığıyla babam kanıtladı.

 

Babam kendine güvenen, lafını sakınmayan, ve ayakları üzerinde dik durabilen bir kız kurusu yetiştirdi. İzmir’li babanın farkı nedir diyorsanız tek cevabım, kendine gururla kız kurusu deyip gerçek ismiyle bunu yayınlamaktan çekinmeyen bir kadını yetiştiren adamdır... Bu hafta kendisiyle ilgili yazı yazacağımı söylediğimde yasal olarak cevap hakkının doğduğunu bana bildirdiği için babama “diyalektik başlasın” diyorum...

 

Peki diyeceksiniz, bu tür babalar sadece İzmir’de mi var? Ne de olsa İstanbul, Ankara, Antalya ve daha bir çok şehrimizde böyle babalar mevcut. Elbette bu baba modelleri her yerde var, benim kendi babam bile aslen İzmir’li değil. Önemli olan herkesin farkını merak ettiği İzmir’in altında yatan en önemli özelliklerinden biri (nereden gelirlerse gelsinler) – erkekleri...  Erkeklerin aydın olması, kadın-erkek eşitliğinin diğer bölgelere göre daha çok  hazmedilmiş olması, ve kadınların kendilerine güvenerek istedikleri gibi giyinmeleri, konuşmaları ve eğlenmeleri. İzmir’in kadınları babaları onlara bu cesareti vermeseydi bunları yapamazdı. Toplumsal dengelerde kadın-erkek eşitliğini sağlamak ve altyapıyı hazırlamakta erkeklerin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir yerdir İzmir. İzmir’in erkekleri bu yüzden İzmir’in kızları kadar önemlidir... Artık ünü memleketin her bir yerine yayılmış olan İzmir’in kızları ve İzmir’in kavaklarına bir de İzmir’in babalarını eklemek lazım... 

 

Itır Bağdadi, İzmir Ekonomi Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi

(Buradaki fikirler yazarın bağlı olduğu kurumdan bağımsız bir şekilde yazarı yansıtmaktadır.)

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber