RSS / XML
25-11-2017
Bizi Takip Edin!

BUGÜN DE BU : LA SONSUZLUK KELİMESİ


2016-10-28 13:37:02
Serhat GOBİ

Develer tellal iken, pireler berber iken, dünyaya gelme vesilem canım annem beşiğimi tıngır mıngır sallar iken, günlerden bir gün Saba Melikesi Belkıs’tan,  Adem ile Havva’nın hikayesini anlamamın bütün bir insanlığın da hikayesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. Çünkü Adem, Cem makamındaydı, yani hayatları, hikayeleri kendinde toplayıcıydı. İnsanın bütün halleri Adem’de gizliydi ve bütün macera onun hikayesinde özetlenmişti.

Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya da kalkışamadım. Oysa anlatmak, başta benim için de anlamanın vazgeçilmez biçimiydi.

 Kalmak için değil; uğrayıp geçmek için ayak bastığımız, kök attığımızı sanıp aslında bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler  Kitabı çift isimler sahifesinde, Adem’le Havva’nın yanına bir de Habil’le Kabil ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini.

Hikayenin ismi düştü dilime bir gece: LA

Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LA olduğunu bildim.

LA:  Olumsuzluk eki. Başkaldırı serbestisi.

Ama değil mi ki Tevhid kelimesi de LA ile başlar: Bilinçli kabul kelimesi onun ardından gelir: LA İLAHE İLLALLAH.

Öyleyse Adem, İLLA’ya giden yolda bir LA hecesidir. İsyan tecrübesi onun ilk halidir. Adem, cümlenin başında LA diyerek reddedecek özgürlüğe sahip olduğu halde İllallah’a varmasıyla yaratılmışların en güzelidir, mümkünler alemindeki o en esrarlı heceyle, kendiliğinden değil bilerek isteyendir. LA, hiçlik derecesi, öyleyse sonsuzluk ekidir.

Hamdele, bu hikayenin hem ilk sahifesi hem de neticesi.

Hamd O’na ki;

Ey varlığı kendi kendinden olan!

Ey kendi kendinin hem sebebi hem sonucu!

Ey kendi ezelinde ezeli, kendi ebedinde ebedi!

ALLAHIM!

Bütün bunları.

Aklım almıyor.

Ama kalbime sığıyor.

Ey! Sorgulayan aklıma değilse de kalbime bu genişliği veren Allah’ım! Ve ey ki aklımın her şeye yetmediğini sezecek gücü de yine aklıma veren Allah’ım!

Aklım iyi ki almıyor. Çünkü Yaratan, yarattığı şeyin sınırları içine nasıl sığabilir? Onunla nasıl anlaşılabilir, bilinebilir? Onun hükmü altına nasıl girilebilir?

Bildim ki başka bilgiler var, bu yazıya sığamazmış. Bu terazi tartamazmış.

Terazinin kefelerini zorlayıp da, melek-şeytan, Adem-Havva, iyilik-kötülük, şuur-irade,

kader-kaza hakkında düşünüp durduğum geceler boyunca bazen gülümseten bu sezginin hükmünde kendimden memnun kaldım. İlk anda, aydınlık bahçelere yağan nisan yağmurları berraklığında gördüm göreceğimi: Işıklı, sevinçli, çok renkli. Ama kelimeyi söz denizine kavuşturmaya, sessizlik bulmaya gelince sıra, kağıtlarım rüzgarda dağıldı, dolmakalemimde mürekkep tükendi. Akşam dizdiğim harfleri sabahtan bozdum, birer kanat taktım, hepsini rüzgarda uçurdum. Hafızama kaydettiklerimin de çoğu yerinde yoktu. Uçtu düşünce, fikir buharlaştı. Geriye bir duygu kelamı kaldı; o da bilinmeyendi.

Öyle bir dolandım, öyle bir çatala düştü ki yolum, bir yılan hikayesine dönüştü de el yordamıyla bile yol alamadım. Söz gelimi, iyiliği ve merhameti sınırsız olan, kötülüğü neden yaratmıştı? O tek, sonsuz iyilik ve sınırsız hayır iken, kötülüğün çamurunu nereden karıp da hamurumuza katmıştı?

Hem kötülük nedir? Kime göredir? Hal midir, irade midir? Şeytan sonra? Kötülüğün nesidir? Sebebi midir, bahanesi midir? Benzeyeni midir, benzetileni midir? Kıssa mıdır, mesel midir? Dahası Adem, kendi karakterinin neresindedir?

Sorular sorular… Hepsi de geldi küstah aklın zanlarının önünde durdu.

İlmi verilmemiş bilgi. Sırrın kapıları O, öyle istediği için açık değil; kapalıydı. Kelimeye çevrilemeyen mananın düğümünde kalp açık, akıl kapalı. Bana da sırrı değil; hikayesi kaldı.

Her şeyin doğrusunu söyleyen Kitap, manayı verir; suret üzerinde durmaz. Esası verir; ayrıntıda oyalanmaz. Kıssa anlatır; ama maksadı hikaye anlatmak değildir. Esası desteklediği nispette kıssa muteberdir. Amenna!

Elem çeken kalemin bahtına düşense, üzerinden geçtiğim dünyaya, şükür ki benim de arasında bulunduğum uğultulu ezel kalabalığına, o muazzam ümmete imamlık etmiş olan Adem’e, en fazla da onda toplanmış insanlık manasına yani onun bütün insanlara dağılmış yanına ilişkin aciz bir anlama denemesi. Kıssa üzerinde düşünme niyeti.

Kıssa üzerinde düşünürken, masalla mesnevi arasına düşmüş bir kalemle hikaye ettim, bunca harfi ardı ardına o kalemle ekledim. Lakin bu yazının aynasını dolduran kaçınılmaz çelişkinin de iki dünya, iki şekil, iki mana arasındaki gidip gelmeler olduğunu ben de fark ettim. Örtmedim üstünü kararsızlığımın, açıkça söyledim; gizlemedim, görünür kıldım. Ve dahi bunca yıl, bunca harf, bunca hece, bunca cümle sonra, bir metni ateşe atmakla açığa vurmak arasında yaman bir hesaba düşmüşken; tuttum, bütün karasızlıklarımın savunusunu şu bir tek LA kelimesi olarak bu sahifelerin sırtına yükledim.

Öyleyse bu hikayeyi, ben anlatmaya kalkıştığımda, okuyan okumaya başladığında en baştan bilsin ki bu aynada her şey temsil, her şey mecaz. Gaybın ne şekli ne manası dünya kelimelerine çevrilebilir çünkü. Yanılgıysa Adem’le Havva’dan bu yana kanımızda. Öyle yakınız ki!

Aslında, duygulu ve mahzun yanımla, yıkıp da yapmayan yanımla, insan olmanın bütün kusurlarını bütün cevheriyle bir arada içeren yanımla hiçbir şey anlatmasam da, bu tek hikayenin derinliğinde kırk yıl boğulur bir kırk yılda da kurtulurdum.

Ama anlatmak istedim. Anlatmazsam, anladığımı da unuturdum.

Adem’in hikayesini hatırlayan herkes, her şey kendi başından geçmiş gibi olur. Kendi hikayesini okur.

Ben?

Benden önce seçilmiş bir yolun yolcusu olarak geldim bu dünyaya ben. Bana sorulmadı. Ama sorulsaydı ben de seçerdim. Açık itiraf işte! Yasak meyveyi, unutarak ve hatırlayarak ben de yerdim.

Hangimiz balçık bedeni, yaratılmışların en üstünü kılacak olan kutsal nefese, özgür iradeye ‘Hayır!’ derdik.

Hangimiz insan olmanın şerefli bilincine; kansız, olaysız bir masumluk halini tercih ederdik?

Hangimiz bir dünya yolculuğunun onurlu yorgunluğuna, kazasız belasız cennet yaşamının bilgisizliğini yeğlerdik?

Bilmemenin güvencesini hangimiz neylerdik?

Bildiğini bilmeyen, bilgisini ne yapsın! Sen biliyordun; ben bilmiyordum, buna kim dayanabilir?

Demem o ki, dağların taşların taşımaya takat yetiremediği teklifi, hangimiz reddederdik?

Ödülle cezayı hangimiz ayırt edebilirdik?

Yasak meyveyi hangimiz yemezdik?

Böyle ağır sınanmasa Adem, kendini nereden bilecekti? Geçici yanılgısının sebebi olan şey, onun sahiplenilmesine de neden olan şeydir. Ve böyle bir sahipleniliş için insan olan gözden düşmeyi, sürgün edilmeyi, her şeyi göze alabilir.

Anlatmak anlamaktır, demiştim ya. Şimdi gözlerimde, onları neredeyse kaybedeceğim korkusuyla bunca anlatmadan sonra ne anladığım sorulursa:

Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim.

Kimi zaman şeytan dokunmuş düşünü hayra yormayan Havva, kimi zaman af dileyerek kırk yıl göz yaşı döken Adem gibiyim.

Dünyaydı adı. Setti hayat. Ağırdı ölüm. Katıydı günah. Kaderdi, kazaydı, belaydı. Ama gözlerimi kapatıp da bunca ahdi belaya çok uzak bir zamandan baktığımda, şu cümle kovalıyor cümlelerimi: Burası bir rüya alemi! Ben de rüyada gibiyim.

Uzaktan sesler geliyor. Işık kervanlarının çıngırakları. Ağaç ve ırmak konuştuğunda sanki cennetteyim. Uğultuya uyanıp da azametli derinliğin içinden ruhumu rüzgara açtığımda cennette bile değil; bezm-i ezelde gibiyim.

Ne yazıda ne aşkta ne de acıda. Kalbin de daha ileri gidemediği bir yer var. Hayal zamanlarda yıkılmış beldeler. Gözlerimi kendi satırlarımda gezdirip de görünce ki gölge üstünde gölge. Kimse üstüne alınmasın, hikaye sadece Kul ile Allah arasında; sezer gibiyim.

Dahası, O’nun da,

Sırrıyla aynası,

İsmiyle yansıması,

Zatıyla sıfatı,

Ayanıyla beyanı arasında; der gibiyim!

Savaş, kargaşa, kavga, tartışma, dincilik, mezhepçilik, siyasetten uzak; Aşk, sevgi, şiir, müzik ve masal boyutunda olmak çok daha iyi der gibiyim

 Işık ve sevgiyle kalın!

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...









Arşiv Arama
- -

Ege Meclisi - Ege'nin Ortak Sesi -
© Copyright 2017 Ege Meclisi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile OHO Internet Solutions tarafından yapılmıştır.
SPOR
Spor Haberleri
GÜNCEL
İZMİR
İzmir
POLİTİKA
Politika
ÖZEL HABER
Özel Haber