AHLÂKİ EKOSİSTEMİN VARLIĞI VE DEVAMI

Abone Ol

Bireysel çıkarların toplumsal faydanın önüne geçtiği, kuralların esnediği ve
güven bağlarının zedelendiği bir çağdayız. Bunu aşmanın yolu, ahlâkı sadece
yasaklardan ibaret bir denetim mekanizması olarak görmekten vazgeçmektir.
İhtiyacımız olan şey; bireyin, kurumların ve değerlerin bir denge içinde
nefes aldığı sağlıklı bir ahlâki ekosistemdir. Bu ekosistemi canlandırmanın
yegane yolu ise, etik ve ahlâkın felsefi kökleriyle olan bağını yeniden
güçlendirmek ve bireyi felsefi düşünceyle zenginleştirmektir.

Bugün ahlâk konusundaki en büyük yanılgımız, onu toplumsal bir baskı aracına
ya da ezberlenmiş dogmalar listesine indirgemektir. Felsefi bir temeli
olmayan ahlâk anlayışı kırılgandır; rüzgâra, güce ve değişen çıkarlara göre
yön değiştirir. Oysa etik, felsefenin en hayati damarıdır.

Sokrates'in yüzyıllar önce Atina sokaklarında sorduğu "İyi bir yaşam nedir?"
sorusu, ahlâki ekosistemin çekirdeğidir. Felsefe, bireye sadece "neyin
doğru" olduğunu söylemez; "neden doğru" olduğunu sorgulatır. Bir toplum,
kuralları sadece ceza korkusuyla uyguluyorsa orada sağlıklı bir ahlâki
ekosistemden bahsedilemez. Sağlıklı bir sistem, bireyin felsefi bir muhakeme
yeteneği kazanmasıyla, yani körü körüne itaat etmek yerine adalet ve
hakkaniyet kavramlarının özünü kavramasıyla kurulur.

Sağlıklı bir ekosistemin temel taşı, felsefi olarak zenginleşmiş bireydir.
Aristoteles'in "erdem etiği" felsefesi, ahlâkın dışarıdan dayatılan
kurallarla değil, insanın içsel karakterini eğitmesiyle mümkün olduğunu
savunur. Dürüstlük, cesaret, adalet ve ölçülülük gibi erdemler, bireyin
üzerinde taşıdığı birer kıyafet değil; onun karakterinin ayrılmaz bir
parçası olmalıdır.

Birey felsefeyle bağ kurduğunda;

* Sadece kendi çıkarını değil, Kant'ın ifadesiyle "evrensel bir yasa
olmasını isteyeceği" eylemleri seçmeyi öğrenir.
* Empati yeteneği, entelektüel bir derinlik kazanır; ötekinin hakkını
kendi hakkı gibi koruma bilincine erişir.
* Manipülasyonlara ve etik dışı tekliflere karşı, popüler kültürün
esiri olmak yerine köklü bir zihinsel direnç geliştirir.

Ahlâki ekosistem, tıpkı bir orman gibidir. Ağaçların kökleri altındaki
mantar ağları nasıl tüm ormanı birbirine bağlıyor ve besliyorsa, felsefi
ahlâk da bireyleri görünmez güven bağlarıyla birbirine bağlar. Bir iş
insanının dürüstlüğü, bir siyasetçinin şeffaflığı, bir akademisyenin
tarafsızlığı ve bir vatandaşın sokaktaki nezaketi aynı ekosistemin birbirini
besleyen unsurlarıdır.

Unutmayalım ki, kuraklaşan bir ahlâki iklimde hiçbir medeniyet uzun süre
hayatta kalamaz. Belki de bu nedenle; ahlâki ekosistemin varlığı ve
korunması için ahlâki bir sağaltım yaklaşımından da yararlanmak
gerekecektir.