AKIL VE DUYGUNUN BÜTÜNLEŞMESİ

Abone Ol

"Akıl ve vicdanın rehberliğine inanan, buna gönülden duygular katan, sevgi ve saygıyla hareket eden" bir etik tarzı benimseme gerekçem yıllardır devam ederken, bu konuda Luc Ferry’nin benzer düşünceleri olduğunu görmek beni şaşırtmıyor. Çünkü aklın yolu birdir ve gerçeği bulmak için sadece akıl ve mantık örgüsüne değil; sevgi, saygı, içtenlik ve sağduyu olgularına da ihtiyacımız var. Ülkemize geç gelen Luc Ferry’nin Sevgi Üzerine isimli kitabı, belki de bu konuda ortaya çıkan kesinlikleri içinde barındırıyor. Doğrusunu İsterseniz isimli kitabımda yoğun işlenen etik, ahlâk ve hukuk kavramlarının arasında Ferry’nin bakış açılarının kendi içinde birbirini takip ettiğini fark ediyorum. Her zaman söylediğim gibi, bir gün bir yerde ve bir zaman diliminde akıl ve duygunun yoğunluğunu felsefe, etik ve ahlâk ile birleştirecek yeni düşünceler, yeni öneriler ortaya çıkacaktır. Hatta bunlar kimi zaman yerel olacak, ardından daha geniş bir alana yayılarak dünyada genel anlamda olumlu etkiler bırakacaktır.

Geleneksel kalıplar gücünü kaybettikçe, modern insan kendisini ciddi bir boşluk içinde bulmuştur. Fransız filozof Luc Ferry, bu boşluğa karşı dünyaya doğrudan "insan olma" bilincine dayalı bir bilgelik öneriyor. Ona göre ahlâk, yukarıdan dikte edilen korkularla ya da soyut ödev bilinciyle yürümez. Gerçek etik, insanın insana duyduğu sorumlulukla, vicdanıyla kurduğu bağlarla başlar.

Ferry, ilk olarak 2012’de Fransa’da yayımlanan ve 9 Ekim 2025’te Ozan Kırıcı’nın çevirisiyle (Beyaz Baykuş Yayınları) Türkçe okura ulaşan Sevgi Üzerine kitabında bu felsefeyi oldukça duru bir dille anlatıyor. Yazarın, görücü usulünden aşkla kurulan modern aileye geçişi bir tür "Aşk Devrimi" olarak adlandırması özellikle dikkat çekiyor. Bugün ilişkilerin bile dijitalleştiği ve mekanikleştiği bir dünyada, sadece akıl merkezli olan eski hümanizmin yetmediğini görüyoruz; Ferry de burada akıl ile duygu dengesini kuran, sevgiyi merkeze alan yeni bir insancıllık modeli ortaya koyuyor.

Kanımca kitabın en kritik noktası, gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuzla yüzleştiğimiz o an. Ferry’ye göre bugünün insanı artık soyut dogmalar veya kendi dışındaki soyut çıkarlar için fedakârlık yapmak istemiyor; bağ kurduğu ve değer verdiği tek şey çocukları, sevdikleri ve insanlığın ortak geleceği oluyor. Bu ortak sevgi anlayışı, bizi gelecek nesiller için bugünden harekete geçmek zorunda bırakıyor. Bu nedenle ekolojik yıkımı durdurmak ve dünyayı yaşanabilir kılmak, sadece soğuk hukuk kurallarının değil, doğrudan bu sevgi ve sorumluluk temelli ahlâkın bir gereğidir. Ferry, sevgiyi bencil bir duygudan çıkarıp insanlığın geleceğini kurtaracak rasyonel ve sağduyulu bir sorumluluğa dönüştürüyor.

Burada, Ferry’nin sisteminde göz ardı edilen önemli bir ayrıntıyı da vurgulamak gerekiyor. İnsanın var olma coşkusunda ve anlam arayışında, onu harekete geçiren inanış sisteminin doğrudan etkileri vardır. Akıl ve duygular kendi kendine ortaya çıkmaz; onları tetikleyen ve süreklilik kazandıran bir içsel itici güç söz konusudur. Ferry, ahlâkı tamamen dünyevi bir zemine indirgerken, yaşama isteğinin arkasındaki bu yönlendirici inanç boyutunu biraz eksik bırakmıştır. Onun yaklaşımını değerlendirirken bu belirleyici etkeni de ihmal etmemeliyiz. Sonuçta insanı sadece kurallarla ya da biyolojik bir varoluşla sınırlayamayız; bizi ayakta tutan içsel enerjiyi ve inanç bağını da hesaba katmalıyız. Ferry'nin getirdiği bu bakış açısı, akıl, duygu ve bizi harekete geçiren o temel motivasyon bir araya geldiğinde, gelecek nesiller için daha sağlam bir duruş sergileyebileceğini gösterir. Belki de gerçeği ve doğruyu bulma arayışı, bu unsurların dengesinde gizlidir, kim bilir?