Bayram Sevinci mi, Yol Çilesi mi?

Abone Ol

Yine bir bayramı geride bıraktık. Sevdiklerimize kavuştuk, kucaklaştık, sofralar kurduk. Ancak her bayram öncesi yüreğimize oturan o korku, bu bayram da ne yazık ki bizi yanıltmadı. Kurban Bayramı tatili bitiyor ve biz yine bayram sevincini bir kenara bırakıp, yollardan gelen o acı haberlerin, o kapkara bilançoların yasını tutuyoruz.

Rakamlar her yıl üç aşağı beş yukarı aynı. Bu yıl da İçişleri Bakanlığı’nın ve emniyet güçlerimizin tüm uyarılarına, yollara dökülen 330 binden fazla personele ve sıkı denetimlere rağmen bilânço yine ağır. Yüzlerce kaza, onlarca yiten can ve binlerce yaralı... Soruyorum size; bir bayram ziyaretinin bedeli bu kadar ağır olmak zorunda mı?

Yıllardır Neden Önüne Geçemiyoruz?

Yolları böldük, otobanlar yaptık, tüneller açtık. Devletimiz denetimleri artırdı, cezaları katladı. Ama her ne hikmetse o kazaların önüne bir türlü geçemedik. Peki neden? Nerede eksik kalıyoruz?

Açık konuşalım: Biz güzel yollar yaptık ama sürücü kültüründe ve zihniyetinde hala yerimizde sayıyoruz.

Yıllardır süren bu acı tablonun temelinde üç büyük eksikliğimiz var:

• "Bana bir şey olmaz" Mantığı: Direksiyon başına geçtiğimiz an kurallar bizim için birer "engel" gibi algılanıyor. Aşırı hız, hatalı sollama, emniyet kemeri takmama gibi hayati detaylar maalesef hala birer alışkanlık.

• Eğitimdeki Yüzeysellik: Sürücü belgesi almayı, arabayı stop ettirmeden yürütmekten ibaret sanıyoruz. Trafik eğitimi okullarda teorik bir dersten, sürücü kurslarında ise ezber bir sınavdan öteye geçmiyor. Trafik ahlakını, başkalarının can hakkına saygı duymayı öğretemiyoruz.

• Yorgunluk ve Acelecilik: "Bir an önce varayım" hırsı, uykusuz ve yorgun yola çıkmalar kazaya adeta davetiye çıkarıyor. Direksiyon başında cep telefonuyla oynamayı, sosyal medyaya bakmayı ise zikretmek bile istemiyorum; bu resmen bile bile kazaya yürümektir.

Ne Yapmak Gerekiyor? Özellikle Bayramlarda Ne Yapılmalı?

"Trafik canavarı" dediğimiz şey soyut bir canavar değil; biziz, bizim sabırsızlığımız. Özellikle bayram gibi trafiğin pik yaptığı dönemlerde kazaları en aza indirmek için artık köklü adımlar atmalıyız.

Her şeyden önce, "Ceza odaklı" denetimden "Eğitim ve farkındalık odaklı" denetim sistemine tamamen geçmeliyiz. Evet, radar cezaları caydırıcı ama sürücünün içindeki o sabırsızlığı cezayla yok edemezsiniz.

Bayramlarda yolların yükünü hafifletmek için toplu taşımayı, özellikle demiryolları ve şehirlerarası otobüs seferlerini çok daha cazip ve ekonomik hale getirmeliyiz. Sürücülerimizi yollarda daha sık mola vermeye teşvik edecek alanlar yaratmalı, dinlenme tesislerinde zorunlu dinlenme sürelerini sıkı takip etmeliyiz.

Ama en büyük görev yine bize, yani direksiyon başındakilere düşüyor. Unutmayalım; geç gitmek, hiç gitmemekten iyidir. Hız sınırları bizi yavaşlatmak için değil, hayatta tutmak için var.

Gelin bu bayramdan sonra bir milat ilan edelim. Direksiyona oturduğumuzda sadece kendi canımızı değil, karşı şeritten gelen o tanımadığımız insanın da bir ailesi, onu bekleyen bir annesi, çocuğu olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Yollarda sevgi saygıyla, kurallarla buluşalım ki; bayramlarımız gerçekten bayram olsun, arkada gözü yaşlı analar, yetim çocuklar kalmasın.

Son cümle: “Unutmayalım; yollarda kaybettiğimiz dakikalar geri kazanılır, ama kaybedilen canların telafisi yoktur.”