Canlılığı anlamak için önce hücreyi anlamak lazım.
Nedir hücre?
Canlılığın en küçük birimi! Beynimiz 86 milyar sinir hücresinden oluşurken, kalbimiz 2-3 milyon kalp hücresinden oluşuyor. Eğer bu hücrelere tek başına mikroskop altında bakarsak canlı olduklarını çok net görürüz. İçinde bir sürü metabolik olayın gerçekleşmesi, çevresiyle sürekli iletişim halinde olması, bazılarının bölünüp çoğalabilmesi ya da hareket edebilmesi bir hücreye canlı dememiz için yeterli kavramlardır. Burası bizim için en kritik eşik çünkü, madem en küçük canlı birim hücre, o zaman yaşamı anlamak için hücreyi anlamak lazım. Yani canlılığa geçişin ilk kapısı. Eğer bir cevap bulabilecek isek önce bu kapıdan girmemiz gerekir. Öyle ya hücrenin içinde olup da ona canlılık katan tam olarak nedir?
Muhtemelen lise biyoloji derslerinden hatırlıyorsunuzdur. Hücrenin içine baktığımızda çekirdek, sitoplazma, mitodontri, ribozom, lizozom, hücre zarı gibi bir sürü yapı görürüz. Her biri görevi doğrultusunda mükemmel çalışır ama hiçbiri canlı değildir. Yani hücrenin içindeki her şey teorik olarak cansızdır. Eğer bir tanesi bile canlılığa ait özellikleri gösterseydi o zaman canlılığın en küçük birimi hücre değil o yapı olurdu. İşte burada o müthiş soru ortaya çıkıyor. Bir sürü cansız materyal bir araya gelip de nasıl canlılık dediğimiz mucizeyi oluşturabiliyor?
Tıpkı uçak ve onu bir araya getiren parçalar gibi. En küçük vidası dahil olmak üzere bir uçağı oluşturan parçaların hiçbiri tek başına uçamaz ama bir araya geldiklerinde tonlarca ağırlığa sahip şeyi gökyüzünde özgürce uçurabiliyorlar.
Bazen parçalar bir araya gelir ve kendi toplamlarından çok daha büyük ve işlevsel bir bütün haline dönüşürler. Bedenimiz de öyle değil mi zaten? Birbirlerinden farklı trilyonlarca hücrenin müthiş uyumuyla çalışan devasa organik bir şehir. Peki bu uyumu sağlayan ne? Ruh mu, enerji mi yoksa kolektif bir bilinç anlayışı mı? Bilim şu an bu tanımı yapabilmekten hala çok uzak ama korkmayın çünkü bizim tanıma ihtiyacımız yok. Bizim asıl ihtiyacımız içimizdeki şey her neyse. Onun bedenimizden çıkmasına engel olmak işte bizim asıl başarmamız gereken asıl şey de bu. Bizi terk etme fırsatını bulmadan nefesimizi yani ruhumuzu bedenimize hapsedeceğiz ve emin olun biz izin vermeden asla dışarı çıkamayacak.
Melamet neşveniz bol ve daim olsun…
Işık ve sevgiyle kalın!