ETİK ÇÖKÜŞÜN YAPISAL SONUÇLARI

Abone Ol

Bir yapının taşıyıcı kolonları hasar gördüğünde, üst katlardaki mimari unsurların bütünlüğünü koruması mümkün değildir. Toplumsal sistemlerin temel taşıyıcı kolonu ise etiktir. Son dönemde gözlemlediğimiz ekonomik istikrarsızlıklar ve sosyal çözülmeler, birbirinden bağımsız birer asayiş ya da finans problemi değil; aksine, ahlâki zemindeki yapısal kırılmanın kaçınılmaz makro sonuçlarıdır.

Sosyoloji ve kamu yönetimi teorileri, etik ilkelerin zayıfladığı sistemlerde kurumsal işleyişin de zarar göreceğini öngörür. Güvenin kaybolduğu bir düzende ekonomik rasyonalite yerini spekülasyona bırakır. Liyakat prensibinin zedelenmesi ise kaynak dağılımında adaletsizliğe yol açar. Etik ilkelere bağlılığın zayıflaması, ticari sözleşmelerden gündelik ilişkilere kadar her alanda işlem maliyetlerini ve riskleri artırır. Dolayısıyla, normatif değerlerin aşınması doğrudan ekonomik bir maliyet unsuru haline gelir. Sosyal alandaki erozyon da bu zincirleme reaksiyonun bir parçasıdır. Ortak kurallara saygının ve kamusal sorumluluk bilincinin zayıflaması; kurumsal güven endekslerindeki düşüşe kadar her alanda kendini hissettirmektedir. Bugün dünyada yaşanan genel kriz, teknik veya dönemsel bir aksaklık değil, toplumsal yapıyı bir arada tutan normlar hiyerarşisinin bozulmasıdır.

Bu nitelikteki yapısal sorunlar, geçici makroekonomik tedbirler veya yüzeysel sosyal projelerle çözülemez. Çözüm, toplumsal işleyişin her kademesinde rasyonel, adil ve etik standartların istisnasız bir şekilde yeniden hakim kılınmasından geçmektedir. Eğer dünya bunu başarabilirse yeniden umudun yeşermesi mümkün olabilir.