Bir kentin haritasını çizerken sadece yolları, binaları ya da parselleri sınırlandırmayız. Asıl harita, o sokaklarda yürüyen insanların birbiriyle kurduğu bağlarla, selamlaşmalarla, paylaşılan sevinç ve kederle çizilir.
Biz haritacılar teknik olarak sınırları iyi biliriz. Ama ne yazık ki son yıllarda kentlerimizde öyle sınırlar inşa ettik ki, o sınırlar sadece arsa paylarını değil, insani ilişkilerimizi ve komşuluk bağlarımızı da birbirinden ayırdı.
Eskiden mahalle denince akla sadece coğrafi bir alan gelmezdi. Mahalle; kapısı kilitlenmeyen evler, sokakta oynayan çocukların kime emanet olduğunu herkesin bildiği bir güven çemberi, bir evde pişen çorbanın kokusu gitti diye komşunun kapısına götürülen bir tabak sıcaklıktı. Çıkmaz sokaklarda büyüyen o dayanışma ruhu, kentin en güçlü harcıydı.
Yüksek Duvarlar, Yalnızlaşan Hayatlar
Peki ne oldu da o geniş gönüllü mahallelerden, dikey duvarlarla çevrili, güvenlik kameralı ama bir o kadar da yalnız binalara taşındık?
Kentsel dönüşüm dedik, betonları yeniledik; yüksek güvenlikli siteler kurduk, kapılarına şifreler koyduk. Fakat fiziki şartları lüksleştirirken, toplumsal dokumuzu ve mahalle kültürümüzü aynı oranda zayıflattık. Aynı asansörde yüz yüze bakıp bir "günaydın"ı esirgeyen, yan dairedeki komşusunun adını dahi bilmeyen, ama sosyal medyada yüzlerce hiç tanımadığı insanla "takipleşen" bireylere dönüştük.
Mesele elbette modernleşmeye ya da kentin gelişmesine karşı olmak değil. Mesele, dönüşürken neyi geride bıraktığımızı fark edememek.
Bir Kentin En Doğal Sigortası: Komşuluk
Bir kenti ayakta tutan şey sadece sağlam kolonlar ya da estetik cepheler değildir. Bir kenti kent yapan; liyakatli ilişkiler, karşılıklı güven ve sokağa çıktığınızda hissettiğiniz o aşina yüzlerdir. Komşuluk, bir kentin en doğal sigortasıdır. Zor günde kapınızı çalacak ilk el, felakette yanınızda duracak ilk omuz komşunuzdur.
Şimdi kentsel ve sosyal haritamıza yeniden bakma zamanı. Sadece binaları değil, bozulan insan ilişkilerimizi de iyileştirmek zorundayız. Balkonlarımızdan birbirimize bakabildiğimiz, çocuklarımızın beton griye değil yeşile ve insana dokunarak büyüdüğü, selamın ve kelamın eksik olmadığı sokakları yeniden inşa etmek bizim elimizde.
Son cümle: “Unutmayalım; mekânları yenilemek kolaydır, ama kaybolan bir komşuluk hukukunu ve kent kültürünü geri getirmek yıllar alır.”