Lozan’a ilişkin güncellenen yalanlar

Abone Ol

Lozan Barış Antlaşmasına yönelik 100 yıl boyunca bir takım yalanlar doğru diye sıklıkla toplum içerisinde tekrarlandı. Bu yalanlar o kadar sıklıkla ve etkili çevrelerde tekrarlandı ki, yapılan bir ankette bu yalanlara inanların oranının % 48 olduğu görülmektedir. Diğer bir deyişle aşağı yukarı iki kişiden biri bunlara inanmış. Kadir Mısıroğlu tarihçiliği olarak diyeceğimiz fikirler (Lozan’ın 100 yıllık olduğu, gizli maddelerinin olduğu, Lozan dolayısıyla madenlerimizi çıkaramadığımız) belli ölçüde kabul gördü. Oysa bunların gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok. 100 yıllık sürecin sonunda Lozan’ın 100 yıllık olmadığı ve gizli maddelerinin olmadığı net bir şekilde görüldü. Ancak bu Lozan’a ilişkin yalanların bittiği anlamına gelmemektedir. Güncellenerek devam etmekte ve yeni yalanlar üretilmektedir.

Birkaç gün önce Sevr’in Saltanat Şurası’nda kabul edildiğini, Saltanat Şurası’nın Vahdettin’in mutlak monarşisinin destekçisi olduğunu, Sevr’i ölü ve geçersiz kılanın Milli Mücadele’nin başarıya ulaşması ve yerini Lozan’ın alması olduğunu belirten bir paylaşım yapmıştım. Takip etmediğim hesaplara yorumu kapattığım için paylaşımımı paylaşarak yorum yapan iki kişi, Sevr ile Lozan’ın aynı olduğunu iddia etmişler. Gerçekten öyle mi? Bakalım:

Sevr ve Lozan Antlaşmaları, modern Türkiye tarihinin en önemli iki antlaşmasıdır. Her iki antlaşma arasındaki fark sadece sınırlarla ilgili değildir. Lozan tam bağımsızlık, Sevr yabancı denetimi demektir. Dolayısıyla her ikisi arasında uçurum vardır. Her iki antlaşma metnini karşılaştırdığımızda ortaya çıkan benzerlikler ve i farklılıklar şöyle sıralanabilir:

Egemenlik ve sınırlar meselesi

Sevr (10 Ağustos 1920): Türkiye'nin egemenliğini ciddi şekilde kısıtlamaktaydı. Fırat'ın doğusunda bir Kürdistan özerkliği/bağımsızlığı öngörmekteydi. Bu nedenle PKK ve vb ayrılıkçı hareketler Lozan’ı değil Sevr’i savunmaktadır. Doğu Anadolu'nun Kafkasya’da kurulan Ermenistan devletine bağlanması kararlaştırıldı. İzmir ve çevresi kağıt üzerinde Osmanlı toprağı olarak görünse de gerçekte tamamen Yunanistan'a bırakıldı ve beş yıl sonra Yunanistan'a katılmasına imkan tanındı. Trakya sınırı Çatalca'ya kadar çekilerek bölge Yunanistan'a verildi. Böylece Edirne de dahil olmak üzere önemli bir toprak parçası Yunanistan’a bırakıldı. Osmanlı Devleti, neredeyse Orhan Bey dönemindeki sınırlarına çekildi.

Lozan (24 Temmuz 1923): Türkiye'nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü esas almıştır. Sevr'de yer alan Kürdistan ve Ermenistan’a toprak bırakma meselesi tarihe karıştı. İzmir dahil olmak üzere Batı Anadolu ve Doğu Trakya (Karaağaç dahil) tamamen Türk egemenliğine bırakıldı Sınırlar, Sevr'deki büyük toprak kayıplarının aksine, Milli Mücadele ile kazanılan toprakları kapsayacak şekilde yeniden düzenlendi. Misakı Milli sınırları büyük ölçüde gerçekleştirildi. Elde olan hiçbir toprak parçası Milli Mücadele sonunda verilmedi. Aksine Trakya savaşmadan Mudanya’da, İstanbul ve boğazlar da Lozan’da geri alındı. Türkiye savaş meydanında kazandıklarına masa başında yenilerini ilave etti.

Mali denetim ve ekonomik bağımsızlık meselesi

Sevr: Antlaşmaya göre İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerden oluşan bir Maliye Komisyonu kurulmaktaydı. Bu komisyon Osmanlı bütçesini kontrol etme, vergileri düzenleme ve harcamaları denetleme yetkisine sahip olacaktı. Yabancı sermayeye verilecek her türlü imtiyaz bu komisyonun iznine bağlıydı.

Lozan: Bu antlaşmada bir mali denetim komisyonu yoktu. Osmanlı'dan kalan borçlar (Düyun-u Umumiye), imparatorluktan ayrılan diğer devletler ile Türkiye arasında adil bir şekilde paylaştırılacaktı. Türkiye, borç ödemelerinde kendi mali bağımsızlığını koruyacaktı. Yabancılar kendi alacaklarına tahsil etmek için mali açıdan Türkiye’ye müdahale edemeyeceklerdi.

Kapitülasyonlar ve adalet sistemi

Sevr: Adli ve ekonomik kapitülasyonlar sadece geri getirildiği gibi (Osmanlı, 1914’te kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırmıştı) savaştan önce bunlardan yararlanmayan devletleri de kapsayacak şekilde genişletildi. Ayrıca galip devletler, Türkiye'de kendi vatandaşları için yeni bir adli sistem kuracaklardı.

Lozan: Kapitülasyonlar -1929 yılından geçerli olmak üzere- tamamen kaldırıldı. Türkiye'deki yabancıların haklarının Türk mahkemeleri huzurunda uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak korunacaktı. Ancak bunun için yabancı devletlerin müdahalesine izin verilmeyecekti.

Boğazlar meselesi

Sevr ve Lozan da Boğazlarda geçiş serbestisi ilkesini kabul etmekteydi. Sevr’de Boğazlar kendi bayrağı, bütçesi ve geniş yetkileri olan uluslararası bir komisyonun (Türkiye komisyonun içinde yoktu) tam kontrolüne bırakıldı ve Boğazlar çevresini tamamen askersizleştirildi. Lozan'da ise Türkiye'nin başkanlık edeceği bir komisyon kuruldu ve askersiz bölge sınırlandırıldı. 1936 tarihli Montrö ile Türkiye, Boğazlarda tam egemen hale geldi ve askersiz bölge kaldırıldı.

Azınlıklar ve nüfus mübadelesi meselesi

Sevr: Azınlıkların korunması adı altında Müttefik Devletlere ve Cemiyet-i Akvam'a geniş müdahale yetkileri verildi.

Lozan: Azınlıklar meselesini bir iç mesele haline geldi ve "Gayrimüslim azınlıklar" tanımıyla sınırlandı. Etnik azınlık tanımı kabul edilmedi. Dini azınlık kavramı devreye girdi. Sevr ve Lozan arasında en büyük fark ise, Türkiye ve Yunanistan arasında zorunlu bir nüfus mübadelesini içermesiydi. Milli Mücadele’nin etnik çatışma boyutu göz önüne alındığında artık iki kesimin bir arada yaşaması mümkün değildi. Mübadele, Türkiye'nin ulus-devlet yapısını pekiştiren en önemli unsurlardan biriydi.

Lozan’ın TBMM’de onaylanması meselesi

Sevr’in Meclis tarafından onaylanmadığı meselesi daimi olarak dile getirilen bir meseledir. Sevr’in Meclis değil ama Saltanat Şurası onayladı. Sevr’in meclise gelmemesinin nedeni Vahdettin’in meşruti monarşiyi ortadan kaldırması, mutlak monarşiye dönmesidir. Ancak Lozan’ı TBMM onayladı. Hem de demokratik bir tartışma ortamında antlaşmayı milletvekilleri eleştirerek onayladılar. Ret oyu veren milletvekilleri de oldu. 23 Ağustos 1923’teki oylamada, Lozan’a 213 "evet" oyuna karşılık 14 milletvekili "hayır" oyu verdi. Bu isimler arasında Kılıç Ali, Mustafa Necati, Şükrü Kaya, Yahya Kemal ve Şeyh Saffet Efendi gibi önemli şahsiyetler de bulunmaktaydı.

Milletvekillerinin antlaşmaya karşı çıkma nedenleri "gizli maddeler" değil; Misak-ı Milli’den verilen tavizlerdi. Özellikle Hatay, Musul ve Batı Trakya’nın sınır dışında kalması, Adalar meselesi ve ekonomik kısıtlamalar (tazminat ve borçlar) sert eleştiri konusu olmuştu.

Lozan görüşmeleri sırasında antlaşmayı imzalayan İnönü’nün şu sözleri kurucu kadronun akılcı bir cesarete sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

"Harekât-ı Milliye’nin hiçbir safhasında hesapsız bir karar, hesapsız bir cür'et yoktur."

Lozan’a "hayır" diyen bu milletvekilleri dışlanmadığı gibi Cumhuriyet döneminde bakanlık (Şükrü Kaya, Mustafa Necati gibi) ve büyükelçilik gibi çok üst düzey görevlere getirildiler. Çünkü olanlar gerçek vatansever ve idealistlerdi. Milli Mücadele’nin içinden gelen isimlerdi. Bugün Lozan’a karşı gelenler Vahdettin ve Damat Ferit’in, Milli Mücadele karşıtlarının, vatan hainlerinin maddi ve manevi torunlarıdır.

Kurtuluş Savaşı sonunda ve Lozan’da daha fazlası alınamaz mıydı? Elbette mümkündü… Eğer bugün Lozan’ı küçümseyenlerin maddi ya da manevi dedeleri askerden kaçıp ve iç isyan çıkararak, işgalcilerin emir eri olmasaydılar.

Ağustos 1923’te TBMM’deki eleştiriler, o dönemdeki demokratik müzakere ortamının bir göstermektedir. Lozan da 1924 Anayasası da demokratik bir iklimde tartışıldı ve görüşüldü.

Lozan hakkında eski ve yeni iddialar

Lozan’ın 100 yıllık olduğu, gizli maddeleri bulunduğu veya Türkiye’nin bor, petrol gibi yer altı kaynaklarını çıkarmasını engellediği yönündeki iddiaların hiçbir belgeye dayanmamaktadır. Antlaşma metninde ne bir süre kısıtlaması ne de maden çıkarılmasını engelleyen bir hüküm vardır. Bu iddiaların boş olduğu, 100 yılın sonunda toplum tarafından görüldü. Ancak bu Lozan’la ilgili yalanların sona erdiği anlamına gelmemektedir. Tam aksine yeni yalanlar Cumhuriyetin ikinci yüzyılında kullanıma sürüldü.

Bu iddiaların en dikkat çekici olanı 1947 yılında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye mektup gönderen Kemal Ohri (Ohrili Kemal), Lozan öncesinde İngilizlerle Hilafet'in kaldırılmasına ve laikliğin benimsenmesine dair gizli bir anlaşma yapıldığını ileri sürmektedir. Ancak bu iddialar tutarsız olduğu gibi, arşivlerde böyle bir belge bulunmamaktadır. Ohri, anne tarafından Osmanlı hanedanına mensup, güvenilmez ve entrikacı bir tiptir. Ohri, İnönü’ye mektup göndermesi ve mektupta gizli bir antlaşmadan söz etmesi böyle bir antlaşma olduğu anlamına gelmez. Üstelik İnönü, kendisine cevap bile vermemiştir. Diğer taraftan Ohri, Cumhurbaşkanı olduktan sonra Bayar’a da mektup yazmıştır. Ohri, mektubunda dünya ahvaline dair analizler yapmakta, komünizme karşı İngilizlerle işbirliği yapmaktan yanadır. Tipik bir Hürriyet ve İtilafçı bir dile sahiptir. Haneden üyesi olduğu için 1924’te halifeliğin kaldırılmasıyla birlikte ailesiyle birlikte yurtdışına çıkarılanlardandır.

Sevr, Osmanlı Devleti'ni mali, askeri ve siyasi olarak bir manda yönetimine sokmaktaydı. Lozan ise, Türkiye'nin uluslararası toplumda eşit ve tam bağımsız bir devlet olarak tanınmasını sağladı. Sevr, Vahdettin ve Damat Ferit’in, Lozan ise Cumhuriyetin kurucularının eseridir. Bugün Lozan karşıtlığı aynı zamanda Cumhuriyet karşıtlığı ve düşmanlığıdır. Lozan’a karşı olan Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’e karşı olan da Lozan’a karşıdır. Birine karşı olanın diğerine karşı olması şaşırtıcı değildir. Çünkü Lozan, Cumhuriyet’in, ulus devletin ve çağdaşlığın öncüsüdür.