Yeni yıl gecesi "O Ses Türkiye" programında usta sanatçı Cihan Ünal’ın dile getirdiği toplumsal sitem, sonraki günlerde çok konuşuldu. Cihan Ünal, ülkede zarafetin yok olduğunu ve “magandalık kültürü”nün kurumsallaştığını söyledi.
Cihan Ünal, her zamanki örnek duruşuyla; nezaketin, saygının ve başkasına duyulan özenin nasıl buharlaştığını anlatırken, aslında hepimizin her gün sokakta, trafikte, apartman dairelerinde yaşadığı o “sessiz gürültüyü” yüksek sesle dile getiriyordu.
Eskiden “maganda” dediğimizde; şehir kültüründen uzak, kuralları bilmeyen, tabiri caizse “eğitilmemiş” bir tipleme gelirdi akla. Oysa bugün karşımızdaki manzara çok daha ürkütücü. Magandalık artık bir sınıfa, bir bölgeye veya bir eğitim düzeyine ait değil. Aksine; en iyi okullardan mezun olanların, lüks plazalarda çalışanların, en prestijli semtlerde oturanların bile “hak” adı altında sergilediği kurumsallaşmış bir hoyratlıkla karşı karşıyayız.
DİPLOMALI CEHALET KOL GEZİYOR!
Görünen o ki eğitim sistemimiz bilgi yüklüyor ama karakteri terbiye edemiyor. Bugün trafikte sinyal vermeden önünüze kıran, hakkınızı gasp eden ve bunu uyardığınızda size en ağır hakaretlerle karşılık veren kişi, “iyi eğitimli” bir profesyonel olabiliyor. Buradaki temel sorun, eğitimin bir toplumsallaşma aracı değil, bir tahakküm aracı olarak görülmesi. “Benim param, benim vaktim, benim arabam, benim konforum” diyerek başlayan cümleler, başkasının yaşam hakkının bittiği yerde durmayı bilmiyor.
KOMŞULUKTAN GÜRÜLTÜ EGEMENLİĞİNE!
Sadece sokakta değil, sığındığımız en güvenli kale olan evlerimizde de durum aynı. Bir üst kat komşusunun akşam vakti tadilat yapması, yan dairenin apartman boşluğunda yankılanan yüksek sesli eğlencesi artık “modernlik” maskesi altında normalleştiriliyor. Cihan Ünal’ın da vurguladığı zarafet; aslında kendi özgürlüğünü, başkasının huzuruyla dengeleyebilme sanatıdır. Oysa biz, nezaketi bir “zayıflık” olarak kodlayan, kaba olanın “güçlü” sayıldığı bir orman kanununa rıza gösterdik. İşin en kötü yanı ise dünya düzeninin de bu yönde ilerlemesi.
NEDEN BU HALE GELDİK?
Magandalık kültürü bir gecede içimize sızmadı. Birkaç temel neden bu süreci besledi.
Cezasızlık kültürüyle, kamusal alanda kural çiğneyenin, gürültü yapanın veya hak yiyenin yaptırımla karşılaşmaması; nezaketli insanı “saf”, magandayı ise “uyanık” konumuna itti.
Popüler kültürle, dizilerde sürekli yüceltilen “racon kesen” karakterler ve bağırmayı güç sanan sosyal medya figürleri, magandalığı bir “özgüven” ve “statü” ambalajıyla sundu.
En büyük sorunlardan biri de empati yoksunluğu. Şehir, bir ortak yaşam alanı olmaktan çıkıp, herkesin kendi “benlik savaşı”nı verdiği bir arenaya dönüştü.
BU KARANLIKTAN NASIL ÇIKARIZ?
Magandalık bir kader değil, bir toplumsal çürümedir. Bu sarmaldan çıkmak için nezaketi yeniden topluma yaymamız gerekiyor. Caydırıcı olan sadece kanunlar değil, toplumun vicdanıdır. Toplumsal ayıplama mekanizmasını çalıştırmak gerekli hale gelmiştir.
Hepsinden önemlisi eğitim sistemi. Çocuklara sadece matematik ve fizik öğretmek yetmiyor. Her çocuğa “teşekkür ederim”, “özür dilerim” ve “pardon” demenin ağırlığını öğretmek zorundayız.
Cihan Ünal’ın sitemi, bir dönemin kapanışına yakılan bir ağıttır. Şehirleri beton yığınlarından ayıran tek şey, içindeki insanların birbirine duyduğu saygıdır. Eğer zarafeti geri getiremezsek, en lüks sitelerde, en pahalı arabalarda; ama en derin yalnızlık ve huzursuzluk içinde boğulmaya devam edeceğiz.
Son cümle: “Henüz vakit varken; nezaketin bir tercih değil, bir mecburiyet olduğunu hatırlamalı ve öyle yaşamalıyız.”