Nerede Yanlış Yaptık?

Abone Ol

Son günlerde okullarımızdan yükselen feryatlar, sadece fiziksel bir şiddetin değil, topyekun bir toplumsal erozyonun habercisi. Eğitim yuvalarımızın birer güvenlik sorununa dönüşmesi, hepimizin durup düşünmesi gereken bir yol ayrımına geldiğimizi gösteriyor. Peki, ne ara bu kadar öfke biriktirdik? Nerede yanlış yaptık?

BİR NESLİ KAYBEDİYOR MUYUZ?

Mesele sadece bir "disiplin" meselesi değil. Bizler, samimiyetin ve komşuluk bağlarının yerini ekranların soğukluğuna bıraktığı bir dönemde, gençlerimizi birer istatistikten ibaret gördük. Mahalle kültürünün o koruyucu, sarmalayan yapısı dağılırken; gençlerimizi sanal dünyanın kontrolsüz hiddetine, "kazanmak için her yol mübahtır" diyen acımasız rekabetçi anlayışa terk ettik. Evet, bugün bir nesil sadece şiddetle değil, derin bir değersizlik hissi ve aidiyet kaybıyla boğuşuyor.

POLİSİYE TEDBİRLER ÇÖZÜM MÜ?

Okul kapılarına X-ray cihazları koymak, bahçeleri yüksek duvarlarla çevirmek ya da polis sayısını artırmak bir pansuman tedbirdir. Ancak yaranın kendisi çok daha derindedir. Polisiye tedbirler, suçu dışarıda tutabilir ama gencin zihnindeki ve kalbindeki o karanlığı aydınlatamaz. Eğitim, bir asayiş sorunu değil, bir gönül ve değerler inşası meselesidir. Kapıya kilit vurarak değil, gencin ruhuna dokunarak güvenliği sağlayabiliriz.

KİM, NE KADAR SORUMLU?

Bu tabloda suçluyu tek bir yere hapsetmek, kolaya kaçmaktır. Sorumluluk payı hepimizin omzundadır:

• Aileler: Çocuklarımıza sadece akademik başarıyı değil, empatiyi ve nezaketi öğretmeyi unuttuk. Sofralarımızdan sohbeti, evlerimizden anlayışı eksik ettik.

• Eğitim Sistemi: Okulları sadece sınavlara hazırlık merkezleri haline getirdik. Ahlaki gelişimi, karakter eğitimini ve sanatı müfredatın "boş vakitleri" olarak gördük.

• Dijital Dünya ve Medya: Şiddeti estetize eden, zorbalığı bir güç gösterisi gibi sunan içerikler, gençlerimizin zihnini sessizce zehirledi.

• Toplum: Sokağımızdaki gence sırtımızı döndük. "Neme lazım" dedik, o eski mahalle dayanışmasının, gencin omzuna dokunan o babacan elin eksikliğini her geçen gün daha çok hissediyoruz.

NE YAPMALI?

Şiddeti önlemek için "Ata Mirası" dediğimiz o kadim değerlerimize dönmek zorundayız. Okulları sadece bilgi yüklenen binalar değil, yaşam alanları haline getirmeliyiz. Rehberlik servislerini "sorun olduğunda gidilen yer" olmaktan çıkarıp, her bir öğrencinin kalbine giden köprüler olarak inşa etmeliyiz.

Geç kalmadık ama vakit daralıyor. Bir nesli kaybetmek, bir ülkenin geleceğini kaybetmektir. Şimdi polis sayısını değil, sevgi ve ilgi sayısını artırma vaktidir. Çünkü hiçbir beton duvar, bir gencin içindeki boşluğu doldurmaya yetmez.

Son cümle: “Okulları beton duvarlar ve polisiye tedbirlerle değil, gençlerimizin içindeki o büyük boşluğu vicdan, sevgi ve değerlerimizle doldurarak kurtarabiliriz; çünkü asıl güvenlik, kapıdaki polisle değil, gencin yüreğindeki merhametle başlar.”