OSMANLIDAN KALAN MİRAS

Abone Ol

Parmakla sayılacak padişahlar dışında sarayından, hareminden çıkmayanların kendi halkı ve ülkesi için neler yaptığının sorgulanması gerekir.

Bir diğer sorgulanması gereken de Osmanlı yönetiminde Türk olanların varlığıdır.

Kuruluş yıllarından Fatih Sultan Mehmet dönemine gelinceye kadar yaklaşık '150' yıl Osmanlı Devleti'nde Türk kökenliler büyük özverilerle görev yapmışlar.

Fatih Sultan Mehmet Türk olan Çandarlı Ailesini Osmanlıya rakip görmüş ve bu aileyi çoluk-çocuk, yaşlı-genç demeden ortadan kaldırmıştır.

Bundan sonra Fatih'in devlet kademelerine devşirme kökenlileri getirmeye başladığını tarih kitapları yazmaktadır.

İkinci Beyazıt döneminden itibaren de Osmanlıda devlet yönetimi neredeyse tamamen devşirmelerin eline geçmiştir.

Bilindiği gibi Pargalı İbrahim Paşa ve Sokullu Mehmet Paşa birer Sırp devşirmelidir.

Bunların kuşkusuz yaptıkları iyi işler dışında yanlışları da vardır.

Tarihten hepimizin bildiği Kuyucu Murat Paşa çok sayıda Türkmen'i katletmiştir.

Osmanlı'da yaklaşık '117' sadrazam Rum, Ermeni, Gürcü, Sırp, Arnavut, Bulgar ve Macar kökenlidir.

İkinci Abdülhamid'in annesi Tiri müjgân Hatunun da Türk değil yabancı olduğu söylenir.

Bu dönemde Türklerin İstanbul dışındaki büyük çoğunluğunu oluşturanlar cahil ve yoksuldu.

Osmanlının son döneminde Doğu Anadolu'nun bir yöresinde doğan ve büyüyen annem çocuk ve genç kız olarak yaşadıkları acıları, sıkıntıları ve de yokluğu bize anlatırdı.

Babası ve amcası birer yıl ara ile gittikleri Doğu Cephesindeki savaşta şehit olduktan sonra annesiyle yapayalnız kaldıklarında çok fakirlik çektiklerinden ağlayarak söz ederdi annem.

Anneme yepyeni bir yaşam sağlayan Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra gönderildiği Sivas Öğretmen Okulu olmuştu.

Halkının önemli bölümünü fakir bırakıp kendisi sarayında ve de hareminde yaşayan Osmanlıya nasıl hayranlık duyulabiliyor?

Devlet çökerken acaba Osmanlı ülkeye tarih haritasında görülen Türkiye dışında hangi toprak parçasını bırakabilmiştir?

Bu soruyu da sormak gerekmiyor mu?

Toprak parçası bırakmak bir yana İstanbul ve İzmir'i düşman kuvvetlerine teslim etmişler.

Tarihi değerlendirirken, gerçek dışı taraf tutmak ve yanlışları savunmak yerine gerçekleri görmek ve onu savunmak her zaman en doğru olandır.