ÖZEL HABER

Plajlar Hepimizin: Peki Ya Ortak Yaşam Kültürü?

Plajlar halkındır ancak çevre sakinlerinin huzuru ve ortak yaşam kültürünün korunması için sahillerde denetim ve düzen sağlamak şarttır.

Abone Ol

Yaz aylarının o bildik, sıcak yüzü kendini iyice hissettirmeye başladığında, İzmir’in kent merkezinde yaşayanlar için sahil ilçeleri adeta birer nefes borusu haline geliyor. Hafta içi iş güç koşturmacasından sıyrılan, hafta sonu evdeki sıcaktan bunalan hemşehrilerimiz, bir nebze olsun serinlemek ve huzur bulmak adına günübirlik de olsa kendini Seferihisar'a, Urla’ya, Çeşme’ye, Karaburun’a, Foça, Aliağa ve Dikili’ye atıyor.

Öncelikle şunu çok net ve amasız fakatsız ortaya koyalım: Kıyılar halkındır. Plajların halka açık olması, anayasal ve yasal bir haktır. Her vatandaşımızın bu sahillerden, bu denizden sonuna kadar ve eşit bir şekilde yararlanma hakkı vardır, olmalıdır.

Bu noktada İzmir’deki yerel belediyelerimizin hakkını da teslim etmek gerekiyor. Belediyelerimiz halkın bu hakkını rahatça kullanabilmesi için plajlarda şezlong, şemsiye hizmeti sunuyor; açtıkları sahil kafelerinde kent merkezindeki fahiş fiyatlara inat, son derece makul bütçelerle yeme-içme imkanı sağlıyor. Bu, sosyal belediyecilik adına takdir edilmesi gereken, çok kıymetli bir duruştur.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var ki, işte tam burada toplumsal yaşam kültürümüz ve "adap" dediğimiz o ince çizgi devreye giriyor.

Ortak Alanlarda Birlikte Yaşama Sanatı

Her kesimden, her kültürden insanın hiçbir kısıtlama olmaksızın bir araya geldiği plajlarda, ortak bir düzen oluşturmak ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor. Bir hakkı kullanırken, başkasının hakkının başladığı yerde durmayı bilmek, ne yazık ki toplum olarak en zorlandığımız konulardan biri. Kural ve adap bilmeyen, toplu yaşam alanlarında nasıl davranılması gerektiğinin farkında olmayan azınlık bir kitle yüzünden, bazen o canım deniz ve sahil keyfi bir azaba dönüşebiliyor.

Bu durumun en sıcak ve somut örneklerinden biri, son dönemde Urla İskele Gelinkaya Plajı’nda yaşanıyor.

Belediye, geçmişte bir şekilde ücretli veya kapalı tutulan iskele bölümünü tamamen halka açtı. Düşünce olarak muazzam, niyet olarak son derece halisane. Fakat gelin görün ki, o güzelim niyet pratik uygulamada büyük bir keşmekeşe zemin hazırlamış durumda.

Bugün Gelinkaya Plajı’na gittiğinizde, 5 dakika sakin kafa ile oturmak, denizin sesini dinleyerek yüzmek neredeyse imkansız hale geldi. Kişisel olarak getirilen taşınabilir yüksek sesli müzik çalarlar yüzünden her köşeden ayrı bir ritim yükseliyor, sesler birbirine karışıyor ve ortaya tam bir gürültü kirliliği çıkıyor. Çocukların ve gençlerin o kontrolsüz, yüksek desibelli bağırış çağırışları sahili dolduruyor.

Milyonlarca Liralık Yatırım ve Gasp Edilen Huzur

Şimdi kendimizi madalyonun diğer tarafındaki insanların yerine koyalım. Yolun hemen üstünde, o sahile cepheli evlerde oturan, belki de ömrü boyunca çalışıp didinerek, milyonlarca lira verip huzurlu bir emeklilik veya yaz tatili hayaliyle oradan mülk alan villa sahiplerinin pencerelerinden içeri giren bu gürültüyü bir düşünün.

Konuyu o bölgede yaşayan kişilere açsanız, sanırım konuşacakları, anlatacakları çok şey vardır. Muhtemelen evlerinin balkonunda oturup iki kelime laf edemez, bir fincan kahve içip dinlenemez hale gelmişlerdir.

Kimseyi kırmadan, dökmeden, kimseyi "günübirlikçi" diyerek küçümsemeden sormak gerekiyor: Bir vatandaşın denize girme hakkı, o bölgede yaşayan bir diğer vatandaşın evinde huzur içinde oturma hakkını gasp etmeli mi? Elbette hayır. Demokrasi ve haklar, başkalarının özgürlük alanını ezerek var olamaz.

Çözüm Yine Yerel Yönetimde

Burada en büyük görev, hakkı teslim eden ama düzeni sağlamakta eksik kalan belediyelerimize ve kolluk kuvvetlerimize düşüyor. "Halkı plajla buluşturduk, işimiz bitti" demek yetmiyor. Alanı açıyorsanız, o alanın yönetimini ve huzurunu da sağlamak zorundasınız.

Peki, bu kördüğüm kimseyi incitmeden nasıl çözülür? İşte naçizane çözüm önerilerim:

• Ses Sınırı ve Desibel Denetimi: Plajlara, toplu taşıma araçlarında olduğu gibi "Yüksek sesle müzik dinlemek, çevreye rahatsızlık verecek şekilde gürültü yapmak yasaktır" tabelaları asılmalı ve zabıta ekipleri taşınabilir hoparlörlerle çevreye yayın yapılmasına müsaade etmemelidir. İsteyen kulaklığını takıp müziğini dinlemelidir.

• Aktif Zabıta Noktaları ve Devriyeler: Özellikle Urla İskele Gelinkaya gibi yoğun ve yerleşim yerleriyle iç içe olan plajlarda, gün boyu sabit veya gezici zabıta personeli bulundurulmalıdır. Kurallara uymayanlar nezaketle uyarılmalı, süreklilik halinde yaptırım uygulanmalıdır.

• Bölge Sakinleri ile İstişare: Belediye, plajların çevresinde yaşayan mahalle sakinleri ve site yönetimleriyle bir araya gelerek bir "Ortak Yaşam Protokolü" veya saat sınırlamaları (örneğin akşam belli bir saatten sonra iskelede toplu bulunulmaması gibi) geliştirmelidir.

• Farkındalık Kampanyaları: Sahil girişlerine koyulacak şık ve bilgilendirici panolarla, "Denizi Paylaşırken Huzuru Paylaşalım" temalı mesajlarla vatandaşlar nezakete ve empatiye davet edilmelidir.

Netice itibariyle; deniz de bizim, plaj da bizim, o sahildeki evler de bizim insanımızın. Bir tarafın keyfi, diğer tarafın işkencesi olmamalı. İzmir’in o asil, birbirine saygılı ve hoşgörülü kent kültürünü plajlarımızda da yaşatmak zorundayız. Belediyelerimizin bu sese kulak vererek, Gelinkaya başta olmak üzere tüm sahil şeritlerinde "özgürlük ve huzur dengesini" yeniden kuracağına inanıyorum.

Son cümle: “Plajlar halkındır ancak çevre sakinlerinin huzuru ve ortak yaşam kültürünün korunması için sahillerde denetim ve düzen sağlamak şarttır.”