YAŞAM BU İŞTE... (1)

Abone Ol

Hayat her insana farklı oynuyor oyununu.

Yaşam bu işte...

Çevrenizde yaşananlar, gördükleriniz, tanıklık ettiğiniz şeylerin çoğu kabuk tutmayan yaralarınızı, yüreğinizi dağlayanları hatırlatıyor size.

Önceleri bir kumsalda gün batımının ateş kırmızısı rengini yakalamak için koşmaya başlıyor koşuyor ve koşuyorsunuz.

Sizi aydınlatan güneşe, ışığa çok uzak da olsa varmak istiyorsunuz.

Hep bir yerlere varma, ulaşma koşusu...

Sonuçta uyanıyorsunuz bir rüya görmüş gibi.

Dün ve bugün bu olmalı belki de.

Bu koşu süreci içinde kendinizi iyi tanıdığınız için size ait olmayan bir kişilik yaratmaya hiçbir çaba, niyet ve uğraş gerekmiyor.

Gerçek sevgiyi tatmamış yüreklerden sevgi öğrenmeyi beklemiyorsunuz.

İçe dönük yapınızın gereği bir insandan uzaklaşmak gerektiğinde sessizce uzaklaşabiliyorsunuz.

Yalnızlığı sevdiğiniz için dünya yoruyor sizi.

Doğanın sessizliğinde ve ıssızlığında yüreğiniz dinleniyor.

Bazı acılar sizi aşmaya, güçlü kılmaya, kendinizde ruhsal ve içsel gücü yaratmaya yönlendiriyor.

Böylece hem kendinizi hem dünyayı yakından tanıyorsunuz.

Yazdığınız sayfalar size içinde yaşam olmayan bir masalın ve masal olmayan bir yaşamın gerçek olmayacağını gösterebiliyor.

Sayfa satırlarının aralarına zaman zaman 'Seslenişler' sıkışıp kaldığında sitem yüklü sözcüklerin sonsuzluktaki yankısını bir başka hüzünle duyumsuyorsunuz.

Seslenişlere, yakarışlara yanıt gelmeyeceğini bildiğiniz halde yine de şu sorularınız oluyor.

''Biz mi seçiyorduk bunca acıları?''

''Kader denilen yazı mı böyle yazılıyordu?''

Doğru olan;

Kaderin bize seçim hakkı vermediği,

Bilmediğimiz, görmediğimiz bir gücün de bu hakkı tanımadığıydı.