YAŞAM BU İŞTE... (2)

Abone Ol

Kaç yaşına gelirseniz gelin yaşam için çaba göstermek ve asla bundan vazgeçmemek gerekiyor.

Aslında yaşam her gün yeni başlayan bir savaş.

İçimizde ortaya çıkabilecek karanlığa göz yummak değil ışığa ve aydınlığa izin vermeliyiz ki, bu savaşın içinde yer alsın o da bizim için.

Sahte bir yaşamın zamanla tükenmesine karşın gerçek yaşam asla tükenmez.

Bir gün bizi sırtüstü yere yapıştırsa bile, üstümüzde parlayan yıldızlar olduğunu bildiğimizden kalkıp yeniden başlarız.

Yaşamda insanın kendisine iyi bir isim sağlaması, bu ismi sürdürebilmesi ve gerektiğinde herkes için her şey olabilmesi ne güzel bir insanlık davranışı.

Yaşamdaki sevinç, kendi dizginlerimizin kendi elimizde olduğunu bilmektir.

Düşünsel gücümüz yaşamda kendimizden emin olup ödün vermememiz gerektiğini açıklar bize.

Hayatı kaybetmekten daha acıdır yaşamın anlamını kaybetmek. Dünyaya gelmek seçimimiz olmadığından sunulan ve bize verilen yaşama anlam katmak zorundayız.

Katacağımız anlam kin değil!..

Paylaşım, dürüstlük, doğruluk ve içten sevgi olmalıdır.

Bazen bu yaşamda o denli büyük sorun yumrukları yiyoruz ki, kocaman denilen gerçekte küçük bir yumruk büyüklüğündeki yüreğimiz bile bunlara dayanabiliyor.

Kolay değil yaşamak aslında.

Bunu çocuklukta çözmeye başlayanlar ve insanın başına ileride her şeyin gelebileceğini erken öğrenenler sorunlara daha kolay çare bulabiliyor belki de.

Bazı insanlar kendi paylarına düşen çabayı göstermeden başkalarının onlar için bir şeyler yapmasına çaba göstererek yaşamlarını boşa harcıyorlar.

Bu yaşamak değil. Üst akıl ise, gerçek yaşamı bulma gerekliliğidir.

Yenilgilerimizi ve bir yaşam boyu biriktirdiklerimizi birlikte taşıdığımızda bu bıktırıcı ağırlıkların bizi özel birisi değil yalnızca üzgün ve mutsuz bir yapmaya yaradığını kavramamız gerekiyor.

Kendi kendini üzen, korkutan biri olmak yerine kendini aşan, aydınlatan ve yenileyen biri olmayı başarabiliriz.

Yaşamda doğadaki farklı bir canlının yerinde olabilme şansım olsaydı, gökyüzünde ufka süzülerek uçan bir kuş olarak kullanmak isterdim bu şansı.

Örneğin, kırlangıç...

Muhteşem yuva yapma özelliğindeki bu minicik varlıkların içinde bilmediğimiz bir irade, bir içgüdü var sanki.

Dağları tepeleri aşıyor ve tehlikelerden korunurken tüm bunları geldikleri yere, yuvalarına dönebilmek ve yeni bir düzene başlamak için yapıyorlar.

Kanserli hastaların bir kısmının yaşamdan ayrılmayla ilgili sonradan sevdikleri tarafından sorgulanabilecek tutumları da çok düşündürücü.

Tüm güzellikleri bırakıp gidecek olmak, kızgınlık, kırgınlık ve isyan psikolojisi sanıyorum onları bazen bambaşka bir insan yapabiliyor.

Bu yeni kişiliklerini ister istemez yakınlarına yansıtıp araya adete duvar koyarak kendilerini sevdiklerinden hak edilmeyecek bir şekilde uzaklaştırabiliyorlar.

Kalın çizgi çizerek ya da duvar koyarak uzak tutma, uzaklaştırma geride kalanlarda 'Unutulmayan Acılar' bıraktığından daha sonra cevapsız sorgulamalar bitmek bilmiyor.

Sorgulasak da sorgulamasak da kabullensek ve kabullenmesek de sonuçta ne olacaksa oluyormuş meğerse bu yaşamda.