ÖZEL HABER

CHP içi çatışmalar daha önce mahkemelik oldu mu?

CHP kadroları ve üyeleri, bugün yaşanan tartışma sürecinde dış dinamikleri/güçleri haklı olarak eleştirebilirler. Ancak sorunun kendilerinden kaynaklanan kısmı görmezden gelme hakları da yoktur.

Abone Ol

Yakın dönem Türkiye tarihi, İkinci meşrutiyet’ten bu yana parti kavgalarının tarihidir. Bu, tarihimize siyasal cepheleşme olarak yansımıştır: İttihatçı-İtilafçı cepheleşmesi (1908-1922), Vatan cephesi (1958-1960), Sağ-Sol cepheleşmesi (1965-1980), Laik-İslamcı cepheleşmesi (1990’lar). Günümüzde yaşanan, partiler arası çatışmanın ötesinde parti içi çatışmadır. Ancak bu parti içi çatışmanın partinin iç dinamiklerinin yanı sıra parti dışı dinamiklerin müdahalesiyle içinden çıkılmaz noktaya geldiği açıktır. Unutmamak gerekir ki demokrasileri diğer yönetimlerden ayıran partiler rejimi olması ve muhalefetin varlığıdır. Muhalefetin –bir şekilde- etkisizleştirildiği yönetimlerin demokrasi olmaktan çıktığını söylemek gerekir. Ancak diğer taraftan partilerin de çağdaş standartlarda, sosyal, ekonomik ve sınıfsal dinamikler üzerinden siyaset yapması, buna göre konumlanması, etnik ve dini kimlikler üzerinden siyaset yapmaması demokrasinin yazılı olmayan kurallarındandır.

Bugün CHP içerisinde yaşanan çatışmanın mahkemelere yansımasının 103 yıllık parti tarihinde ikinci bir örneği var mı? CHP tarihine bakalım.

İsmet Paşa’nın CHP Genel Başkanı olarak 80 yaşına geldiği 1960’ların ikinci yarısında, İsmet Paşa’dan sonra partinin başına kimin geçeceği meselesi tartışılmakta ve parti içi rekabete de yol açmaktaydı. Dört önemli aday vardı: Bülent Ecevit, Turhan Feyzioğlu, Nihat Erim ve Kemal Satır. Ecevit, 1966’da CHP genel sekreteri olarak partinin ikinci adamı konumuna geldi. Bu, onu diğerlerinin önüne geçirdi. Ancak bu çatışmayı bitirmek bir yana daha da artırdı.

1966-1972 yılları arasındaki dönem, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisinde "Ortanın Solu" tartışmalarının zirveye çıktığı, ideolojik ayrışmaların fiziksel arbedelere ve hukuki/tüzüksel mücadelelere dönüştüğü bir süreçtir. Ancak bu dönemde parti çekişmeler doğrudan devlet mahkemelerinden ziyade; ağırlıklı olarak parti içi disiplin organlarına (Haysiyet Divanları), tüzük değişikliklerine ve fiziksel sözlü sataşmalardan ibaret kaldı.

Ele aldığımız dönemde parti içi rekabet ve çatışmaların boyutları şu şekilde özetlenebilir:

CHP içerisinde disiplin mekanizması, muhalifleri tasfiye etmek veya susturmak için bir araç olarak kullanıldı.

Feyzioğlu önderliğindeki "Sekizler" grubu ile Genel Merkez (Ecevit ekibi) arasındaki çatışma, disiplin yetkisi üzerinden bir "hukuk" savaşına dönüştü. Dönemin CHP tüzüğüne göre parlamenterler, "Grup Haysiyet Divanı"nda yargılanabiliyordu ve burada muhalefet (Ecevit karşıtları) egemendi. Genel Merkez, bu engeli aşmak ve Sekizler'i ihraç edebilmek için 4. Olağanüstü Kurultay'ı (28 Nisan 1967) topladı. Bu kurultayda yapılan tüzük değişikliğiyle parlamenterlerin "Yüksek Disiplin Kurulu"nda yargılanmasının önü açıldı.

1972 yılındaki 21. Kurultay'da yapılan köklü tüzük değişikliklerine (34 madde) İsmet İnönü bizzat itiraz etti. İnönü, Parti Meclisi'ne verilen üstün yetkilerin "yasalara ve Anayasa'ya aykırı" olduğunu savunarak bu durumu hukuki bir zemin üzerinde eleştirdi.

Parti içi gerginlik, toplantılarda ve halkın önünde zaman zaman fiziksel müdahalelere ve ağır hakaretlere varacak kadar ileri boyutlara ulaştı.

1967 başlarında yapılan bir Ortak Grup (Millet Meclisi ve Senato) toplantısında tartışmalar o kadar arttı ki, milletvekili ve senatörler birbirlerinin üzerine yürüdü. Ecevit muhalifi İhsan Kabadayı, Ecevit yanlısı Orhan Birgit'i "sahtekarlıkla ve kabadayılıkla" suçladı.

1966 sonundaki bir PM toplantısında Feyzioğlu, kendisine yönelik bir eleştiri üzerine ayağa kalkarak İnönü'nün yanına geldi ve "Bu haysiyetsizce bir yalandır!" diye bağırdı, bu durum PM'de büyük bir kargaşaya neden oldu.

Turhan Feyzioğlu ve arkadaşlarının Adana il binasına girişi sırasında, "Ortanın Solu" yanlısı (Ecevitçi) üyelerle muhalifler arasında "itişip kakışma" yaşandı; muhalif parlamenterler protestolar ve pankartlar eşliğinde binaya girmek zorunda kaldı. Dikkat edilirse bu tartışmalar günümüzdeki Ortanın Solu yanlıları ve karşıtları arasında ve ideolojik temellidir.

Mayıs 1972’deki 5. Olağanüstü Kurultay'da Ecevit, İnönü’nün otoritesine karşı "CHP'de buyruk mu işleyecek, hukuk mu işleyecektir?" sorusunu sorarak, delegeye "özgür üyeler mi yoksa kapıkulları mı" olacakları yönünde ağır bir suçlama yöneltti. Parti içi rekabette delegeler, Ecevitçi PM’ye güvenoyu vererek İsmet Paşa’nın genel başkanlıktan istifasına yol açtılar. Çünkü İsmet Paşa’ya güvensizlikti. Kurultay, İnönü-PM çatışmasında, Ecevitçi PM’nin yanında yer aldı. İsmet Paşa genel başkanlıktan istifa etti, ardından toplanan yeni kurultay’da Ecevit CHP genel başkanı oldu. Hatta gelişen diğer olaylar nedeniyle İsmet Paşa, CHP’den istifa etti. İlginçtir İsmet Paşa vefat ettiğinde CHP üyesi değildi.

Sonuç olarak CHP içerisinde 1966-1972 yılları arasında yaşanan çatışma hem ideolojik hem de liderlik mücadelesiydi. Ancak bu çatışma kendi iç yargı organlarını ele geçirme ve tüzük hükümlerini Anayasa'ya uygunluk üzerinden tartışma şeklinde son derece "hukuki" ve "siyasi" bir nitelikteydi. Mesele parti içinde kaldı. Parti dışı dinamiklerin konuya müdahalesine izin verilmedi. Hatta böyle bir şeye kimse teşebbüs etmeyi aklına bile getirmedi. Bu süreçlerin sonunda önce Feyzioğlu (1967), ardından Kemal Satır (1972) ekipleriyle beraber partiden ayrılarak partilerini kurdu (Cumhuriyetçi Güven Partisi).

CHP’nin bugün yaşadığı sorun ele aldığımız dönemle benzeşmemektedir. Partililer, parti kimliği ile sorunlarını kendi aralarında çatışarak da olsa çözmeye gayret etmiş, dış dinamikleri devreye sokmamıştır. CHP kadroları ve üyeleri, bugün yaşanan tartışma sürecinde dış dinamikleri/güçleri haklı olarak eleştirebilirler. Ancak sorunun kendilerinden kaynaklanan kısmı görmezden gelme hakları da yoktur. Sanırım bir özeleştiri de şarttır.

Partinin 1950’li yıllarda mallarına el konulması meselesini ayrı bir yazı konusu yapmak gerekir. Oradaki meselede ilginç olan ve yine bugünkünden farklı olan, CHP mallarına mahkeme eliyle değil yasama organı eliyle el konulmasıdır. O dönemde CHP bunu eleştirmiş, sürecin yargıya taşınmasını istemiş, yasama organının kendini yargı organı yerine koymamasını istemişti. Nereden nereye diyelim.