CHP’nin Kapatılması ve Yeniden Açılmasının Hikayesi
CHP’nin Kapatılması ve Yeniden Açılmasının Hikayesi
İçeriği Görüntüle

Yaz mevsimi denince akla ilk gelen yerlerin başında kuşkusuz İzmir gelir. Ancak son yıllarda, o hep övündüğümüz "güneşli kent" imajı, yerini adeta nefes almayı zorlaştıran, insanı canından bezdiren bir sıcak dalgasına bıraktı. Kordon’un o meşhur imbatı bile artık bizi serinletmeye yetmiyor. Sokaklarda yürürken asfaltın sıcağı ayak tabanlarımızdan vururken, zihnimizde de bambaşka bir gerilim tırmanıyor. Farkında mısınız bilmem ama hava sıcaklığı arttıkça, toplum olarak tahammül sınırımız da aynı hızla eriyor.

Sıcak Dalgaları Sadece Bedeni Değil, Ruhumuzu da Yakıyor

Sıcak havanın insan psikolojisi üzerindeki etkisi artık bilimsel bir gerçek. İzmir gibi nemin ve sıcağın birleştiği kentlerde, termometreler yükseldikçe içimizdeki o Ege hoşgörüsü de yerini bir parlama noktasına bırakabiliyor. Trafikte en ufak bir korna sesine verilen aşırı tepkiler, kuyrukta beklerken çıkan gereksiz tartışmalar, esnafın yüzündeki o yorgun ve gergin ifade… Hepsi bu bunaltıcı havanın psikolojik yansımaları.

Uykusuz geçen geceler, ertesi güne yorgun ve kaygılı başlamamıza neden oluyor. Beynimiz vücut sıcaklığını dengelemeye çalışırken o kadar çok enerji harcıyor ki, mantıklı düşünmeye, sabretmeye mecalimiz kalmıyor. Yani dostlar, hava sıcaklığı sadece fiziksel bir durum değil; toplumsal huzurumuzu, birbirimize olan tahammülümüzü de doğrudan tehdit eden bir "psikolojik iklim" yaratıyor.

En Büyük Risk: Çocuklarımız ve Çınarlarımız

Bu kavurucu günlerde sıcağın fiziksel sağlık üzerindeki etkilerini ise apayrı bir başlıkta ele almak ve acilen altını çizmek gerekiyor. Özellikle iki gruba karşı toplum ve aileler olarak gözümüzü dört açmalıyız: Çocuklarımız ve yaşlılarımız.

• Yaşlılarımız (Çınarlarımız): Yaş aldıkça vücudun ısıyı düzenleme mekanizması ve susuzluğu hissetme özelliği azalır. Kronik rahatsızlıklar, tansiyon ve kalp hastalıkları bu havalarda adeta birer pime dönüşüyor. Onları günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmaktan kesinlikle uzak tutmalıyız.

• Çocuklarımız: Çocukların vücut yüzey alanı yetişkinlere göre farklıdır ve hızla sıvı kaybederler. "Bir şey olmaz, parkta oynasın" dediğimiz o öğle saatleri, güneş çarpmalarına ve kalıcı hasarlara davetiye çıkarabilir.

Sıcak hava dalgası hafife alınacak bir meteorolojik olay değildir; doğrudan hayati risk barındıran bir sağlık problemidir. Bol sıvı tüketimi, hafif gıdalar ve pamuklu giysiler artık bir lüks değil, bu havalarda hayatta kalma kuralıdır.

Dünya Ne Yapıyor, Biz Nerede Çelişiyoruz?

Gelelim madalyonun diğer yüzüne ve beni bir haritacı, teknik biri olarak en çok düşündüren çelişkilere...

Dünyada bizimle benzer iklim krizini yaşayan pek çok ülke, sıcağı bir "afet" olarak kabul edip ona göre kent planlaması yapıyor. Avrupa’nın pek çok kentinde "serinleme merkezleri" kuruluyor, yeşil altyapı projeleriyle beton binaların arasına nefes koridorları açılıyor, gölgelik alan haritaları çıkarılıyor. Hatta bazı ülkelerde aşırı sıcak günlerde çalışma saatleri esnetiliyor, mesai saatleri sabahın erken veya akşamın serin saatlerine kaydırılıyor.

Peki, bizde durum ne? İşte çelişki tam burada başlıyor. Biz, sıcağın merkezinde, İzmir gibi bir coğrafyada hala günün tam ortasında, asfaltın üstünde çalışan işçilerimizi görüyoruz. Kent meydanlarımızda gölge sığınacak yeteri kadar ağaç bulamazken, betonlaşmaya devam ediyoruz.

Klimaları son ses çalıştırıp dışarıya daha fazla sıcak hava üfleyerek bireysel olarak serinlemeye çalışırken, aslında kenti topyekun daha da ısıtıyoruz. Kamusal alanda bir "sıcaklık eylem planımız" olmaması, gelişmiş ülkelerin aldığı vizyoner önlemlerle taban tabana zıt bir çelişki olarak önümüzde duruyor.

Ne Yapmalı?

Bu havalarda bireysel olarak yapacaklarımız belli: Güneşin dik geldiği 11.00 - 16.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayacağız. Yanımızdan su şişesini eksik etmeyeceğiz. Sokaktaki can dostlarımızın, kapımızın önüne koyacağımız bir kap suya her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu unutmayacağız.

Son cümle: "Sıcakların hem sağlığımızı hem de huzurumuzu kaçırdığı bu günlerde, acilen hem kendimizi korumalı hem de şehirlerimizi bu sıcaklara hazırlamalıyız."