Eylül, Ege’de hüznün değil; olgunlaşmanın, bereketin ve o tatlı huzurun habercisidir. Yazın o yorucu sıcakları geride kalırken Ege; toprağıyla, deniziyle en cömert, en bilge haline bürünür.
Bu topraklarda Eylül, sadece takvimde bir ay değildir; binlerce yıllık emeğin, bereketin ve huzurun adıdır. Manisa bağlarındaki o bal gibi Sultani üzümler, Aydın’da serilip güneşte demlenen incirin kokusu, Denizli’nin yüksek platolarındaki bereket… Hepsi Eylül’ün bize fısıldadıklarıdır. Ege toprağı, bütün bir yıl biriktirdiği cömertliği tam da bu ayda serer önümüze.
Ve elbette İzmir... İzmir’de Eylül demek, o meşhur "Sarı Yaz"a merhaba demektir. Akşamüstü imbatın teninizi okşayan o tatlı esintisi, denizin çarşaf gibi, cam gibi olduğu anlardır. Şehir, yazın o kalabalığını ve telaşını üzerinden atıp kendi güzel sakinliğine, asil duruşuna geri döner. Yarımada’dan Kordon’a kadar uzanan bu havada yürümek de, oturup düşünmek de ayrı bir keyiftir.
1 Eylül: Toprağın Bereketi, İnsanlığın Barışı
Tam da bu güzel dönüşümün eşiğinde karşılarız 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü. Toprağın en cömert olduğu zamanla, insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu "barış" arayışının aynı güne denk gelmesi hiç de tesadüf değildir.
Çünkü barış da tıpkı Ege’nin bağları, incir bahçeleri, zeytinlikleri gibi emek ister; sabırla bakmak, büyütmek ister. Toprak; kimsenin diline, dinine, ırkına bakmadan üzerindeki herkese aynı cömertlikle kucak açarken aslında bize en büyük barış dersini verir. Ege’nin o köklü birlikte yaşama kültürü, işte bu toprağın adaletinden beslenir.
İzmir ise barışın ve özgürlüğün bu coğrafyadaki en güçlü kalesidir. Eylül, İzmir için sadece Sarı Yaz değil; 9 Eylül’le taçlanan bağımsızlığın ve o büyük barışın kentsel hafızasıdır. Kurtuluşun ilk kıvılcımını yakan bu şehir, barışın değerini en iyi bilen, sakinliği ve hoşgörüyü taşında toprağında taşıyan bir deniz kentidir.
Son cümle: "Sarı yazın o güzel ışığında; toprağın bereketi sofralarımızdan, 1 Eylül’ün barış ilhamı ruhumuzdan eksik olmasın."