ÖZEL HABER

Köy Enstitüleri ve İnönü

Çok partili yaşamın aldığı ilk kurban Köy Enstitüleri oldu.

Abone Ol

Köy Enstitülerinin öncülü Atatürk’ün sağlığında ve Saffet Arıkan’ın Milli Eğitim Bakanlığı döneminde 1930’ların ikinci yarısında Köy Eğitmen Teşkilatı’dır. Askerliğini çavuş olarak yapanların kısa bir kurstan geçirilerek öğretmeni bulunmayan köylere öğretmen olarak gönderilmesi projesi olan bu sistem, uzun on yıllar alacak olan köylere öğretmen gönderme meselesini geçici olarak da olsa kısa sürede çözmeyi amaçlıyordu. Köy Eğitim Teşkilatı, birkaç yıl sonra Köy Enstitülerine dönüştü, sayıları artırıldı.

Muammer Erten, o yıllar Ispartalı bir üniversite öğrencisi olarak Isparta Gönen’de açılan Köy Enstitüsü ile ilgili gözlemlerini şöyle anlatmaktadır:

“Öğrenciler binalarını öğretmenleri ile birlikte yapıyorlardı. Bizler de birlikte, bir tuğla ve kiremit ocağında ve okulun tarlasında, ekinin biçilmesi çalışmalarına katıldık. Öğrenciler, erkek-kız ayrımı olmadan, birlikte türküler söyleyerek çalışmalarını adeta bir eğlence gibi sürdürüyorlar, işleri de çabucak bitiriyorlardı. Tuğla harmanında, orak tarlasında, 500 kişinin, 1000 kişinin bir ağızdan şarkı söyleyerek çalışmalarını seyretmek haşmetli bir olay idi. O gün en çok söylenen şarkılar ‘menekşeler tutam tutam, evlerinin önü mersin, İzmir’in kavakları’. Şarkılar hala kulaklarımda çınlar. Bu şarkıları 1000 ağızdan coşkulu bir şekilde dinlemek bir daha nasip olmadı. Biz müsamerede yazılmış piyesleri oynuyorduk. Bizimki bitince enstitülü öğrenciler, orta oyunu şeklinde, kendi yarattıkları oyunu sergilediler, bizden daha başarılı ve canlı oldular. Gönen’e yaptığım seyahat beni çok etkilemişti. Gönen’den dönerken, uyuyan Türk köylerinin uyanış ve silkinişlerini seyrettim. Türkiye’nin geleceği için büyük bir atılımın başladığına bu seyahatim beni inandırdı. Köy Enstitülerine ısınıverdim”.

Köy Enstitülerine ilişkin o dönemde eğitimli insanlar tarafından bile olumsuz şeylerin söylendiğini Muammer Erten üzülerek aktarır (sözlerin sahibi bir öğretmendir):

“Oğlum, sen aldanmışsın. Bırak o Komünist yuvalarını. Kızlar, oğlanlar aynı yerde koyun koyuna yatıyorlarmış. Kenefler çocuk ölüsü ile dolu imiş.”

Okul binası, yatakhane, yemekhane, işlik gibi o dönem için büyük ölçekte nitelenebilecek binaları öğrenciler ve öğretmenleri birlikte yapıyorlardı. İnönü de Köy Enstitülerini ziyaret ederek gelişmeleri gözleriyle görmekteydi ve Enstitüler aleyhine dönen dedikoduları varlığıyla önlemeye çalışıyordu.

İnönü, savaş döneminin koşullarının olumsuzluğuna rağmen askeri seferberliğin yanı sıra eğitim seferberliği başlatmış ve Milli Şef olmanın verdiği otoriter gücü de bu konuda çekinmeden kullanmıştı. Savaş koşullarının yarattığı bu fırsat çerçevesinde İnönü, Yücel ve Tonguç’tan Enstitülerin sayısının 3 katına çıkarılmasını istemişti. Köy Enstitüsü sayısı 21 idi. İnönü, 60’ı üzerine çıkarılmasını istiyordu. Yücel ve Tonguç, maddi gerekçelerle bunun mümkün olmadığını söylediler. İnönü ısrar etse de isteğini kabul ettiremedi. Bunun üzerine “Savaş bittikten sonra bize bunları yaptırmazlar. Pişman olacaksınız” demişti. Yaptırmayacaklar kimdi? İnönü, gücünün farkındaydı. Bir Atatürk olmadığının da farkındaydı. Nitekim İnönü haklı çıkmış, savaş sonunda geçilen çok partili yaşam ortamında Enstitüler ilk hedefe oturan kurumlardan biri olmuştu. Bunun nedenlerinden biri dönemin antikomünist koşullarıydı. Bir diğer neden ise Enstitülerden mezun olan öğretmenlerin gittikleri köylerde okul, lojman, arazi tahsisi, öğretmen maaşı gibi konularda köylüye yüklenen sorumluluklardı. Diğer neden ise Enstitülü öğretmenlerin birer sıradan eğitimci olmanın ötesinde köylüyü uyandıracak öncü kadrolar olmaları itibarıyla toprak sahipleri tarafından istenmemesiydi.

Köy Enstitülerinin kapatılmasının üzerinden yıllar geçtikten sonra, 18 Nisan 1968’de İnönü, Köy Enstitülerinin 28. kuruluş yıldönümü nedeniyle şunları söylemişti:

“Köy enstitüleri bizim kültür kalkınmamızda büyük bir dönüm noktası olmuştur. Onları kaybettiğimize canım yanıyor. Eserleri yaşıyor. Hatıraları azizdir. Bu müesseselere şükran borçluyum.”

Aynı tarihlerde benzer görüşlerini Muammer Erten’e de şöyle anlatır İnönü:

“Köy Enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi acı duyarım, ama herkes zanneder ki Hasan Ali Yücel’i, Tonguç’u isteyerek değiştirdim; Köy Enstitülerinin kapanmasına neden oldum diye benim hakkımda kamuoyunda yanlış bir hüküm vardır; aslında o zaman bir sürü olaylar oldu. Kurultaylarda Enstitüler aleyhine bir cereyan başladı. Ben bunların doğru olmadığını yerine giderek tespit ettim, ama bu o kadar yoğunlaştı ki grubu etkiledi. Grubun büyük çoğunluğu Köy Enstitülerinin aleyhine döndü. Bakanlar içinde Köy Enstitülerine karşı vaziyet alanlar çoğaldı. En çok da bu konuda Köy Enstitülerinden şikayet edilenlerin başında Milli Eğitim Bakanı Yücel’le, Genel Müdür Tonguç hedef alınıyordu. O sırada ordudan, rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak’tan (1876-1950), o Genelkurmay Başkanlığından ayrılmadan önce, yoğun şikayetler başladı. Mareşal, “Bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın?” diye soruyordu. Mareşal bunu adeta bir mesele haline getirmişti. Köy Enstitüleri etrafında bu çok yoğunlaştı…

Şimdi sana önemli bir şey söyleyeceğim: Herkes benim zayıflığım gibi görür, ama benim gücümdür aslında; mesela ben Köy Enstitüsü fikrine inanmışımdır. İnanmış bir insan, sonuna kadar bunu yürütür; idealizmde, felsefede bu böyledir, ama ben politikacıyım, uygulayıcıyım. Ben gücüme göre gücümün var olduğu yerde, gücümü gösterebilirim. Ben dahi değilim, gücümle, tecrübemle memleket menfaatlerini en üst seviyede tutarak meselelere çözüm bulurum. Ben gücümün bittiği yerde bir politikacı, bir tecrübe sahibi bir insan olarak bir noktada, onu gelecekte tekrar uygulamak üzere bir noktada durdururum. Bu, aslında benim gücümdür. Çünkü artık gücümü kaybettiğim noktada, ‘Ben bu işi yürüteceğim!’ diye yürüdüğüm zaman, artık tamamıyla yok olma durumu vardır; ben gücümün bittiği yerde, her şeye rağmen, yok olucu bir harekete yönelmem. Orada dururum. Zaman, benim için çok önemli faktördür; zaman içinde imkanlar gelir önüme, bir noktada bıraktığım fikrimi yeniden uygularım. Değişen zaman içinde de bana yeni fikirler gelmemiş, o fikrin doğruluğu bende bir kanaat olarak devam ediyorsa, onu yeniden uygularım. Köy Enstitüleri meselesi de böyle olmuştur.

Benim gücüm o zaman nereden geliyordu? Partiden, Parti Meclis Grubundan, gücümü ben buradan alıyordum. Bu konuda bütün organlarda gücümü kaybetmişim. Ordunun üst kademesinde de huzursuzluk başlamış. Onun için bir süre en çok bu konuda saldırıya uğrayan, Milli Eğitim Bakanı Yücel’le, Genel Müdür Tonguç’u onların da gönlünü alarak bir süre için bu şimşekleri bu olay üzerinden uzaklaştırmak istedim. Fakat sonradan demokratik hareketleri de başlatınca[1], olaylar öyle gelişti ki kendi cereyanında yürüdü ve bir an geldi ki artık Köy Enstitülerini, eski gücüyle, eski ruhuyla devam ettirmek olanakları benim elimden çıktı”[2].

Yücel ve Tonguç’un görevden alınmaları -İsmet Paşa’nın söylediğinin aksine-, çok partili yaşama geçişten önce değil sonradır. Şüphesiz İnönü, Atatürk değildi. İsmet Paşa, 1960’ların ortalarında söylediği bu sözleri o günün penceresinden anlatmış görünüyor. Tek Parti yönetiminin son günlerinde İsmet Paşa, kendi gücünü olandan az gösteriyor. İ. Hakkı Tonguç, “İsmet Paşa, politikada kalabilmek için her şeyi yapar, politika onun için her şeydir!” demektedir. H. Ali Yücel ise, “Bizi yüzüstü bıraktı. İsmet İnönü’yü hiçbir zaman affetmedim, affetmem!” demişti. Karşılıklı olarak oturup konuşsalardı muhtemelen İnönü de “Ben sizi uyarmıştım” diyecektir.

Köy Enstitülerinin ilk budanması 1946’da Yücel ve Tonguç’un görevden alınmasıyla başladı. Enstitüleri kapatan DP oldu (1954). Köy Enstitüleri zamanın ruhunun dışında, otoriter bir rejimle uygulanabilirdi. Çok partili yaşamın aldığı ilk kurban Köy Enstitüleri oldu. Bu noktada 1945’te tercihiniz Milli Şef İnönü’nün çok partili yaşama geçmesi mi, yoksa geçmeyip Köy Enstitülerini sürdürmesi mi olurdu? Tercih sizin. İnönü tercihini, çok partili yaşamdan yana yaptı. İkisini aynı anda sürdürmesi İnönü için mümkün değildi. Böyle bir mümkünlük ancak olsa olsa Atatürk için olabilirdi.

Kaynak:

Tanıl Bora, Hasan Ali Yücel, İletişim Yay., İstanbul, 2021.

Muammer Erten, Topraktan Parlamentoya, (Yay. Haz. Hakkı Uyar), Boyut Yayıncılık, İstanbul, 2010.

[1]

[1]

Bkz. Mustafa Ekmekçi, “İsmet Paşa’nın Savunması…”