Cumhuriyetin kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 16 Ekim 1981 tarihli 2533 sayılı kanunla -diğer siyasal partilerle birlikte- kapatıldı. 12 askeri darbesinden sonra tüm siyasi faaliyetler de yasaklanmıştı. İlginç bir şekilde Ecevit, 12 Eylül’den kısa bir süre sonra 30 Ekim 1980 tarihinde CHP genel başkanlığından istifa etti. Çoğu CHP’linin o dönemde hissettikleri duygu genel başkanları tarafından cami avlusunda terk edilmekti. Bunun nedeni o dönemde CHP içerisindeki çatışmalardı. Ecevit, darbeyi fırsata çevirerek kendine yeni bir başlangıç yaptı. CHP ile yollarını ayırdı. CHP’nin ve CHP kadrolarının bu dönemde aldıkları darbeler arka arkaya geldi. Partinin ikinci adamı olan CHP Genel Sekreteri Orhan Eyüpoğlu da genç bir yaşta iken (62), Ecevit’in istifasından bir ay sonra 30 Kasım 1980 tarihinde vefat etti. CHP açısından yaprak dökümü bununla kalmadı. Partinin ağır abilerinden, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Dışişleri Bakanı olan Turan Güneş de, 60 yaşında bir kalp krizi sonucu 9 Nisan 1982 tarihinde vefat etti.

1983’te kısmi ve güdümlü bir demokrasiye geçerken sol cenahta Erdal İnönü’nün liderliğinde SODEP, Necdet Calp’ın liderliğinde Halkçı Parti kuruldu. İki parti 1985’de Sosyal Demokrat Halkçı Parti adıyla birleşti. Ecevit adına da eşi Rahşan Ecevit, 1985’te DSP’yi kurdu.

1980’lerin sonunda merkez solun en büyük partisi SHP idi. Nitekim 1989’da ANAP ve DYP’yi yerel seçimlerde geride bırakarak birinci parti haline geldi. Ancak yerel seçimlerde başarının kısa sürede belediye hizmetlerinde soruna dönüşmesi ve daha da önemlisi 1991 seçimlerinde PKK uzantısı siyasetin ilk partisi olan HEP ile yapılan seçim ittifakı ve bunların TBMM’ye taşınması, SHP’yi 1991 genel seçimlerinde üçüncü parti konumuna düşürdü. Bu dönemde SHP genel başkanı Erdal İnönü ve SHP genel sekreteri Deniz Baykal arasında liderlik yarışı devam etmekteydi. SHP Kurultaylarında Baykal hep İnönü’ye karşı kaybediyor, Baykal hizbi olarak SHP içerisinde varlığını da sürdürüyordu. O dönemde parti içi demokrasi gereği tasfiye olmuyor, Baykal parti içerisinde ikinci adam konumunu sürdürüyordu.

1991 yılında ANAP iktidarı sona erdi. Adalet Partisi ve CHP geleneğinin yani merkez sağ ve merkez sol geleneğin devamı olan DYP ve SHP koalisyon hükümeti kurdular. Demirel Başbakan, İnönü Başbakan Yardımcısı oldu. Dönemin demokratikleşme adımlarının bir parçası olarak 12 Eylül’ün kapattığı siyasal partilere iade-i itibar yapılması politikası benimsendi. 2533 sayılı kanunun yürürlükten kaldırılması için 19 Haziran 1992 tarihinde 3821 sayılı kanun kabul edildi. Böylece 12 Eylül’de kapatılan partilerin, darbe öncesindeki son büyük kongre veya kurultay delegelerinin (hayatta olanların) kararıyla aynı ad, rumuz, amblem ve rozetlerle yeniden faaliyete geçebilmesi olanağı tanındı. Böylece SHP’de bir türlü genel başkan olamayan Baykal’a genel başkanlık için bir fırsat doğdu. SHP’de olamadığı genel başkanlığı, CHP’de elde etme mücadelesine girişti.

CHP’nin yeniden açılması için izlenecek yöntem konusunda başlangıçta belirsizlikler olsa da, sürecin CHP’nin 1979 Kurultayı’nda seçilen son Genel Yönetim Kurulu (bugünkü adıyla aşağı yukarı MYK) tarafından ve partinin hiyerarşik düzeni içinde yürütülmesi konusunda bir uzlaşma sağlandı. CHP'nin son GYK üyeleri, kanun çıkarılmadan önce -hükümet programında yer aldığı için- 21 Mart 1992 tarihinde Anadolu Kulübü'nde toplanmış ve Partinin yeniden açılması konusunu görüşmeye başlamışlardı. Toplantıya en kıdemli genel sekreter yardımcısı Erol Tuncer başkanlık etti. Çünkü Ecevit genel başkanlıktan istifa etmişti. CHP genel sekreteri de vefat etmişti. Dolayısıyla CHP’nin açılışına öncülük eden, liderlik eden 12 Eylül öncesinin CHP genel sekreteri Erol Tuncer oldu. Partiyi Baykal’ın açtığına dair yaygın inanışın doğru olmadığını söylemek isterim. Baykal gelip bu hazırlanan yapının -deyim yerindeyse- gelip üzerine çöktü. 21 Mart toplantısında şu temel ilkeler benimsendi:

  • Siyasi partilerin yargı kararı olmaksızın kapatılması bir hukuk ayıbıdır ve bu ayıp ortadan kaldırılmalıdır.
  • CHP, merkez soldaki SHP ve DSP’nin yanı sıra "üçüncü bir parti" olmak yerine, solda birleşmeyi sağlayacak bir çatı platformu olmalıdır. (Ancak sonuç hiç de öyle olmadı. Merkez sağ ve merkez soldaki parçalanmışlık 1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi’nin (Erdoğan ve Gökçek’in de) az farkla seçimleri kazanmasıyla sonuçlandı. Çünkü merkez sağda iki (DYP, ANAP) ve merkez solda üç (SHP, DSP ve CHP) seçimlere farklı adaylara girdiler. Neticede o seçimlerdeki parçalanmışlık bugünün Türkiye’sine yol açtı. Ne diyelim? Kelebek etkisi.
  • Partinin yeniden açılmasına ilişkin yürütülen hareket, iktidardaki SHP-DYP koalisyonuna zarar vermeyecek ve tarafsız bir şekilde yürütülmelidir.

Kapatılan partilerin açılabilmesi için TBMM’den yeni bir yasa çıkarılması gerekiyordu. Erol Tuncer başkanlığındaki GYK üyeleri, yasal düzenlemenin yapılabilmesine imkan sağlamak için şu görüşmeleri yaptılar:

  • Süleyman Demirel (Başbakan): Kendisi de benzer bir mağduriyet yaşadığını belirterek tam destek verdi.
  • Erdal İnönü (SHP) ve Bülent Ecevit (DSP): Her iki lider de partilerin açılmasına karşı çıkmadı. Ancak solda birleşme yöntemi konusunda farklı görüşler ileri sürdüler. Tuncer’in kafasındaki senaryo CHP’nin yeniden açılması, sonrasında da iki liderin CHP’ye çağrılarak birleşmenin CHP çatısında gerçekleşmesiydi. Bu olur muydu bilinemez. Erol Tuncer genel başkan olsaydı, deneyeceği yöntem buydu. Ancak Baykal genel başkan seçilince bu senaryo ortadan kalktı. CHP, merkez soldaki üçüncü parti oldu. Bu da 1994 yerel seçimlerinde RP başarısının ana nedenlerinden biri oldu.
  • Hüsamettin Cindoruk (TBMM Başkanı): Süreci bir demokrasi şartı olarak görerek yasanın hızla çıkması için destek verdi.

Tuncer’in başkanlığındaki GYK üyelerinin çabaları sonucunda, kapatılan siyasi partilerin yeniden açılmasına olanak tanıyan 3821 sayılı Kanun, 19 Haziran 1992’de TBMM’de kabul edildi.

Yasanın çıkmasının ardından GYK, 1979 Kurultay delegelerine ulaşmak için Türkiye genelinde 14 ayrı bölge toplantısı düzenledi. 1990’lı yıllar PKK terörünün tırmandığı yıllardı. Terör saldırılarının tırmandığı bu dönemde Diyarbakır'da yapılamayan toplantı hariç, Anadolu ve Trakya’yı dolaşan GYK, delegelerin ve eski il başkanlarından büyük destek aldı. Bu toplantıların ortak beklentisi "CHP açılacak ve solda bütünleşme CHP çatısı altında sağlanacaktır" idi.

Partinin kuruluş yıl dönümü olan 9 Eylül 1992 tarihinde düzenlenen Açılış Kurultayı, büyük bir heyecan ve katılımla gerçekleşti. Kurultayda 67 il başkanının imzaladığı önergeyle CHP, kapatılışından 10 yıl 10 ay 23 gün sonra resmen yeniden açıldı. Kurultayda yapılan genel başkanlık seçiminde iki aday yarıştı. Deniz Baykal, 679 oy alarak CHP’nin yeni Genel Başkanı seçildi. Erol Tuncer ise 452 oy aldı.

Planlı Kent, Huzurlu Yaşam
Planlı Kent, Huzurlu Yaşam
İçeriği Görüntüle

CHP’nin yeniden açılması, 12 Eylül darbesinin yol açtığı hukuk ihlaline karşı partinin son yöneticilerinin ve tabanının özverili çalışmalarıyla başarıya ulaşan bir hareket olarak tarihe geçti. Partinin açılması yerinde olmakla beraber Kurultay’dan beklenenler gerçekleşmedi. Dolayısıyla bugün CHP içi çatışmaların Kurultay’la sonuçlanması bile beklenen şeyleri gerçekleştiremeyebilir. Lakin bugün CHP ne yazık ki 1992’nin bile gerisinde. Şüphesiz parti içi çatışmalar bitmeli, Kurultay yapılmalı ama CHP’nin Müdafaa-i Hukuk temelinden geldiğini hatırlamadığı ve bunun gereğini yerine getirmediği sürece memlekete bir faydası olmayacaktır. Başka bir şekilde söyleyecek olursak kendine hayrı olmayan bir partinin memlekete ne hayrı olacak? CHP’nin muhtaç olduğu kudret kendi tarihinde mevcut. Yeter ki dönüp kendi tarihine baksın.