ÖZEL HABER

Orman Yangınlarına Karşı Ortak Sorumluluk

Bu yaz İzmir’imizin tek bir ağacını bile kaybetmeyelim. Doğaya saygı duyalım ki, doğa da bize hayat vermeye devam etsin.

Abone Ol

Yaz mevsimi Ege için her zaman coşkunun, denizin ve güneşin mevsimi olmuştur. Ancak son yıllarda bu güzel mevsim, İzmir’imiz için ne yazık ki endişenin, gökyüzünü kaplayan kara dumanların ve yürek sızısının da mevsimi haline geldi. Karşıyaka’dan Seferihisar’a, Menderes’ten Urla’ya kadar şehrimizin dört bir yanı, geçen yıllarda ardı arkası kesilmeyen orman yangınlarıyla sarsıldı.

Yanan sadece ağaçlar değil; bir kentin hafızası, o ağaçların gölgesinde nefes alan yaban hayatı, köylünün emeği ve geleceğimizdir. Evler küle dönerken, aslında toplumsal güvenliğimiz ve doğayla kurduğumuz o kadim bağ da yara alıyor.

Doğa Hafta Sonları Tüketilecek Bir Rekreasyon Alanı Değildir

Meseleye sadece bir çevre felaketi olarak bakmak, resmi eksik görmektir. Orman yangınlarının ardında derin bir toplumsal ve sosyolojik gerçeklik yatıyor. Kentleşme baskısı, kırsal alanların hızla değişime uğraması ve en önemlisi "ortak yaşam alanlarımıza" karşı hissettiğimiz aidiyet duygusunun zayıflaması, yangınların en büyük tetikleyicisidir.

Doğayı, sadece hafta sonları tüketilecek bir "rekreasyon alanı" olarak gören modern insanın bu hoyrat yaklaşımı, ne yazık ki toplumsal bir duyarsızlığı da beraberinde getiriyor. Bir sigara izmaritini ya da cam şişeyi ormana fırlatırken sergilenen o anlık sorumsuzluk, binlerce canlının yok olmasına ve bir köyün tüm birikiminin bir gecede silinmesine yol açıyor. Bu durum, toplumsal sorumluluk bilincimizin nerede durduğunu sorgulamamızı gerektiren sosyolojik bir alarmdır. Kentli olmak, sadece o kentin yollarını kullanmak değil; havasını, suyunu ve yeşilini de canı pahasına korumak demektir.

Yangınsız Bir İzmir İçin: Hayati Uyarılar ve Görevlerimiz

Göz göre göre gelen bu felaketlerin önüne geçmek, polisiye tedbirlerden ziyade toplumsal bir seferberlikle mümkündür. İzmir’in yeşilini korumak için her birimizin rehber edinmesi gereken temel kuralları hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız:

• Piknik ve Mesire Alanı Kısıtlamalarına Uyun: Valilik ve belediyelerin yaz aylarında belirlediği ormanlık alanlara giriş yasaklarına ve mangal yakma kısıtlamalarına kesinlikle riayet edilmelidir. Doğa sevgisi, doğayı riske atarak mangal yakmak değil, onu korumaktır.

• Cam ve Pet Şişeleri Doğaya Bırakmayın: Ormanlık alanlara bırakılan cam kırıkları ve şişeler, kızgın yaz güneşi altında birer mercek görevi görerek yangınları başlatır. Çöplerimizi ormanda değil, çöp kutularında biriktirmeliyiz.

• İzmaritleri Asla Dışarı Atmayın: Araç seyir halindeyken veya yürürken dışarıya atılan tek bir sigara izmariti, rüzgarın da etkisiyle dönülemez felaketlerin fitilini ateşleyebilir.

• Anız ve Bahçe Temizliği Ateşinden Kaçının: Kırsal bölgelerde tarla veya bahçe temizliği amacıyla yakılan ateşler, kontrol dışına çıkarak orman yangınlarına davetiye çıkarmaktadır. Yaz aylarında ateşle temizlik yönteminden tamamen vazgeçilmelidir.

• Şüpheli Durumları Derhal Bildirin: Ormanlık alanların yakınlarında görülen dumanları veya şüpheli şahısları vakit kaybetmeden Alo 177 Orman Yangını İhbar Hattı’na ya da 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirmek insani bir görevdir.

Ortak Geleceğimize Sahip Çıkalım

İzmir, doğasıyla, körfeziyle ve yeşiliyle bir bütündür. Yanan her metrekare yeşil alanla birlikte bu kentin kimliğinden bir parça eksiliyor. Unutmayalım ki, yangınları söndürmek kahramanlık gerektirir ama yangınların çıkmasını önlemek sadece toplumsal bir bilinç ve sorumluluk gerektirir.

Son cümle: “Gelin, bu yaz İzmir’imizin tek bir ağacını bile kaybetmeyelim. Doğaya saygı duyalım ki, doğa da bize hayat vermeye devam etsin.”