ÖZEL HABER

Bayramın Anahtarı Samimiyet!

Hayatın gerçekten bayram olduğu, maskelerin düştüğü ve samimiyetin her kapıyı açtığı bir dünya özlemiyle; bayramınız kutlu olsun.

Abone Ol

Bayramlar huzurdur, neşedir, çocukların gözlerindeki o eşsiz parıltıdır. Yıllardır yazar dururuz; "Nerede o eski bayramlar?" diye başlayan o meşhur serzenişin peşine düşeriz. Aslında aradığımız şey ne çocukluğumuzun bayram şekerleri ne de o bayram sabahı başucumuza koyduğumuz gıcırdayan ayakkabılar. Aradığımız, bugünlerde teknolojiye, hıza ve mesafelere kurban verdiğimiz tek bir kelime: Samimiyet.

Çocukluğumun bayramları Anadolu’nun tozlu yollarında, Sivas’ın ayazında, Kayseri’nin bereketli sofralarında ve Adana’nın o içten sıcaklığında geçti. O zamanlar bayram demek, sadece bir takvim yaprağının değişmesi değil, kalplerin aynı ritimle atması demekti. Kapıyı çalanın kim olduğuna bakmadan açılan gönüller, içtenlikle sarılan eller vardı. Bugün ise bayramlar, akıllı telefonların ekranlarına sığdırılan soğuk mesajlara, kopyala-yapıştır kutlamalara mahkum edildi.

BU BAYRAM UYANSAK “ÖZÜMÜZE”!
Hani hep bir hayalimiz var ya; ekonomik sıkıntıların bittiği, trafiğin sustuğu, kadınların baş tacı edildiği o güzel Türkiye... İşte o ülkeye giden yolun anahtarı da yine samimiyette gizli. Trafikte birbirine yol veren sürücünün nezaketi samimi olsa, magandalık tarih olur. Komşusunun kapısını "gösteriş için değil, gerçekten merak ettiği için" çalan bir toplumda yalnızlık pandemisi sona erer.

Bayram, dinsel bir öğretinin ötesinde, bu toprakların en büyük kültürel çimentosudur. İnanan inanmayan herkesi aynı sofranın etrafında, aynı "barış" ikliminde buluşturan bir mucizedir. Ancak bu mucizeyi yaşatmak için, aile büyüklerinin günler öncesinden başladığı o hummalı hazırlıklara, torunların sevdiği yemekleri tek tek hatırlayan o derin hafızaya ve en önemlisi "bir" olmanın o katıksız tadına yeniden sarılmamız gerekiyor.

BU BAYRAMIN EN GÜZEL HEDİYESİ: “GÖNÜL ALMAK”!
Bu bayram size bir önerim var: Gelin, sadece kapıları değil, asıl kapalı kalan gönül pencerelerini açalım. Çevrenizde bir başına bayramı bekleyen, kimsesizliğin burukluğunu yaşayan o "yalnız" yüreklere bir dal çiçekle, en çok da samimi bir gülümsemeyle gidelim. Karın doyurmak kolaydır ama sevgisiz kalmış bir ruhun açlığını ancak sahici bir dokunuş dindirir.

Eskiden büyüklerimiz en güzel giysilerini bayramda giyerdi; biz ise bu bayram en güzel "niyetlerimizi" kuşanalım. Şeker Bayramı’nın o tatlı telaşına, Anadolu’nun o saf ve duru samimiyetini yeniden katalım.

Son cümle: “Hayatın gerçekten bayram olduğu, maskelerin düştüğü ve samimiyetin her kapıyı açtığı bir dünya özlemiyle; bayramınız kutlu olsun.”