Gün boyu elimizden düşürmediğimiz cep telefonları, dünyaya açılan penceremiz mi yoksa başkalarının hayatına fırlattığımız taşları sakladığımız birer "kötülük deposu" mu?

Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılının kelimesi olarak “Dijital Vicdan”ı seçmesi, aslında bir tercihten öte; kaybolan nezaketimize ve "insan kalma" çabamıza tutulan bir ayna niteliğinde.

Birçok kişi sosyal medya kullanırken parmaklarının ucundaki o ağır yükü görmezden geliyor. Gerçek hayatta birinin kalbini kırdığımızda gözündeki o buğuyu görür, sesindeki titremeyi duyarız. O an vicdanımız sızlar ve geri adım atarız. Ancak dijital dünya, bu insani fren mekanizmasını elimizden alıyor.

Birine "Ne kadar kötü görünüyorsun" diye yorum yazarken; o kişinin o sabah aynaya bakacak gücü zor bulduğunu bilmiyoruz. Bir haberin altına acımasızca bir eleştiri bırakırken; o satırların muhatabının bir annenin evladı, bir çocuğun babası olduğunu unutuyoruz.

Dijital vicdan, aslında o meşhur "gönder" tuşuna basmadan önceki son kutsal boşluktur.

Bir genç kızın, paylaştığı fotoğrafın altına gelen tek bir acımasız yorum yüzünden bütün gece ağladığını hayal edebiliyor muyuz?

Venezuela Dersleri
Venezuela Dersleri
İçeriği Görüntüle

Yanlış olduğunu bile bile, sırf "heyecan verici" olduğu için paylaştığımız bir haberin bir esnafın ekmeğiyle oynayabileceğini hiç düşündük mü?

Ya da bir başkasının en mahrem anını bir "tık" uğruna servis ederken, o insanın onurunun ayaklar altına alınması ne kadar acı, değil mi?

İşte dijital vicdan; bir yorumu yazmadan önce o kişinin gözlerinin içine bakıyormuşçasına durabilmek, "Bu benim başıma gelse ne hissederdim?" diyebilme cesaretidir.

UNUTMAYIN, İNTERNET SİLSE BİLE KALP ASLA UNUTMAZ!
Ekranın soğukluğu, kalbimizin sıcaklığını dondurmamalı. Dijital dünyada bıraktığımız her iz, aslında karakterimizin birer yansımasıdır. Bir ekran karşısında değil, her an bir insanın ruhuna dokunuyormuş gibi davranmak zorundayız. Çünkü iletişim sadece bir veri aktarımı değil; iki ruhun birbiriyle temas etmesidir.

TDK’nin bu seçimi bizlere şunu söylüyor: Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin; etik ve empati "güncellenemez" ve değişmez değerlerdir. Bugün bir paylaşım yapmadan, birini eleştirmeden veya bir haberi yaymadan önce durun ve kendinize sorun: "Bu davranışımın temelinde sevgi ve vicdan var mı?"

Son cümle: “Günün sonunda bizden geriye kalan; sosyal medyada kaç beğeni aldığımız değil, kaç kalpte güzel bir iz bıraktığımız olacaktır.”