Türkiye, son yıllarda uyuşturucu ile mücadelesinde kritik bir dönemeçten geçiyor.

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de gerçekleştirilen ve Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonlarından biri olarak kayıtlara geçen baskın, aslında buzdağının suyun altındaki devasa kütlesini bir kez daha hatırlattı. Tonlarca zehir, onlarca gözaltı...

Ancak asıl soru şu: Bu operasyonlar bataklığı mı kurutuyor, yoksa sadece sivrisinekleri mi kovalıyoruz?

Toplum olarak en büyük hatamız, uyuşturucu operasyonlarını "ünlü isimler" üzerinden okumak oldu. Bir magazin figürünün gözaltına alınması günlerce konuşulurken, bu zehri limanlarımıza indiren, laboratuvarlarda imal eden ve sokaklara dağıtan "baronlar" genellikle sessizliğin gölgesinde kalıyor.

Oysa uyuşturucu sorunu, bir iki ünlünün yanlış tercihlerinden çok daha büyük bir organizasyon. Asıl mücadele, ışıklı sahnelerde değil; sınır hatlarında, finans koridorlarında ve o devasa suç şebekelerinin tepesinde verilmek zorunda.

UYUŞTURUCU KULLANIM YAŞI 10-12 YAŞA İNDİ!
Türkiye Uyuşturucu Raporu verileri ve saha gözlemleri, durumun vahametini ortaya koyuyor. Eskiden "kenar mahalle" sorunu olarak görülen bu illet, artık sosyoekonomik statü fark etmeksizin her kapıyı çalıyor. En acısı ise kullanım yaşının ilkokul seviyesine, yani 10-12 yaş grubuna kadar gerilemiş olması.

Sosyolojik olarak bir çöküş yaşıyoruz. Aile bağlarının zayıflaması ve mahalle kültürünün yok olması, çocukları "sokaktaki sahte aidiyetlere" itiyor.

Genç işsizliği ve gelecek kaygısı, uyuşturucuyu hem bir kaçış yolu hem de kolay yoldan para kazanma (torbacılık) aracı haline getiriyor.

Uyuşturucu sadece kullananı değil, tüm toplumu hasta ediyor. Artan şiddet olayları, sebepsiz cinnet halleri ve parçalanan aileler bu zehrin doğrudan sonucu. Psikolojik olarak bakıldığında, toplumda bir "duyarsızlaşma" tehlikesi baş gösteriyor. Her gün yeni bir baskın haberi okumak, bizde "zaten her yerde var" algısı yaratarak toplumsal direnci kırıyor.

İzmir operasyonu çok kıymetli bir adımdır, emniyet güçlerimizin emeği kutsaldır. Ancak sadece polis ve jandarma ile bu savaş kazanılmaz.
Okullarda sadece yasakları değil, özgüveni ve hayır demeyi öğreten bir eğitim modeli olmalıdır.

Gümrüklerde kuş uçurtmayan bir denetim mekanizması geliştirilmelidir.

Anatürk
Anatürk
İçeriği Görüntüle

Yargıda ise torbacıya değil, barona nefes aldırmayan bir hukuk sistemi şarttır.

Son cümle: “Eğer bugün ilkokul çağındaki bir çocuğun cebine kadar giren o zehrin kaynağını kurutmazsak, yarın üzerine inşa edeceğimiz bir gelecek bulamayabiliriz”.