Hayatın engebelerle dolu oluşu, insanın zaman zaman ferahta, zaman zaman sıkıntıda olması demektir. Ara sıra sıkıntıya düşmek inanın hayatı tatlandırır. Yemeğin lezzetini artırmak için içine biraz o yemeğe uygun baharat veya acı biber konması gibi… Bu tatlandırıcı acılıklar ve sıkıntılar olmasa hayat tekdüzeleşir, tadı tuzu kalmadığı için de insan huzur bulamaz olur.

İnsanın yaratılışı gibi, yaşantısı da orta düzende ve normal sayılan hudutlar arasında devam etmelidir.

Nasıl ateşimizin veya kan basıncımızın yükselip düşmesi bizi hasta ediyorsa, yaşantı ve davranışlarımızın da normal koşulları aşması bizi ruhen sarsacaktır.

Müzikte hüzün veren makamların yanında, insanı coşturup neşelendiren makamlar olduğu gibi insan hayatında da hüzünlü ve neşeli devreler olacaktır. Bu dalgalanmalar musikideki makam atlamalarına benzer. Her makamın ayrı bir zaman, ayrı bir karar noktası vardır. Gürültü, kararsızlık ve perişanlıktır. Makamlar, muntazaman gruplandırılmış, ciltlenmiş ve bir sistem dahilinde yerleştirilmiş kütüphanelerdeki kitaplar gibidir. İnsanlar da düşüncelerini tasnif edip her düşüncenin hangi mertebeye ait olduğunu bilirse, inanın o zaman mesele kalmaz; ama bu düzenlemeyi yapmamışsa veya yapamıyorsa aradığını zamanında bulamayacağı için bocalayıp durur ve dağılmaktan kurtulamaz.

Sırat köprüsü denen şeyin aslı, insanın bu alemdeki hayatıdır! İnsan hayatı boyunca düz giderse kendini kurtarır. Sendeleyip toparlanırsa yine mesele yoktur, yoluna devam edebilir. Amma kurtaramazsa yandı. Ki ne yandı! Her insan, gücü yettiğince ve aklı erdiğince kendine göre bir doğru yol bulmuştur. Onun için size sorulmadıkça kimsenin yoluna, işine ve hayatına karışmamak gerekir…

Melamet neşeniz bol ve daim olsun.

Işık ve sevgiyle kalın!