Dünyada ve ülkede aklın bile bir yere koyamadığı o denli olaylar oluyor ve yaşanıyor ki bunlar insanların yalnız ruh sağlığını değil beden sağlığını da bozuyor.

Yaşama sevincini azaltıyor, ortadan kaldırıyor.

Emperyalist bir ülkenin başındaki dağınık, normal dışı bir yapı özelliğindeki kişi tüm dünyaya karşı gelmeye kalkıyor.

Bir söylediğini bir daha söylemiyor.

Kullanacağını, sözünü geçireceğini bildiği kişileri seçiyor ve yeri geliyor onlara övgüler düzüyor.

Küresel huzuru bozan bu kişi: ''Nerede Benim Nobel Barış Ödülüm?'' diyebilecek duruma bile gelebiliyor.

Bu kişiye şu sıralar dur diyecek bir yol, kendi ülkesinde bir kuruluş da yok.

''Aman itidalli olun'' diyen Avrupa Birliğine gelince, gösterdiği bu tavır Avrupa'nın çöktüğünü gösteriyor.

Ülkemizde de şu sıralar toplumsal çalkalanmaya neden olan o denli sorunlar var ki.

Ülkenin derinliklerine inmiş olan uyuşturucu belası söz konusu. Bu belayla köklü bir savaş gerekirken satış yapanların, kullananların çoğunun serbest bırakıldığı dönemi yaşıyoruz.

Nereden buldun yasası kaldırılıp yeni atraksiyonlar başlatılıyor.

Oranı ne olursa olsun gençlik içinde ''Hedefim mafyaya katılmak'' diyebilen bir grup yetişip ortaya çıkıyor.

Son yirmi yılda yaşanan ve yaşatılanlar tüm bu olayları, büyük sorunları kanıtlamıyor mu?

Ülkede insanlık yanı sıra insanlık kültürünü ortadan kaldıran bir çaba söz konusu oldu adeta.

Oysaki bu kültür bir toplum için her şeydir.

İnsanın ne olduğu ve ne olacağıdır.

Bu kültürü taşıyanlar 'İntikam Şovuna' katılmaz.

İntikam şovu bir krize dönüştürüldüğünde bu şovu yapanlar hasta mahkumları zorlamaya ve onları perişan etmeye bile kalkar.

Oysa ki, o intikam şovunu yapanların kendileri de bir gün böyle bir şovun içinde olabilirler.

Şovu ve yetkiyi kullanarak intikam almaya kalkan bir toplumda buna eğer hekimlik yemini eden tıp ve adli tıp da eşlik ederse insanlar o zaman; 'Zulmünüz Batsın!..'' diyebilir.