Atatürk, İstiklal Savaşı’nın lideri ve çağdaş Türkiye’nin kurucusu olarak büyük bir dönüşüme imza attı. Onun yaptığı iki konuşma 1920’ler Türkiye’si ile 1930’lar Türkiye’si arasındaki farkı açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunlardan ilki Gençliğe Hitabe (1927) ikincisi ise 10. Yıl Nutku (1933). İki metin içerik bakımından ele alındığında büyük bir farklılığın olduğu görülmektedir. Her iki metin de Mustafa Kemal Atatürk tarafından yazılmış olmakla birlikte kurgulandıkları dönemin koşulları ve inşa edilmek istenen kolektif hafıza bakımından 6 yıllık süreçte yaşanan büyük dönüşüm belirgin bir şekilde kendini göstermektedir.

CHP Kurultayı’nda 20 Ekim 1927 tarihinde Nutuk’un kapanış metni olarak söylenen Gençliğe Hitabe, 1919-1927 yılları arasındaki askeri ve siyasi mücadelenin bir tür muhasebesi niteliği taşımaktadır. Bu dönem, Türk Devrimi’nin hukuki ve idari alanda hız kazandığı, ancak rejimin henüz kurumsallaşma aşamasında olduğu, iç ve dış tehditlerin sürdüğü bir döneme denk gelmektedir. Hitabede belirtilen iç ve dış tehditler, Mondros ve Sevr koşullarının bir daha yaşanma riskini ve bunun yarattığı kolektif travmayı hatırlatarak, tehlikenin tamamıyla geçmediğini, güvenlik kaygılarının sürdüğünü belirtmekte ve bundan kurtuluş için devrimin kararlılıkla sürmesi gerektiğini bir savunma refleksiyle gençliğin dikkatine sunmaktadır.

Neden Her Şeyi Bu Kadar Çabuk Tüketiyoruz?
Neden Her Şeyi Bu Kadar Çabuk Tüketiyoruz?
İçeriği Görüntüle

Cumhuriyetin 10. yılı kutlamalarında, 29 Ekim 1933 tarihinde söylenen 10. Yıl Nutku ise, geleneksel toplumun/devletin kurumlarının yerini modern toplumun/devletin kurumlarının büyük ölçüde aldığı ve ulus-devlet inşasının ilk aşamasının tamamlandığı bir dönemde söylendi. Nutkun okunduğu sıralarda kapitalizmin gördüğü en büyük kriz olan 1929 Dünya Ekonomik Buhranının yarattığı küresel sarsıntıya rağmen Devletçilik ilkesi ve Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ile ekonomik ve altyapısal dönüşüm başlatılmıştı. Bu bağlamda metin, askeri zaferin üzerine inşa edilen ekonomik ve sosyal kalkınma atılımlarını meşrulaştırmak ve özgüvenli bir toplum inşa etmek, yok oluş ve dış tehdit travmalarını geride bırakmış kendine güvenen çağdaş bir gelecek projeksiyonu Türk milletine sunmaktadır.

Gençliğe Hitabe, İstiklal Savaşı’nın yeni bitmesi, Şeyh Sait İsyanı, İzmir Suikastı gibi iç ve dış tehditlerin sürmekte olduğu ve devrim sürecinin en yoğun yaşandığı bir dönemin ortasında söylenmiş olması itibarıyla tehdit ve kriz odaklı bir nitelik taşımaktadır. Metinde geçen "Bir gün", "ahval ve şerait" gibi zamansal belirteçler üzerinden döngüsel olarak gelecekte tekrarlanması muhtemel bir çöküş senaryosu tasvir edilmektedir. Gençliğe Hitabenin tarihsel referans noktası elbette doğrudan Osmanlı’nın son dönemi, Mondros süreci ve ülkenin fiilen işgali ile yönetici kadroların gaflet ve ihanetidir. Burada Damat Ferit ve Vahdettin’i hatırlamak yerinde olacaktır.

Onuncu Yıl Nutkunda ise yakın geçmişteki zorluklar aşılmış, devrimler başarıyla tamamlanmış ve Türkiye "muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma" hedefine yönelmiştir. İlginç olan 6 yıl önce söylenen tehdit algısına dair en ufak bir göndermeye rastlamamaktayız. Burada tarihsel referans, Osmanlı'nın son dönemindeki çöküş değildir, aksine binlerce yıllık tarihi olan Türk milletinin tarihsel kökleri ve medeniyet kurucu özelliğidir. Aslında buradaki vurgular, 1930'larda öne çıkan Türk Tarih Tezi ve Güneş-Dil Teorisi ile paralellik göstermektedir. Türk milletine yakın tarihteki travma değil uzak geçmişteki kadim ve şanlı tarih referans olarak gösterilmektedir. Motivasyon negatif değil pozitiftir.

Gençliğe Hitabede muhatap alınan, Cumhuriyetin/devrimin ve devletin koruyucusu sorumluluğu yüklenen Türk Gençliğidir. Hitabede söz edilen gençlik, belli bir yaş grubundan ziyade, Türk Devrimi’ni ve Cumhuriyetin temel niteliklerini korumakla görevli tarihsel bir özne niteliğindedir. Bir bütün olarak görülen gençlik, iç ve dış düşmanlar üzerinden uyanık davranmakla yükümlenmektedir. Mondros ve Sevr süreci, bu süreçteki iç ihanet cephesi ve dış güçlerin belirsiz bir gelecekte de tekrar edebileceği uyarısında bulunulmaktadır. Bu da daimi bir müteyakkız olma durumudur.

Onun Yıl Nutkunda ise muhatap alınan ise bütünüyle “Büyük Türk Milleti” olmuştur. Nitekim bu konuşmada sürekli Türk milletinin kadim tarihine pozitif göndermeler yapmakta ve bunu ulaşılması istenen hedef için örnek olarak gösterilmektedir. Sanki dün yaptın, bugün ve yarın da yapabilirsin demektedir. Burada Türk milletine yapılan vurgu bütüncüldür; toplumun bütün kesimleri bir bütün olarak alınmakta, yaş grubu, sınıf ya da zümreye değinilmemektedir. Tanımlanan kitle ayrılıklar üzerinden değil, "az zamanda çok ve büyük işler başarmış" homojen, kolektif ve özgüvenli bir millettir.

1927 tarihli Gençliğe Hitabe, yakın geçmişte yaşanan trajik olaylar nedeniyle ve bunların tekrar yaşanabilme ihtimali dolayısıyla uyarıcı ve savunmacı bir çerçeve çizmektedir. Ancak edilgen değildir. Şartlar ne olursa olsun, yani "bütün kaleler zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş..." olsa bile bunlara karşı Türk genci, muhtaç olduğu gücü ve meşruiyeti kendi tarihinde ve damarlarındaki “asil kanda” bulacaktır.

Gençliğe Hitabeden 6 yıl sonra 1933’te söylenen 10. Yıl Nutku ise, Cumhuriyetin onuncu yılına kadar yapılanların, yapılmakta olanların ve yapılacak olanların coşkulu, gururlu ve atılımcı ruhunu yansıtmaktadır. Atatürk’ün buradaki pozitif söyleminin dayanak noktası, "Türk milletinin yüksek karakteri, çalışkanlığı ve zekası" idi. Her şeyi başaran milletti; Atatürk ise “büyük Türk milletinin bir ferdi” idi. Kısa sürede kaygılı bir toplumu savunmacı refleksten çıkarıp gururlu, özgüvenli, gelecek yarışında iddialı hale getirme ve medeniyet yarışında öne geçirme arzusu metnin hemen her yerinde hissedilmektedir.

Atatürk, hem İstiklal Savaşı’nın hem de Türk Devrimi’nin lideri olarak kurtarıcı ve kurucu kimliği ile insanlık tarihinde kendi milletinin tarihine en büyük katkıyı yapan lider konumundadır. Aslında 9 Mayıs 1935’te bu durumu şöyle anlatmaktadır:

"Uçurum kenarında yıkık bir ülke. Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar. Yıllarca süren savaş. Ondan sonra içerde ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler. İşte Türk Genel Devriminin bir kısa özeti".