Mehmet Akif, genel olarak İstiklal şairi olarak bilinir. Oysa Akif bunun ötesinde daha derin bir kimliğe sahiptir ve hakkında daha fazla şey bilinmesi gerekmektedir. İslamcı kimliği ve İttihatçı şemsiyenin içinde yer alması, II. Abdülhamit’e olan antipatisi onu daha ilginç kılmaktadır. Ancak Akif’in bunların ötesinde ve yanında Safahat’ın yazarı olduğu unutulmamalıdır. Hatta İstiklal Marşı, Safahat’ın tepe noktası olarak görülmelidir. 1918 yılı sonbaharında yazdığı Şark ve Alınlar Terlemeli adlı şiirleri, 2,5 yıl sonraki İstiklal Marşı’nın habercisi gibidir. Doğu ve Batı toplumlarının karşılaştırmalı analizi yaptığı bu şiirlerinde Doğu’nun Batı’dan geriliğini tartışır ve bunun nedenlerini saptar. Karamsar da değildir. Mücadele adamı olan Akif, çözüm olarak çalışmayı, Batı ile aradaki mesafeyi kapatmayı önermektedir. Toplumun moralini bozmaya değil, onu ayağa kaldırmaya çalışmaktadır. Bu haliyle o, kendi zamanının idealist, vatansever ve öncü isimlerindendir. Topluma moral aşılamak ve birlik çağrısı yapmak, Akif’in temel misyonudur.

İzmir’in işgalinin ardından sonra milleti ayağa kaldırmak için Anadolu’ya geçerek Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde verdiği vaazda (Ocak 1920), şiirlerinde olduğu üzere insan gibi yaşamak için ayağa kalkmak gerektiğini, bu yapılmadığı takdirde esir olunacağını ve bizi kimsenin insan yerine koymayacağını anlatır. Yine Akif bu konuşmasında –şiirlerinde olduğu gibi- kabahatı başkalarında değil bizde bulur:

“Acaba biz Müslümanlar niçin bu hale düştük? Bunun illetini ben şöyle görüyorum: Doğduğumuz günden itibaren babalarımız, analarımız, hocalarımız, siyasilerimiz, ediblerimiz, şairlerimiz, muharrirlerimiz bize istikbal için ümid verecek bir şey söylemediler. Ben çocukluğumdan beri:

- Biz yaşamayız. Avrupalılar terakki eylemiş. Siz çok fena günler göreceksiniz! …

Nakaratından başka bir şey işitmedim.

- Çocuklar, siz geceli gündüzlü çalışınız ki bu memleket kurtulsun…

Diye bizleri saye, mücahedeye sevk edecekleri yerde, rast gelen adam ruhlarımıza, kalplerimize yeis mayası aşıladı. Garbın terakkilerinden bahsederlerken diyeceklerdi ki:

-Evlâtlar, görüyorsunuz ya, Avrupalılarla bizim aramızda çok mesafe var. Bu mesafeyi telâfi edecek surette çalışınız. Yoksa daha geride kalır, mahvolursunuz. Sakın azminize fütur getirmeyiniz! …

İzmir 5 Milyon Kişiyi Barındırır mı?
İzmir 5 Milyon Kişiyi Barındırır mı?
İçeriği Görüntüle

Evet, böyle diyeceklerdi. Lâkin demediler. Bilâkis yüz binlerce halk bu devletin batacağına kail idi. Bir taraftan, Avrupalıların terakkileri gözlerimizi kamaştırdı. Diğer taraftan muhitimizin bu gibi makûs telkinleri sinirlerimizi uyuşturdu. Onun için ileri gidemedik. Hâlâ o yeis, ruhlarımızda hükümrandır. Hiç biz Kitabullah’ı düşünmedik. O Kitabullah ki, birçok âyat-i celilesiyle ümmet-i İslâmiyeyi yeisden, azimsizlikten sakınmağa davet ediyor”.

Akif’in benzeri bir konuşmayı, Akif’ten üç yıl sonra aynı yerde Atatürk yapar. O da İslam’ın akıl dini olduğu gerçeğine dikkat çeker.

Akif, İstanbul’un işgalinin ardından Ankara’ya gelir, yeni açılan Meclis’te Burdur milletvekili olarak yer alır. Genelkurmay Başkanı İnönü’nün Kasım 1920’de, ordunun maneviyatını artırmak için bir milli marş yazılması isteğinin takipçisi, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi’dir. Para ödülü dolayısıyla yarışmaya katılmayan Akif, Hamdullah Suphi’nin ısrarıyla yarışmaya katılır ve şiiri birinci seçilir, defalarca okunarak ayakta alkışlanarak gözyaşları içerisinde kabul edilir.

12 Mart 1921 tarihinde İnönü Zaferi’nin ardından milli marş olarak kabul edilen İstiklal Marşı, Fransız milli marşı gibi orduya ithaf edilmiştir. Korkma, ayağa kalk ve mücadele et, kazanacaksın diye motivasyon dolu bir marş olan İstiklal Marşı, istiklalin sembolüdür. İstiklal Savaşı’na Milli Mücadele denmesini isteyenler olsa da bu savaş her şeyden önce İstiklal Savaşı’dır. Milli marşının adı İstiklal marşıdır. En büyük madalyasının adı İstiklal madalyasıdır. Vatana ihanet edenleri ve asker kaçaklarını yargıladığı mahkemenin adı İstiklal mahkemesidir. Ebediyen bağımsızlığımızın simgesi olarak kalacak bu marş, milli birliğimizin de simgesidir. Kabulünün 105. Yılı kutlu olsun. Akif’in deyimi ile “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın”.