TÜİK’in açıkladığı son Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları, İzmir’in nüfusunun 4 milyon 500 bin sınırını resmen aştığını gösteriyor.

Bir önceki yıla göre yaklaşık 11 bin kişilik artış, kağıt üzerinde "yavaşlamış bir büyüme" gibi görünse de madalyonun öteki yüzü oldukça karanlık. İzmir, yıllardır süregelen kontrolsüz göç ve yapılaşma baskısı altında can çekişirken şu soruyu sormanın vakti geldi: İzmir 5 milyon kişiyi gerçekten barındırabilir mi?

ALTYAPI, TRAFİK VE SU SORUNU!
İzmir’in en büyük sınavı kuşkusuz su. İklim krizi kapıdayken ve baraj doluluk oranları her yıl daha fazla endişe verirken, artan her bir kişi musluktan akan suyun geleceğinden çalıyor. Mevcut su kaynaklarımız bu tempoyu kaldırmaya yetmeyecek noktada.

Trafik ise artık sadece belli saatlerin değil, günün her anının kabusu. Dar sokaklar, yetersiz ana arterler ve her geçen gün trafiğe çıkan binlerce yeni plaka... İzmir’in ulaşım altyapısı, 4,5 milyona dahi dar gelirken, 5 milyonluk bir projeksiyon şehri kilitlenme noktasına getirecektir.

DEPREM VE YAPILAŞMA GERÇEĞİ!
İzmir bir deprem şehri. 30 Ekim 2020’de yaşadığımız acı tecrübe hala taze. Şehirde hala dönüştürülmeyi bekleyen binlerce riskli yapı varken, yeni göçlerin yarattığı konut talebi "hızlı ve plansız" yapılaşmayı tetikliyor.

GÖÇÜ NASIL KONTROL EDERİZ?
İzmir’in "yaşanmaz" hale gelmemesi için acil ve radikal önlemlere ihtiyaç var. Göçü bir yasakla durduramayız ancak akıllı yönetimle kontrol altına alabiliriz.

Sadece İzmir merkeze yığılmayı önlemek adına, çevre ilçelerde (Kemalpaşa, Ödemiş, Tire, Bergama gibi) tarıma dayalı sanayi ve istihdam alanları genişletilmelidir.

Yıllarını haritacılık mesleğine vermiş teknik biri olarak önerim, şehir planlamasında "taşıma kapasitesi" esas alınmalıdır. Bir bölgenin altyapısı, suyu ve yolu kaç kişiye yetiyorsa, o bölgedeki yapılaşma izni o kapasiteyle sınırlandırılmalıdır.

Anatürk
Anatürk
İçeriği Görüntüle

Büyükşehirlerdeki yoğunluğu azaltmak adına, aşırı yoğun bölgelerde yeni yerleşimleri caydıracak veya altyapı maliyetini karşılayacak düzenlemeler tartışılmalıdır.

İzmir’in merkezini rahatlatmak için ulaşımı raylı sistemlerle desteklenmiş, kendi kendine yeten, iş ve yaşam alanlarının bir arada olduğu modern uydu kentler kurulmalıdır.

İzmir, sadece bir rakamdan ibaret değildir; bir kültür, bir yaşam biçimidir.

Son cümle: “İzmir’de nüfus artışını altyapı ve çevre politikalarıyla eşgüdümlü yönetemezsek, "Ege’nin İncisi" sadece eski fotoğraflarda kalan bir anı haline gelecek.”