Lozan’ın 100 yıllık olduğu, gizli maddelerinin olduğu ve madenleri çıkaramadığımız iddiası 100 yıl boyunca Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları tarafından –gerçek olmadığı halde- tekrarlanıp durdu. 100 yıllık süre dolarken yalanlar ayan beyan ortaya çıkınca bu kez yeni bir silaha sarıldılar. O da Lozan’dan önce İngilizlerle gizli bir antlaşma yapıldığı, Halifeliğin İngilizlerin isteğiyle kaldırıldığı, laikliğin bu nedenle benimsendiği iddiasıdır.

Sözünü ettiğim iddianın dayanak noktası Kemal Ohri adında birinin 1946-1947 yıllarında Cumhurbaşkanı İnönü’yü gönderdiği mektup. Mektubu tahrif ederek ya da yanlış yorumlayanlar da belli çevreler: Derin Tarih dergisi ve Mustafa Armağan, Metin Hülagü gibi isimler.

Hülagü şöyle diyor:

Kemal Ohri ile ilgili üzerinde durmak istediğimiz husus onun 1924’te Hilâfet’in ilgası ve dinî eğitimin Türkiye’de yasaklanması konuları ile alakalı olup İngiltere ile Türkiye arasında imzalanmış olduğunu belirttiği gizli antlaşma ve kaleme aldığı mektubudur.

Onun 28 Şubat 1947’de İsviçre’nin Cenevre kentinden Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye göndermiş olduğu mektubu yakın dönem siyasî tarihimize ışık tutması ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki uygulamaların ne kadar millî yahut yerli olduğunu, ne kadarının öz irademizle alındığını ve ne kadarının zorlamalar, mecburiyetler ve kamuflelerle tatbik alanına konulduğunu göstermesi bakımlarından hakikaten ibretliktir.

Her nasılsa ‘Sakıt Hanedan Azasından Kemal Ohri’nin İsmet İnönü’ye Mektubu’ ana başlığı ile Cumhuriyet Arşivi kayıtlarına geçmiş olup araştırmacılara açık halde bulunan söz konusu mektup Ohrili Kemal’in Cenevre’de Segy pansiyonunda kaldığı sıralarda daktilo edildikten sonra postaya verilmiştir.

Aslında bir tür analiz-rapor denilebilecek olan mektup toplamda 11 sayfadan meydana gelmekte olup Ohrili Kemal’in kendi şahsî meselelerini de içermektedir. Ancak mektubun esas yazılış amacı Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye istihbarî bilgiler vermek ve siyasî tekliflerde bulunmak olmuştur. Mektubun doğrudan doğruya dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye hitap ediyor olması Ohri ile İnönü arasındaki ilişki ve yakınlığı göstermesi bakımından da dikkat çekicidir.

Mektup muhtevası itibariyle ve kısa bir ifadelerle, Osmanlı Devleti’nin savaşa girme şekli; İttihat ve Terakki liderlerinin yanlış politikası; İngiltere’nin hilâfet siyaseti; hilâfetin kaldırılmasını öngören İngiltere ile imzalanan gizli antlaşma; o günkü genel siyasî şartlar; Hilâfet’in kaldırılması sonrası İslam dünyasının Türkiye ve İngiltere’ye bakışı; İngiltere’nin Hilâfet’i yeniden getirme arayışları ve sair konulardan oluşmakta ve ayrıca kişisel bilgi ve birikimler ışığında genel bir değerlendirme ile birlikte İsmet İnönü’ye yapılan bir kısım önerileri kapsamaktadır.

Yukarıda kısaca muhtevasından bahsettiğimiz Kemal Ohri’nin Cumhurbaşkanı İsmet Paşa’ya 1947 yılında göndermiş olduğu rapor-mektup Türkiye ile İngiltere arasındaki daha Lozan Antlaşması öncesinde imzalanmış olduğu belirtilen gizli bir antlaşmanın varlığından söz etmesi bakımından son derece önemlidir. Fakat bu gizli antlaşmanın tam olarak hangi konuları kapsadığından bütünüyle söz edilmemiş olması ise bir eksikliktir. Ancak antlaşmanın Hilâfet ve Saltanat’ın ilgası ile Türkiye’de dinî eğitimin yasaklanması konularını içermekte olduğu ve Lozan Antlaşması öncesi imzalanmış bulunduğu mektupta açıkça ifade edilmiştir” (Derin Tarih, Temmuz 2020).

Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi’nde Kemal Ohri’ye ait ilk mektup 10 Kasım 1946 tarihlidir. Bu mektup, arşivde 28 Şubat 1947 tarihli mektubun içerisinde birlikte yer almaktadır. Hülagü, Ohri’ye derin bir anlam yüklemektedir. Sanki İnönü ile bir yakınlıkları varmış gibi algı yaratmaktadır. Oysa Ohri’nin pozisyonu son derece açıktır. Dönemin Cumhurbaşkanı olan İnönü’ye bir mektup yazmıştır. Kendisi de Hilafetin kaldırılmasıyla hanedan mensubu olması nedeniyle yurt dışına çıkarılan isimlerden biridir. Çanakkale Savaşı sırasında Binbaşı rütbesiyle görev aldığı anlaşılmaktadır. İngilizlerle Çanakkale Savaşı devam ederken yapılan görüşmelerde de yer almıştır.

İnönü’ye yazdığı mektupta İngilizlerle Lozan’dan önce gizli bir antlaşma yapıldığını anlatmakta ve bunun hükmünün artık kalmadığını, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeni koşullarda Halifeliğin yeniden kurulmasını istemektedir. Üstelik önerisinde dikkat çekici olan iki şey daha vardır. Birincisi Halifeliği İnönü’nün üzerine alması (TBMM’nin İnönü’yü Halife seçmesi), ikincisi ise kurulacak halifeliğin İngilizlerin hizmetine verilmesidir. Hanedan mensubu olarak Ohri’nin İngilizci bir kimliğe sahip olduğu, İngilizlerin emrinde bir Halifelik hayal ettiği açıktır. Bu noktada Ohri’nin Hürriyet ve İtilaf Fırkası ya da İngiliz Muhipleri Cemiyeti diliyle konuştuğunu söylemek de mümkündür.

Diğer taraftan Lozan’dan önce İngilizlerle yapıldığı iddia edilen antlaşmayı kim imzalamıştır? Nerede imzalamıştır? Kimlerle imzalamıştır? Bu antlaşmanın maddeleri nelerdir? Tamamen hayal ürünü olan bu antlaşma iddiasını dile getirilen antlaşmayı ortaya koymak zorundadır. Lozan’ın gizli maddelerini ortaya koyamadıkları gibi bunu da ortaya koyamayacaklardır. Ohri’nin yazdıkları deli saçmasıdır. Bununla birlikte Cumhurbaşkanına yazılan bir mektup vardır. Bu mektup muhtemelen devlet adamı ciddiyeti dolayısıyla İnönü tarafından arşive konulmak üzere verilmiş olmalıdır. Üstelik bu mektuba İnönü bir cevap da vermemiştir.

Üzerinde durulması gereken bir başka konu da Ohri’nin Bayar cumhurbaşkanı olduktan sonra ona da mektup göndermiştir. Ohri’nin karakter olarak maceracı ve güvenilir olmayan bir karaktere sahip olduğu yargısına da varmak mümkündür. Kendisinin Alman silah şirketi Junkers ile bir alacak meselesi vardır. DP döneminde Dışişleri Bakanlığından bu alacağının tahsil edilmesinde yardımcı olmasını istemektedir. Ohri ile İnönü yazışmamış ama DP döneminde Dışişleri Bakanlığı Ohri ile yazışmıştır. Bu yazışmalar 1950 sonrasındadır. Ohri’nin dönüşüne muhtemelen DP iktidarı döneminde izin verilmiştir. Yine muhtemelen Ohri, Hanım Sultan soyundan bir hanedan mensubu olmalıdır. Ohri’nin yazışmalarından İsviçre’deki büyükelçiliğin dönüşü için kendisine izin vermediğinden de şikayet etmekteydi.

Sonuç olarak başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyeti kuran kadro Türk Kurtuluş Savaşı sonrasında çağdaş bir devlet kurmak istediler. Bu süreçte ümmetten millete, kuldan bireye, tebaadan yurttaşa geçiş söz konusuydu. Çünkü Atatürk Türk milliyetçisiydi. Bu milletinin kadim Türk tarihinden güç olarak yeniden tarih sahnesinde yer almasını, insanlık ailesinin saygın bir üyesi olmasını istiyordu. Dolayısıyla konunun İngilizlerle bir ilgisi yoktu. Ancak uydur söyle tarihçilerinin Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Türk milletini zehirlemesine izin vermemek Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve Türk milletine karşı görevimizdir.Image-22