Çanakkale Savaşları, uzun yüzyıllardır Batı karşısında sürekli yenilen ve en son Balkan Savaşları’nda uğranılan ağır yenilginin yarattığı travmayı silen, artık yok olduğu düşünülen savaşma kabiliyetinin yok olmadığını gösteren, İttihatçıların kısa sürede orduya yeni bir ruh verebildiğini gösteren, Türk milli bilincinin uyanmasını sağlayan ve İstiklal Savaşı’nın moral ve motivasyon bağlamında temellerinin atıldığı en önemli dönüm noktasıdır.

Çanakkale, dağılmakta olan imparatorluğun son günlerinde bile Türk milletinin en kötü koşullarda altında dahi -iyi yönetildiği takdirde- emperyalist güçlere karşı yüzyıllardır sürdürdüğü direniş ruhunu yitirmediğini, küllerinden doğabileceğini, Türk bitti demeden bir şeyin bitmeyeceğini açık bir şekilde gösterdi. Çanakkale’de deniz ve kara savaşlarında kazanılan eşsiz zafer, Türk ordusuna ve Türk milletine olan güveni yeniden sağladı. Balkan Savaşlarında uğranılan feci yenilginin etkisini ortadan kaldırarak bir teselli sağladı ve Türk milletini, vatanını ortadan kaldırmanın o kadar kolay olmadığını gösterdi. Çanakkale’deki zaferle yakın gelecekteki Türk Kurtuluş Savaşı’nın kadroları ve ruhsal altyapısı oluştu. Atatürk, Samsun’a çıktığı 19 Mayıs’ı doğum günü olarak kabul etmektedir. Ancak bu tarihin dışında bir tarih aramaya kalkarsak şüphesiz bu Çanakkale Zaferi’nin tarihidir. Onun ordu içerisindeki şöhreti ve kamuoyunda bilinmesi Çanakkale kara savaşlarındaki belirleyici rolü nedeniyledir.

Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılı içerisinde Türklerin direnci neticesinde Boğazlar açılamadığı için Rusya’ya yardım gitmedi. Bu nedenle Çarlık Rusya’sının çöküşüne ve Bolşevik İhtilali’ne (1917) giden yol açıldı; savaş iki yıl daha uzadı. Dönemin üzerinde güneş batmayan süper gücü Britanya İmparatorluğu ve müttefiki Fransa, Çanakkale’de telafi edilmesi mümkün olmayan bir prestij kaybına uğradı. Deyim yerindeyse genç Türk subaylar, Çanakkale’de sergiledikleri direnişle Britanya ve Fransa’nın karizmasını çizdiler. Savaş, 1918 yılı sonbaharına kadar uzadı. İmzalanan Mondros Mütarekesi ile İngilizler ve müttefiklerini hiçbir direnişle karşılaşmadan İstanbul’a kadar gelseler de, Türk subaylarının hafızasında Çanakkale ruhu yaşıyordu. Onun yeniden canlandırılması yine bir Çanakkale kahramanıyla, Atatürk’le oldu.

Çanakkale Savaşlarını iki aşamaya ayırmak gerekir. İlki deniz savaşları kısmıdır. Devasa bir donanmayla Boğazları rahatlıkla geçebileceğine inanan İtilaf devletleri, hayal kırıklığına uğradılar. Cevat Çobanlı Paşa, Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Komutanı olarak deniz savunmasının başında bulunmaktaydı. Cevat Paşa, 18 Mart 1915 tarihindeki büyük deniz saldırısının püskürtülmesinde, Boğaz’daki tabyaların tahkim edilmesinde ve mayın döşenmesinde (Nusret mayın gemisi) belirleyici bir rol oynadı. O da Atatürk gibi, Türk kamuoyunda büyük bir saygınlık kazandı.

Deniz yoluyla Boğazları geçemeyeceğini anlayan İngiltere ve Fransa, karaya çıkarma yaparak Gelibolu yarımadasını ele geçirme ve böylece İstanbul yolunu açmayı planladılar. Mesele karaya yapılan çıkarmanın nereye olacağı idi. Almanlar, Saroz körfezini bir çıkarma alanı olarak görürken Atatürk onlarla aynı fikirde değildi. Yarbay Mustafa Kemal Bey, 19. Fırka Komutanı olarak 25 Nisan 1915 sabahı düşmanın Arıburnu’na çıkacağını keskin zekası ve bölgede yaptığı incelemeler neticesinde önceden tahmin etmişti ve üstlerinden emir beklemeden birliğini harekete geçirerek işgalin genişlemesini durdurdu. Böylece Gelibolu yarımadasının İngiltere ve müttefiklerinin eline geçmesini engelledi. "Size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" sözüyle Türk askerindeki fedakârlık ve direnme ruhunu çok iyi bildiğini göstermiştir. Aynı mücadeleci ruhu Atatürk’te, Sakarya Savaşı sırasında da görürüz. Orada da “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” demişti.

Atatürk, Anafartalar Grup Komutanlığı görevini yürütürken 9-10 Ağustos tarihlerinde kazandığı Anafartalar zaferiyle düşmanın Gelibolu yarımadasını ele geçirme umutlarını tamamen ortadan kaldırdı. 10 Ağustos’ta Conkbayırı’nda kalbinin üzerine isabet eden bir şarapnel parçası, cebindeki saatinin parçalanmasına yol açmış ama bu da canını kurtarmıştı. Atatürk’ün Çanakkale’deki başarıları onu Türk milleti nezdinde "Anafartalar Kahramanı" haline getirdi. Askeri dehası ve öngörüsü, ordu kadroları içerisinde onu bir efsane konumuna taşıdı ve bu da onu Türk Kurtuluş Savaşı’nın tartışmasız lideri haline getirdi. Aralarında fikir ayrılığı olsa da pek çok silah arkadaşı, onun liderliğini tartışmasız kabul etti.

BBC Türkçe Servisi’nin sitesinde “Atatürk: Türklerin Babası” belgeseli var. Aynı belgesel Youtube sitesinde de bulunmakta… BBC’nin 1970 yılında hazırladığı belgesel tipik bir İngiliz belgeseli olsa da Atatürk’ün Çanakkale’de İngilizleri uğrattığı yenilgiyi bir hayli işlemişler: Deniz savaşının başarısız olmasından sonra kara harekâtında savaşın kaderini Mustafa Kemal’in belirlediği, Conkbayırı’ndaki müdahalesinin kariyerinde dönüm noktası olduğu ve savaştan “bir milli kahraman” olarak çıktığı belirtilmekte. Belgesele göre Mustafa Kemal, sadece muharebenin değil savaşın ve hatta Türk milletinin kaderini değiştiren bir zafere imza attı. Tarihte benzer etkiyi yaratan zaferler ender görülmekteydi. Çöken bir imparatorluktan ve çoğunluğu köylü olan bir toplumdan yarattığı çağdaş Türkiye, birçok Batılı için “insanı hayrette bırakan bir başarı” idi.

Sonuç olarak Cevat Çobanlı Paşa 18 Mart Deniz Zaferi ile Çanakkale Boğazı’nın deniz yoluyla geçilmesinin imkansızlığını gösterdi ve İtilaf devletlerini kara savaşına mahkum etti. Atatürk ise kara savaşlarında gösterdiği askeri deha ve öngörüyle ve elbette bölgede yaptığı ciddi incelemeler neticesinde, İtilaf devletlerini deniz kıyısından içeriye sokmadı, İngiltere’nin yenilmezliğini tarihin çöp sepetine attı. Buradan elde edilen moral ve motivasyonla hem Türk Kurtuluş Savaşı’nı yürütecek ruhu diri tuttu ve böylece modern Türkiye’nin kuruluşuna giden yolu açtı.

Günümüz Türkiye’sinde en çok ihtiyaç duyduğumuz ruh, Çanakkale ve İstiklal Savaşı ruhudur. Genç nesillere ve topluma bu ruhu aktarmanın yolu, bölgeyi göstermek ve anlayarak gezmelerini sağlamaktır. Atatürk’ün sözleriyle Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır”.