Tarihi bir yerel seçim sürece yaşadık. CHP, 30 büyükşehir belediyesinin 14’ünü, 51 il belediyesinin 21’ini, 910 ilçenin 320’sini kazanarak ve % 37,6’lık bir oyla birinci parti haline geldi. Bu, uzun yıllar aradan sonra CHP’nin yerel ya da genel seçimlerde birinci parti haline gelmesi anlamına gelmektedir. CHP, İstanbul, Ankara ve İzmir’i elinde tutmayı başardığı gibi 3 büyükşehir ve 7 il belediyesi daha kazanmayı başardı. Diğer taraftan MHP, YRP ve DEM Parti de AK Partinin elinden ikişer il aldı. İYİ Parti ve BBP de AK Partinin elindeki belediyelerden birer tane aldılar. Dolayısıyla ister Cumhur ittifakı içinden olsun ister karşıt partilerden olsun pek çok parti AK Parti mirasından pay aldılar. AK Partideki oy kaybının 2019 yerel seçimlerine göre % 9 olduğu görülmektedir (% 44,3’ten % 35,4’e…). Bu noktada 2019’daki % 84 katılımın 2024’te % 78’e düşmesi dikkat çekicidir. Ayrıntılı analizleri daha sonra yapmak mümkündür ama bu katılım düşüklüğünün iktidar aleyhine olduğu varsayılabilir.

CHP yerel seçimlerde uzun yıllar önce birinci parti çıkmıştı. 1973’te, 51 yıl önce Ankara, İstanbul ve İzmir'in de içinde bulunduğu 32 ilin belediye başkanlıklarını kazandı (toplam il sayısı 67). Aldığı oy da bugünkü gibi % 37,4 idi. 22 il’de AP, 3 il’de MSP, 2 il’de Demokratik Parti, 8 il’de ise bağımsızlar kazandı. CHP, 1973 genel ve yerel seçimleriyle 1977 genel ve yerel seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. CHP’nin 2024 seçimlerinden önce son birinci çıktığı yerel seçim Aralık 1977 tarihinde yapılan yerel seçimdir; yani 47 yıl önce… Bu seçimde CHP oylarını daha da arttırarak % 45,7’ye çıkardı. Bu seçimde CHP’nin elindeki il belediyesi sayısı 42’ye ulaştı. AP’nin il belediyesi sayısı 15’e düştü. MHP 5, MSP 3, bağımsızlar 2 il belediyesi kazandı. CHP’nin ilk kez kazandığı belediyeler arasında Bursa da vardı. CHP’nin Bursa’yı tekrar kazanabilmesi için uzun yıllar geçmesi gerekti. 1977-1980 arasındaki dönemde CHP’nin yerel bazda ve ülke genelinde yaşanan sorunlara rağmen başarılı bir yerel yönetim politikası izlediler; sosyal demokrat/ toplumcu belediyecilik anlayışını geliştirdiler. 

Bugün 1977’den 47 yıl sonra gelen bir başarı söz konusu. SHP’nin de CHP geleneğinin devamı olduğunu kabul edersek 1989 yerel seçimlerinde SHP’nin kazandığı başarıyı görmezden gelmemek gerekir. Nitekim bu seçimlerde SHP, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirler başta olmak üzere 39 il belediye başkanlığı kazandı. DYP 16, RP 5, ANAP 3, MÇP (Milliyetçi Çalışma Partisi) 3 ve bağımsız 1 belediye başkanlığı elde etti. SHP’nin 1989-1994 yılları arasındaki belediyecilik anlayışının bir ara dönem olarak kaldığını, özellikle Ankara’da Murat Karayalçın’ın başarılı bir belediye başkanlığı yaptığını not etmek anlamlı olacaktır.

2019 yerel seçimlerine Millet İttifakı damgasını vurmuştu. AK Partinin elinden İstanbul ve Ankara alınmakla kalınmamış, elde edilen büyükşehir belediyesi sayısı 11’e ulaşmıştı. İYİ Parti ile CHP’nin yarattığı sinerji, bu kazanımı sağlamıştı. 2024 yerel seçimlerine ise seçmenin kendi başına yaptığı “sandık ittifakı” damgasını vurdu. Seçmenin AK Parti karşısında –oylarını dağıtmadan- en güçlü partiye bilinçli bir şekilde yönelmesi dikkat çekmektedir. Bu AK Partinin sonu mu demektir? Hayır, onu söylemek için bir hayli erken. Böyle bir sonu 4 yıl sonra hayal etmek için bazı soruların cevabını verebilmek gerekir:

-          Erdoğan sonrası dönemde Erdoğan’ın varisi kim olacaktır? (Bu arada Erdoğan sonrası dönem demek için çok erken. Halen 2028’de halen Erdoğan yola devam etmesine yönelik bir takım girişimlerin olması mümkündür!).

-          Var olan ekonomik kriz aşılabilecek midir? Dar gelirlilerin uğradığı maddi kayıplar telafi edilebilecek midir?

-          CHP kazandığı yerel yönetimlerde başarılı olabilecek midir? (Bu ekonomik dar boğaz ortamında sosyal belediyecilik daha anlamlı hale gelmektedir!).

Yukarıdaki üç soruya muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı da dördüncü soru olarak eklenmelidir. Bu sorunun cevabı muhtemelen Ekrem İmamoğlu olacaktır. İmamoğlu için Kasım ayı başında yapılan CHP Kurultayı sonrasında Mart 2024’teki yerel seçimlerde kazanacağı başarının ardından 2028’de Erdoğan’ın karşısına CB adayı olarak çıkacağını, seçilirse de Türkiye’nin 20-30 yılına damga vuracak bir ekiple yönetimi ele alabileceğini belirtmiştim. Nitekim bu tespitimi son günlerde bir anket şirketi sahibi de yaptı. Ancak o ve bazı gazetecilerin aynı motivasyonu Kılıçdaroğlu için de yaptıklarını unutmayalım. “Kral öldü, yaşasın kral” denecektir. Ancak burada gaza gelmemek en önemli kriterdir.

O dönemde Kılıçdaroğlu’nun aday olmaması gerektiğini, muhalefet partilerinin ciddi kamuoyu yoklaması yapmaları gerektiğini ve hatta parti üyelerinin tümünün katılımıyla aday belirleme seçimi yaparak bir demokrasi dersi verebileceklerini yazdığım için bugün rahatlıkla bunu tekrar edebilmekteyim. Türkiye’de muhalefet, Macaristan’da muhalefetin Orban karşısına güçlü bir adayla çıkamama deneyimini tekrarlayarak aynı yenilgiyi tattı.

Tekrar muhalefetin 2028 CB adayına dönecek olursak bu konuda birkaç olasılık var:

-          İmamoğlu ile Yavaş birlikte hareket eder.

-          İmamoğlu ayrı aday olur Yavaş’la işbirliği kapısı olarak!).

-          Yavaş ayrı aday olur (İmamoğlu ile işbirliği kapısı açık olarak!).

-          AK Parti ya Erdoğan ile yola devam eder ya da bir varisle yola devam eder (Selçuk Bayraktar-Hakan Fidan-İbrahim Kalın üçlüsü birlikte hareket eder!)

Benim şahsi kanaatim İmamoğlu ile Yavaş’ın birlikte hareket edeceği yönünde. Ancak iki ismin de zafer konuşmalarının belediye başkanlığı zaferinin ötesinde olduğunu söylemeliyim. Her ikisinin de kendi tarzları var ve bu tarzlarının da toplumda karşılığı var. Birbirinden farklı ve ama özgün bu tarzlar iki ismi de önümüzdeki günlerde daha da öne çıkaracak gibi. İmamoğlu’nun seçim akşamı 00.30’da Erdoğan ile aynı kitlelerin karşısına çıkışı, İmamoğlu’nun Erdoğan’ın çıkış saatine denk getirerek sahneye çıkışı manidar. CB makamından sonra açık bir şekilde İstanbul belediye başkanlığının ikinci sırada bir makam olarak öne çıkacağı anlaşılıyor. Bunu önümüzdeki günlerde ve yıllarda daha çok göreceğiz. Metafor olarak bakacak olarak İmamoğlu’nun gömleğinin kollarını sıvaması, kravatını çıkarması CB seçimlerine yönelik bir hazırlık olarak şüphesiz okunmalıdır. Burada belirleyici olan belediye başkanlığındaki başarı ve kitlelerle kurulacak duygusal bağ olacaktır.

Bu noktada erken seçim mümkün müdür diye sorulabilir. Hatırlanacağı üzere 2018 CB seçimlerinin ardından birkaç yıl geçince pandemi ve ekonomik kriz ortamında muhalefet sıklıkla erken seçimi gündeme getirmişti. O dönemde yaygın bir inanış da oluşmuştu erken seçimin olacağı şeklinde. Ancak yine o dönemde erken seçimin olmayacağını ısrarla belirtmiştim. Ekonomik kriz ortamında Erdoğan ülkeyi erken seçime götürmezdi. Nitekim götürmedi de. Aynı şeyi bugün de söylemek gerekir. 4 yıllık ciddi bir kemer sıkma politikası ve ekonomik toparlanma isteği en büyük beklenti olacaktır iktidar açısından. Ancak iktidarın iki zafiyeti var. Birincisi parti kadrolarındaki yorgunluk ve zayıflama, diğeri de Erdoğan’ın seçim gecesi de belirttiği yorgunluk. Bu aşamada 4 yıl boyunca yerel seçimleri kazanan muhalefetin iktidara bir kontrol ve denge sistemi (check and balance) getirdiğini, bunun Türkiye‘ye nefes aldıracağını düşünüyorum.

Bu Pazar oy günü! Bu Pazar oy günü!

ANAP, 1989 yerel seçimlerinden yenilgiyle çıkınca 1991’de de iktidarı kaybetmişti. Benzer bir durum söz konusu olabilir mi? Olabilir de olmayabilir de. Bu yerel seçim yenilgisini AK Partinin genel yenilgisi olarak okumak ve 2028 seçimlerini çantada keklik görmek, 2023 CB seçimlerini çantada keklik görmeye benzeyebilir. Malum sonuç hüsran olmuştu.

AK Partinin 22 yıllık iktidarı söz konusu. Bu 2028 itibarıyla 26 yıla tamamlanacak. Erdoğan, Atatürk ve İnönü’nün toplam iktidar süresini tek başına yakalayacak. 1923-1950 yılları arasındaki 27 yıllık CHP iktidarına yaklaşacak.  Uzun iktidar yıllarının AK Parti bünyesinde bir metal yorgunluğuna yol açtığı açık. Parti kadrolarının zayıfladığı, yükün sistem gereğini Erdoğan’ın üzerine kaldığı görülüyor. Ancak yine de toparlanma her zaman mümkün. Unutmamak gerekir ki AK Parti, Türk siyasal yaşamının en pragmatik partisi. Açılım sürecini HDP ile yürüttüğünü, sonra da MHP ile işbirliğine yöneldiğini hatırlatmak isterim.

2019 yerel seçimlerine göre % 9’luk oy kaybını telafi etmek yukarıda sözünü ettiğim şartlar altında her zaman ihtimal dahilinde. Denilebilir ki 10 ayda ne değişti? Buna değinmeden önce 7 Haziran 2015 genel seçimleriyle 1 Kasım 2015 genel seçimlerindeki oy kaymasını dikkatlerinize sunmak isterim. 7 Haziran seçimlerinde AK Parti % 40,8 oy alırken 5 ay sonra 1 Kasım seçimlerinde AK Partinin oyu % 49.5’a ulaştı. % 9’luk bir artış yaşandı. Temel belirleyici parametre iç güvenlik, terör ve dış tehdit idi. Nitekim 2023 CB seçimlerinde de aynı faktör ekonomik krizin önüne geçerek sonuçlarda belirleyici bir etki yaptı.

2023 CB seçimlerinde Erdoğan’ın onca sorunun arasında seçimi kazanabilmesi olağanüstü başarıdır. Biz tarihçiler muhtemelen uzun yıllar Erdoğan’ın bu seçimi nasıl kazanabildiğini uzun yıllar tartışacağız. Benim açımdan Erdoğan karşısında en kolay kazanabileceği aday olan Kılıçdaroğlu’nu aday olmaya dolaylı olarak teşvik etti ve onu kazanabileceğine inandırdı. Kılıçdaroğlu da bu oyuna geldi. Bugün geriye dönüp baktığında Kılıçdaroğlu aday olarak yanlış yaptığını düşünmekte midir? Bilmiyorum. Ancak 2023 CB seçimlerinde bunun yanı sıra Erdoğan başarılı bir şekilde gündemi ekonomik kriz ve mülteci meselesinden terör ve güvenlik meselesine kaydırabildi. Muhalefetin parçalı ve uyumsuz yapısı, zayıf bir adayla birleştiğinde seçmende kaygı yarattı. Erdoğan’ın aldığı % 52 oyun Kılıçdaroğlu karşıtlığından, Kılıçdaroğlu’na verilen % 48 oyun da Erdoğan karşıtlığından oluştuğunu söyleyebilirim. Her iki tarafın da bir kesiminde zoraki oy verme eğilimi mevcuttu. En az istenen adaya oy verme meselesi…

Aradan 10 ay geçtikten sonra bu kez iktidarın 10 aylık sürede var olan sorunlara çözüm bulamaması, iktidara yönelik cezalandırma isteği, hayat pahalılığı, emekli maaşlarında artış yapılmaması ve alım gücünün her geçen gün düşmesi, gündemin ekonominin dışına çıkamaması seçmenin tavrında belirleyici oldu. İktidar karşısında en güçlü partiye yönelme önemli bir unsur. Ancak oyların bir bölümünün iktidar bloğu içinde yer değiştirdiğini görmezden gelemeyiz. Bu noktada halen kısmen iktidar bloğu içerisinde yer alan YRP toplamda aldığı oylarla üçüncü parti haline geldi. Eskiden AK Partide oylar MHP’ye kayarken bu kez YRP’ye kaydı. Dolayısıyla CHP büyük bir başarıya imza atmakla beraber AK Partinin çöktüğünü ya da çökmekte olduğunu söylemek gerçek dışıdır. Bununla birlikte muhalefetteki zafer büyük bir moral sağladı. 2023 CB seçimlerindeki yenilgi havası tamamen ortadan kalktı. İktidarın bu süreçte ekonomiyi toparlamaya odaklanacağını ama diğer taraftan kutuplaşma siyasetine, güvenlik ve terör gibi konuları öne çıkarmaya yönelmesini beklemek şaşırtıcı olmayacaktır.

Sonuç olarak 2023 milletvekili seçimlerinde DEVA, Gelecek, Demokrat ve Saadet partilerine verilen milletvekilliklerinin fazlalığına tekrar dikkat çekmek isterim. 38 milletvekili verilen bu dört partinin oy toplamı bugün % 1. CB seçimlerinde aday belirlemedeki aksaklığa belki de haklı olarak muhalefet eden İYİ Parti, o süreci kötü yönetti. Kılıçdaroğlu’nun aday olma ihtimali açık iken Mart 2023’e kadar beklemek ve son anda masadan kalkmak yanlıştı. Ben Kılıçdaroğlu’nun aday olmaması gerektiğini düşünen biri olarak, Akşener’in son ana kadar beklemesini yanlış bulduğumu belirtmeliyim. O dönemdeki yanlışlığı telafi etme adına yerel seçimlerde İYİ Parti kendi sonunu hazırladı. Merkez sağdaki boşluğu doldurması beklenen İYİ Parti, tabela partisine dönüşebilir. Hiç şüphesiz MHP kurumsal kimliğiyle zayıflasa da varlığını sürdürecektir. YRP önümüzdeki sürecin yükselen partisi olmaya devam edecek gibi görünüyor. Tarihin garip tecellisi şu ki, Erdoğan Necmettin Erbakan ile yola çıkmış sonra da gerilimli bir süreçle onun siyasi varisi olmuştu. Bu kez oğul Fatih Erbakan, Erdoğan ile yola çıktı ve ardından karşısına geçti. Baba Erbakan-Erdoğan-Oğul Erbakan ilişkisine ve gerilimine vurgu yapalım. 

Bu noktada Yavaş’ın konumu son derece önemli. İmamoğlu ile birlikte hareket etmeleri CHP’ye büyük bir dinamizm kazandıracaktır. İmamoğlu, tarzı bana Demirel ile Ecevit’in melezi bir tarzı çağrıştırıyor. Kürsü ve sahne hakimiyeti, hırsı ve toplumla kurduğu bağ İmamoğlu’nu Türkiye’nin geleceğine damga vurması ihtimalini arttırıyor. Ben bu denklemde Yavaş’ı da düşünmek gerektiği fikrindeyim. İkilinin çatışmasını beklemiyorum, birlikteliklerinin bir sinerji yaratacağını düşünüyorum.

2023 seçimlerinde faturayı seçmene kesenlere tekrar hatırlatmak isterim ki yanlış seçmen yoktur, yanlış aday vardır. Gündem kaymasına izin vermezseniz, Demirel’in deyimiyle tencere her zaman iktidarı belirler. Yeter ki seçmenle duygusal bağ kurabilen karizmatik bir adayla yola çıkın.