Yeni yıla bu kez doğduğum topraklarda, köyüm Karaözü’de girdim. Yılbaşı gecesi yağan kar, yeni yılın ilk sabahında her yeri kusursuz bir beyaza bürümüştü. Sessiz, dingin ve bir o kadar da huzur verici...

Anadolu’da kar yağışı sadece bir doğa olayı değildir; geleceğin habercisi, bir duygu, hatta bazen hayatı öğreten bir öğretmendir. Kırsalda kar yağdığında hayat yavaşlar. Zaman, şehirlerdeki gibi aceleyle akmaz. Kar, toprağın üzerini örterken insanın içini de kaplar; gürültüyü bastırır, fazlalıkları saklar ve özü görünür kılar. İnsan o an duygusal bir çıplaklık yaşar; arınır ve bütün yüklerini üzerinden atar.

ANADOLU’DA KAR YOLLARI KAPATIR, GÖNÜLLERİ AÇAR!
Anadolu insanı için kar; berekettir, rahmettir, umutla beklenen ama sabır isteyen bir misafirdir. Çünkü kar zorluk getirse de beraberinde iyiliği de getirir. Yollar kapanır ama gönüller açılır. Komşuluk hatırlanır, kapılar daha sık çalınır; sobanın başında paylaşılan çayın anlamı derinleşir.

Kayseri Karaözü’de kar yağarken herkes bilir ki; kar, bu topraklarda romantik bir kartpostal değil, hayatın ta kendisidir. Şehirlerde ise çoğu zaman sadece bir "manzara"dır; trafiği aksatan, işe geç bırakan, sosyal medyada fotoğrafı paylaşılan geçici bir heyecan...
Kırsalda kar hayata dokunurken, şehirde hayatı kesintiye uğratan bir detay gibi algılanır. Bu fark, aslında şehir ile kırsal arasındaki bakış açısının da bir özeti gibidir.

Cumhuriyet ve Kadın Devrimi
Cumhuriyet ve Kadın Devrimi
İçeriği Görüntüle

Uzun yıllar İzmir’de, iş dünyasının merkezinde yaşadım. Takvimler, toplantılar, hedefler ve koşturmalar arasında geçen yıllar... Ama yeni yıla girerken içimde güçlü bir his vardı: Memlekete dönmek.

Peki, insanı böyle zamanlarda doğduğu yere çeken nedir? Belki çocukluğun izleri, belki de insanın kendini en sahici haliyle bulabildiği yer olması... Muhtemelen hepsi. Önemli günlerde memlekete dönme isteği sadece bir nostalji değil, bir tamamlanma arzusudur. İnsan, hayatı ne kadar büyürse büyüsün, bir yere ait olma ihtiyacını daima içinde taşır. O yer genellikle doğduğumuz topraklardır.

Kar yağdığında bu duygu daha da belirginleşir. Çünkü kar geçmişi örterken, aynı zamanda hatıraları daha görünür kılar. Çocukken kar topu oynadığımız, kızakla kaydığımız sokaklar, ayak izlerimiz ve o ilk üşümelerimiz gelir akla.

KIRSALDA KAR İNSANLARI EŞİTLER, ŞEHİRLERDE FARKLI KILAR!
Anadolu’ya yağan kar ile şehirlere yağan kar arasındaki fark, aslında sosyal hayatlarımızın bir yansımasıdır. Kırsalda kar eşitler; herkes aynı soğuğu hisseder, aynı zorluğu yaşar. Şehirde ise kar, sınıfsal farkları daha görünür kılar: Kimin arabası var, kimin yolu açılıyor, kimin evi daha sıcak? Kar, Anadolu’da paylaşmayı öğretirken; şehirde bazen yalnızlığı büyütür.

Yeni yılın ilk gününde Karaözü’de karın altında yürürken şunu düşündüm: Saflık ve iyilik bazen en çok sessizlikte anlaşılır. Kar gibi... Gürültüsüz yağar ama her şeyi değiştirir. Belki de yeni yıla memlekette, karın kucağında girmek bu yüzden anlamlıydı; insana nereden geldiğini ve neyi unutmaması gerektiğini hatırlattığı için.

Son cümle: “Kar erir, yollar açılır, hayat yeniden hızlanır. Ama karın bıraktığı iz, toprağın hafızasında olduğu gibi insanın kalbinde de saklı kalır.”