Daha okuyacak kitapları, öğrenecek dersleri vardı.

Bir de kimbilir ne hayalleri?

Kimi öğretmen olacak,

Kimi de şehirde bir tamirci dükkanı açacaktı.

Belki de doktor olup, kasabasına dönecek, hastalara derman olacaktı.

Çoğu 15- 16 yaşının ilk baharındaydı.

Çoğu henüz sevda nedir bilmedi.
O’nun gözüne baktığında, başındaki dalgalanma, kalbindeki dolanma neydi hiç anlamadı.

Daha köyünden bile çıkamamıştı.
Büyük şehri görememişti

Bir arabaya binememiş, şehir fırınından bir somun ekmek yiyememişti.

Erkekliği gelmişti ama sevişme nedir hiç bilmedi.
Bir kadını sıkıca sarıp koklamadı, onun kucağında yatıp gökyüzüne bakmadı.

Kısacası…
Hayat yaşamadı.
Bir halk yaşasın diye.

Şimdi orada ÇANAKKALE’DE yatıyor o ve yüzlerce tazecik Mehmet’ler…

Her birimiz ölene kadar onlara bir hayat borçluyuz.

Türk’üm demekten utananlar,
İstiklal Marşı çalınırken, saygı duymayanlar,
Atatürk’e dil uzatanlar!

Hepsinden geçtim. Hayatlarını çaldığımız şurada yatan Mehmet’lerden utanın bari!

18 Mart 2026