Bundan önceki yazılarımızda, gerçeği bükme çabamız olan yalanı, öfkemizin dışavurumu olan küfrü ve aidiyet hissetme arayışımız olan dedikoduyu masaya yatırmıştık. Aslında her biri, iç dünyamızda biriken basıncı dışarı atma yöntemimizdi. Bugün ise belki de en sık başvurduğumuz, modern insanın adeta ana dili haline gelen o eylemi inceleyeceğiz: Şikayet etmek.
Peki, sabah içtiğimiz soğuk kahveden akşamki trafiğe, ülkenin gidişatından bitmek bilmeyen iş yüküne kadar neden sürekli bir "memnuniyetsizlik" halindeyiz?
MAĞDURİYETİN GİZLİ KONFORU
Şikayet etmek, aslında bir sorumluluk devridir. "İşler kötü gidiyor çünkü patronum anlayışsız," dediğimizde, başarısızlığın faturasını kendimizden kesip başkasına postalamış oluruz. Bu, egomuz için geçici ama oldukça tatlı bir koruma kalkanıdır. Tıpkı dedikoduda olduğu gibi, şikayet ederken de kendimizi "doğru tarafta", karşımızdakini veya sistemi ise "yanlış tarafta" konumlandırarak sahte bir haklılık gururu yaşarız.
ŞİKAYET ETMENİN İKİ YÜZÜ
Şikayet etmek sadece bir alışkanlık değil, aynı zamanda iki ucu keskin bir bıçaktır.
Şikayet etmek "Yalnız değilim" hissi, stres seviyesini düşürebilir. Ayrıca, yapıcı şikayet, bozuk bir sistemin düzelmesi için gerekli olan ilk kıvılcımdır.
Sürekli şikayet etmek, beyni "olumsuzluk avcısı" haline getirir. Bir süre sonra kişi, güneşli bir günde bile sadece terlediğinden yakınmaya başlar. Bu durum, sadece bizi değil, çevremizdekileri de "duygusal vampir" gibi sömürmemize neden olur.
ÖRNEKLERLE ŞİKAYET KÜLTÜRÜ
Bir restoranda yemeğin soğuk gelmesinden şikayet etmek, bir haktır ve çözüm odaklıdır. Ancak her akşam eve gelip "Hava çok sıcak, faturalar çok yüksek, kimse beni anlamıyor" diye başlayan ve hiçbir aksiyon içermeyen cümleler kurmak, bir yaşam biçimidir. İlkinde değişim istenir; ikincisinde ise sadece "onaylanmak" ve "acınmak" arzulanır. Küfürde olduğu gibi anlık bir patlama yaşarız ama sorun yerli yerinde durmaya devam eder.
Yalan söylerken saklanıyor, küfür ederken saldırıyor, dedikodu yaparken dışlıyorduk. Şikayet ederken ise aslında şunu fısıldıyoruz: "Benim dışımda bir şeyler yanlış gidiyor ve ben bundan dolayı mutsuzum." Belki de çözüm, ağzımızdan çıkan o "şikayet" cümlesini bir soruya dönüştürmektir: "Bunu değiştirmek için ne yapabilirim?"
Son cümle: “Eğer yapacak bir şey yoksa, şikayet etmek sadece ruhun gürültüsüdür. Ve bazen en büyük erdem, o gürültüyü dindirecek sükuneti bulabilmektir.”