29-Ekim-1923 tarihinde yönetme yetkisinin belli bir sınıfa değil doğrudan halka ait olmasını kanıtlayan cumhuriyet yönetim şekline kavuştu ülkemiz.
Bir anlamda o gün egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu vurgulanmıştı.
Her Cumhuriyet Bayramı'nda çocukluğumun, öğrenciliğimin bayramları gelir aklıma.
İlkokulun ilk yıllarında Malatya'nın İsmetpaşa Nahiyesinde (Şimdiki adı ile; Yeşilyurt İlçesi) bulunuyorduk.
Bu bayrama da diğer ulusal bayramlarda olduğu gibi tek olan ilkokulumuz tüm öğrencileriyle katılırdı.
Bulunduğumuz nahiyede hükümet binası iki katlı normal bir binaydı.
Ancak biz çocuklara çok büyük ve heybetli bir bina gibi gelirdi.
İlkokulun sınıfları, en önde başöğretmen ve yanlarında kendi öğretmenleriyle birlikte bayramlarda hükümet binasının önündeki nahiye müdürü ve belediye reisinin önünden geçerdik.
Yöre halkı için ulusal bayramlar önemli bir gün olarak algılandığından tören alanına gelir, kendi çocuklarını da gururla seyrederken coşkuyla alkışlarlardı.
Bir Cumhuriyet Bayramı'nda Malatya Lisesi Ortaokul ilk sınıfındayken kız izci öğrencileri arasında yer almıştım.
Tören hükümet konağının önünde, İsmet İnönü'nün heykelinin bulunduğu geniş alanda olmuş, biz öğrenciler bu kez vali beyin ve belediye reisinin önünden dizi dizi geçmiştik.
Yıllar ve yıllar sonra bir Cumhuriyet Bayramı daha silinmeyen, unutulmayan anılarıma takılıp kaldı.
1998 Yılındaki 16. Ulusal Radyoloji Kongresini 27-31 Ekim tarihleri arasında Ege Radyoloji olarak Efes Oteli Kongre Merkezinde biz düzenlemiştik.
29 Ekim akşamı yapılan kapanış yemeğinde kongreye katılanlar ellerindeki bayraklarıyla '10. Yıl Marşımızı' coşkuyla söylerken, Cumhuriyet Meydanında Atatürk heykelinin önünde toplanan halk da 75. kutlama yılında bir diğer marşımızı söylüyordu.
Ölümsüzlük yok bu yaşamda.
Herkes dünyaya geldiği bu alemden bir gün mutlaka çekip gidecek.
Ulusal bayramlarımıza gelince, onlar sonsuza dek kalacak ve kutlanacak.